Kategori: MENKIBELER

MAHLUKAT İLE ZİKREDEN ALLAH DOSTU

Abdurrahmân Tafsuncî, evliyâdan, büyük zât, Hazret-i Abdülkâdir Geylânî ders verdi ona bizzat. Bir gün o havâlîde, bir sahrâya gitmişti, Allahü teâlâyı, şöyle tesbîh etmişti: “Ey vahşîlerin bile, tesbih ettiği Rabbim, Bütün noksanlıklardan, seni tenzîh ederim.” O anda, her taraftan, cümle vahşî hayvanlar, Grup grup gelerek, yanında toplandılar. Arslan ile ceylânlar, geliyordu, yan yana Hiç zarar […]

ÜÇ KIZ KARDEŞİN HAYRAN BIRAKAN DİKKATİ

    Helal olduğuna güvenmediği hiçbir şeyi yemeyen ve kullanmayan Mudğa, Muhha ve Zübde adında üç kardeş vardı. Bu kardeşler, geçimlerini de kendileri çalışarak sağlıyordu. Pamuk yetiştiriyor, bunları toplayıp satıyor veya eğirip iplik yaparak satıyorlardı. Böylece helal kazanılmış bir varlıkla ömürlerini sürdürüyorlardı.    Ahmet bin Hanbel’in sohbet meclislerine katılan Muhha’nın şüpheli şeylere dair incelikli soruları […]

KEŞKE YARDIM ETSEYDİM!

Abdullah-ı Mürteiş, evliyâ-yı kirâmdan Şiddetle kaçınırdı, şüpheli ve haramdan. Dünyâya zerre kadar, vermez idi bir değer, Methetti kendisini, evliyâ ve âlimler. Hânesinin önünde, otururken bir zaman, Genç bir kişi gelerek, para istedi ondan. Vardı gencin üstünde, hem de “yeni bir abâ” Düşündü: “Bu ne için, dileniyor acaba? Yaşı genç, sakat değil, hem yeni elbisesi, Yakışır […]

CELALZADE MUSTAFA ÇELEBİ HAZRETLERİNDEN

    1567 yılında İstanbul’da vefat eden Celalzade Mustafa Çelebi kalplere şifâ sunan, ruhlara ferahlık veren nasîhatlerinin birinde buyurdular ki:    Tasavvuf ehline göre murâkabe; kulun, kalbi ile Allahü teâlâyı zikredip, devamlı Allahü Teâlânın, kullarının hâllerine muttali olduğunu, görüp bildiğini hatırından çıkarmaması, her nefeste Allahü teâlânın azâbından ve cezâsından korku üzere olmasıdır. Büyüklerden birisi;    […]

SON NEFES HİÇ BELLİ OLMAZ

Abdullah bin Menâzil, ulemâdan, büyük zat, Nişâbur’da yetişip, orada etti vefât O, bir gün vâz ederken, buyurdu ki: “Ey insan! Hazırlan son nefese, deme daha var zaman. O “son nefes” dediğin, gelir bu gün, ya yârın, Şimdi ne hazırlarsan, işte o, senin kârın. Her nefesi alırken, âgâh ol, etme gaflet, Her birinin, son nefes olduğunu […]

ŞEYTAN OYALAMAK İSTER

    İsmi Muhammed olup, lakabı Şemsüddîn’dir. 1417 (H. 820) senesi Berât gecesinde Rûc köyünde doğdu.    Muhammed Rûcî’den önce, annesinin çok sevdiği bir oğlu vardı. Beş yaşında iken bu çocuk vefat etti. Annesi bu duruma çok üzüldü. O gece rüyâsında Peygamber efendimizi gördü. Peygamber efendimiz ona; “Sen üzülme, kalbin rahat olsun. Çünkü Allahu Teâlâ, […]

HASTALIK NİMETTİR

Abdullah-ı Dehlevî, şânı büyük bir velî, Meşhurdu halk içinde, bir çok kerâmetleri. Bir gün biri gelerek, mübârek huzûruna, “Oğlumuz çoktan beri, kayıptır” dedi ona. Ve ilâve etti ki: “Lütfen duâ ediniz, Tekrardan ihsân etsin, onu bize Rabbimiz.” Onun bu sözlerini, dinleyip o büyük zât, Buyurdu ki: “Oğlunuz, evindedir şu saat.” O kimse heyret edip, dedi: […]

ÜMMET İÇİN AĞLAYANLAR

    Beyazıd-ı Bestami Hazretleri başından geçen bir hadiseyi şöyle naklediyor:    Benim süluke (tarikatta ilerleme) başladığımda 70 bin kadar keşfü keramet sahibi veli vardı. Bunlar arasında ehl-i ilim olanlar da çoktu. Fakat Cenab-ı Allah o asrın kutbiyyet makamını bir ümmiye ihsan etmişti.    Bu zat akşam – sabah ömrünü demircilikle geçiren ve evlad ü […]

SULTANLAR ONLARA MÜRİD OLURLAR

   Osmanlı’da kadılık makamı gibi mevkiyi bırakıp tarikat ve tasavvuf yolunu seçen, dünya hayatının tüm albenisine rağmen ayakları altına aldığı nefsini ezerek bir şeyhe bağlanan, Osmanlının en meşhur evliyalarından ve âlimlerinden olan Aziz Mahmut Hüdayi Hazretleri’nin Sultan ile yaşadığı olay ve Sultanın ona talebe olma hadisesi şöyledir:    Sultan Birinci Ahmet Han bir gece rüyasında: […]

HAKİMLİKTEN TARİKAT ŞEYHİNİN AYAKLARINA…

   Osmanlı’nın ve Üsküdarımızın meşhur evliyalarından Aziz Mahmut Hüdayi Hazretleri Osmanlı devletinde kadılık makamında idi. Bu makam şimdinin Cumhuriyet savcılarından, ağır ceza mahkemeleri hakimlerinden daha yüksektir. Verdiği hükme temyiz hakkı bulunmaz, aynen uygulanırdı. Hazret bu makamda iken tasavvuf ehline sıcak bakmaz, keramete inanmaz ve dervişleri hor görürdü. Başından geçen bir olay, onu, bulunduğu makamın bütün […]

HADİS-İ ŞERİFİ KAYNAĞINDAN SORANLAR

  Nureddin-i Cerrahi Hazretlerinin mürşidi. Aziz Mahmut Hüdayi Hazretlerinin halifelerinden.    Üsküdar Tekkekapusu Tekkeiçi sokağında Selaminin yıkılmış olan tekkesinde medfun olan Köstendilli Ali Efendi’nin adı geçen tekkeye şeyh olması hadisesini Evronoszade Sami Bey şöyle anlatmıştır:    Zamanın padişahı, uzun müddet Medine’de kalan haremağalarından Beşir Ağa’ya sormuş:    ”Bunca sene Ravda-ı Mutahhara’da (Peygamberimizin kabri şerifi)hizmet etmişsiniz, […]

ŞEYHİ RÜYASINDAN YARDIM ETTİ

   Mahmud Efendi Hazretleri’nin ve bizim üstadımız olan Ahıskalı Ali Haydar Efendi’nin, İskilipli Atıf Hoca ile yaşadığı bir anısı vardır.    Ali Haydar Efendi sert mizaçlı bir insandı. Siyasetle meşgul olmazdı. İttihat ve terakki fırkasına girmesi için Hüseyin Cahit ve Talat Paşa tarafından teklifte bulunulmasına rağmen, tekliflerini kabul etmemişti. Talebelerine de siyasetten uzak durmalarını tavsiye […]

SÖVÜYORDU TALEBESİ OLDU

   Sivas doğumlu olup,  İstanbul’da yetişen büyük velilerden olan Abdülehad Nuri Efendi’nin şu menkıbesi meşhurdur.    Küçükzade Efendi isminde bir âlim, bir gün Süleymaniye Camiinde vaaz eder, altı gün de umumi ders verirdi. Abdülehad Nuri Efendiye ve talebelerine gerek vaazında, gerekse derslerinde dil uzatır, aleyhinde konuşurdu.    Abdülehad Efendinin halifeleri ve talebeleri, o zatın bu […]

RESULÜLLAH MÜRŞİDE ÇAĞIRDI

  5 Mart 1878’de Manisa’nın Saruhanlı kazasında doğan Abdurrahman Sami Niyazi Efendi bir Ramazan gecesi rüyasında Resulullah Efendimizi gördü. Resulullah Efendimiz yanında bulunan zatı göstererek;     ”Ya Sami! Bu senin mürşidim, hocandır. Sen vapura bin ve denize açıl. Vapur hangi iskelede durursa orada in. Hocanı orada bulacaksın.” buyurdu.    Uykusundan uyandıktan sonra sabah namazını eda […]

ABDURRAHMAN HARPUTİ HAZRETLERİ

ARKADAŞLARI ALAY ETTİ, O BÜYÜK VELİ OLDU    1756 tarihinde Sivrice ilçesine bağlı Çöke köyünde doğan Abdurrahman-ı Harputi Hazretleri Diyarbakır’da tahsili sırasında, bütün derslerden geri kalması üzerine, arkadaşları onunla alay ederlerdi.    Bu durumu hocası öğrenince, onun daha çok rencide olmaması için, yanına çağırarak;”Şimdiye kadar okudukların ve öğrendiğin bilgi sana kâfidir. Köylerde çok rahat imamlık […]

VELİLERİN İMTİHANI

   Zamanın alimlerinden yedi kişi bir araya gelip Şeyh İbrahim Düsûki Hazretlerini imtihana karar verdiler. Herbirisi en zor suallerden birer tane hazırlayıp yola çıktılar. Şeyh İbrahim Düsûkî onların bu niyetini Allah’ın bildirmesiyle bilip bir müridini onları yoldan geri çevirmek üzere gönderdi.    İbrahim Düsûkî’nin müridi yolda kadılarla karşılaşıp nereye gittiklerini sordu. Onlar da meseleyi söylediler. […]

KİMİ İMTİHAN EDİYORSUN?

   Hace Bahaeddin Hazretleri, Buhara’nın köylerinden birinde Şeyh Hüsrev isimli bir zatın evine müsafir olmuştu. Gece evde otururlarken Şah-ı Nakşibend Hazretleri ev sahibine: – Git kapıya bak, bakalım orada bekleyen kimdir? Buyurdu.       Şeyh Hüsrev, dışarı çıkıp baktığında köy halkından Yusuf isimli birisinin kapıda beklediğini görüp Hazreti Şeyhden içeri girip giremeyeceğini sordu. Yusuf’a içeri […]

HIRSIZLIKTAN DERVİŞLİĞE

  Şeyh Akif Efendi bir gece evinin penceresini açmış iç dünyasıyla başbaşa olduğu bir sırada bahçe merdivenlerine doğru tanımadıkları bir simanın çıkmakta olduğunu gördü. Eve gelenin iyi niyetli bir kimse olmadığını anlayan Akif Efendi aşağıya inerek kendi odası hariç bütün odaların kapılarını kilitledi odasına girip bir yere gizlendi.    Elini kolunu sallayarak içeri giren adam […]

ALLAHTAN BERAAT

   Rufaî tarikatına mensup müridlerden biri bir gün kendisine çok güvenerek cezbe halindeyken şöyle dua etti: – Ya Rabbi Cehennemden azat olduğuma dair bu aciz kuluna bir belge gönder.    Aradan çok geçmedi, gök yüzünden beyaz bir kâğıt geldi. Alıp baktılar ki, kâğıtta hiçbir yazı yok. Kâğıdın geldiğini görerek sevinen o mürid, içinde bir yazı […]

KERAMETE İNANMAYAN MÜDERRİS

   Meşhur Peçevi tarihinde anlatıldığına göre, Kanunî zamanında Arap-zade isimli bir alim vardı. Bu alim zahiri ilmi oldukça kuvvetli olduğu halde ilmi batından habersiz olduğu gibi keramete bile inanmazdı.    İşte bu alim Kanuni’nin Baş Veziri Rüstem Paşa’ya tesir ederek kendisini Mısır Baş Müderrisliğine tayinini gerçekleştirdi. Diğer taraftan zamanın alimleri Padişaha başvurarak Arap-zadenin akaid kitaplarında […]

ABDÜLKADİR GEYLANÎ HAZRETLERİ VE CİNLER

Bağdatlı bir adam birgün Abdülkadir Geylanî Hazretlerinin huzuruna çıkıp şöyle dedi: – Ya üstad! Benim bakire bir kızım vardı. Birgün evin damına çıktı, oradan aşağıya ne kadar ısrar ettikse indiremedik. Hatta biraz sonra da gözden kaybolup gitti. Bunun çaresi nedir ve bu ne haldir, derdimize bir çare, diye niyazda bulundu.    Abdülkadir Geylanî Hazretleri bir […]