Kategori: MENKIBELER

SEBZE SATAN EBDAL

   Abdülvahid Lahori Hindistan’daki evliyânın büyüklerinden. İsmi Abdülvâhid’dir. Lahor şehrinden olduğu için Lâhorî nisbet edildi. Doğum ve vefât târihleri bilinmemektedir. Evliyânın gözbebeği İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin talebelerinin önde gelenlerindendir. Abdülvâhid-i Lâhorî önceleri İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin hocası Muhammed Bâkî-billah hazretlerinin talebesi idi. Bâkî-billah hazretleri onun terbiye ve yetişmesini İmâm-ı Rabbânî hazretlerine havâle ettiler. Abdülvâhid Lâhorî bundan sonra […]

KİTAP DİLE GELİP: “RABBİN BEN MİYİM?” DEDİ

    Abdülmecid Şirvani, Evliyânın büyüklerinden. Şirvan’da doğdu. Doğum târihi belli değildir. Künyesi Ebü’l-Mehamid, lakabı, Nurullah’dır. Babası Şeyh Veliyyüddîn Şirvan bölgesinin en büyük velîsi idi. İlim, fazîlet, şüpheli şeylerden sakınma ve takvâda çok yüksekti. Devamlı insanlara vâz ve nasîhat eder, ders verirdi. “İnsanların en hayırlısı, onlara faydalı olandır.” hadîs-i şerîfinin açık bir nümûnesi idi.    […]

PAŞAYA TESİR EDEN NASİHAT

   Abdul Kerim Efendi Osmanlı Devleti şeyhülislâmlarından ve velî. Hanefî mezhebi fıkıh âlimidir.    Fâtih Sultan Mehmed Hanın vezirlerinden Mahmûd Paşaya yakınlığı ile tanınan Molla Vildân anlatır:    Birgün Mahmûd Paşa, söz arasında beni çok sevdiğinden bahsetti. Ben de, onun Molla Abdülkerîm Efendiye olan ilgisinden bahisle; “Siz, benden çok Abdülkerîm Efendiyi seversiniz”. dedim. Mahmûd Paşa […]

ŞARAP OLMAK İSTEMEYEN MEYVE

    Irak’ta yetişen büyük velîlerden olan Abdülkâhir Sühreverdî Hazretleri aynı zamanda Şafi mezhebinin alimlerindendi. tahsile başlayan Abdülkâhir Sühreverdî ilim öğrenmek için gençliğinde Bağdad’a gitti. Fıkıh ilmini Nizâmiye Medresesinde hocalık yapan Es’ad Mühenî’den, tasavvuf ilmini İmâm-ı Gazâlî’nin kardeşi Ahmed Gazâlî’den, hadîs ilmini Ali bin Neyhan’dan tahsil etti.    Bir gün Abdülkâhir Sühreverdî hazretleri, yeğeni ile […]

KALP GÖZÜN AÇILSIN İSTİYORSAN MANEVİ TABİP BULMALISIN

Abdülkadir Geylani hazretleri Bir gence buyurdu ki: “Oğlum, senin maksadın, Sâdece yemek içmek, olmasın aman sakın! Buna düşkün olanın, kıymeti çünkü evlat, Çıkardıkları ile ölçülür, aman dikkat! Dünyâda bir günâhı, terk ederse bir insan, Cennet’te onun aslı, edilir ona ihsân. Oğlum, şöyle düşün ki, ölürsün bu gün artık, Bu düşünce içinde, yap ölüme hazırlık. Allah’ı […]

ŞU AYAĞIM HER VELİNİN BOYNUNDADIR

     Abdülkâdir Geylânî hazretlerinin evliyâlıktaki derecesinin yüksekliğini zamânındaki bütün evliyâ kabûl etmişti. Bir gün Bağdad’da sohbet ediyordu. Meclisinde pekçok âlim ve velî vardı. Bir ara; “İşte şu ayağım her velînin boynu üzerindedir.” buyurdu. Orada bulunanların hepsi bu sözü tasdîk ettiler.   Şeyh Halîfet-ül-Ekber anlatır: Rüyâmda Resûlullah efendimizi gördüm. “Yâ Resûlallah! Şeyh Abdülkâdir, ayağım bütün velîlerin […]

ABDÜLKADİR GEYLANİ HAZRETLERİ’NİN NEFİS VE ŞEYTAN İLE MÜCADELESİ

Başlangıcım şöyleydi, dillerde söylenirdi Beşikteyken oruçtum, bunu herkes bilirdi. BÜYÜKLÜK, ŞEYTANA VE NEFSE MUHALEFET ETMEKTEN GELİYOR    Evliyaların resilerinden meşhur Abdülkadir Geylani Hazretleri. O, bulunduğu makama ulaşabilmek için çok zorluklar çekti. Şeytan ve nefisle adeta güreş etti, savaş yaptı ama teslim olmadı. İşte kendi dilinden o müthiş mücadele:    Bir kere Abdülkâdir Geylânî şöyle bir […]

SİNEĞE BİLE SÖZÜ GEÇMEYEN SULTAN

  Abdülkâdir Deştûtî, Mısır evliyâsından. İsmi Abdülkâdir, lakabı Zeynüddîn’dir. Babası Hicâzî diye tanınan Bedrüddîn Muhammed’dir. Mısır’ın Nil Nehri kenarında bulunan Cezîre bölgesinde doğdu. Doğum târihi belli değildir. Küçük yaşta ilim tahsîline başlayan Abdülkâdir Deştûtî, zamânının büyük âlimlerinin huzûrunda yetişti ve kemâle geldi. Birçok fazîletin kendisinde toplandığı, evliyâlık yolunda derecesi yüksek bir zât idi. Güzel hâlleri […]

MÜMİNİN FİRÂSETİ – ABDULHALIK-I GUCDUVANİ HAZRETLERİ

  AbdülHalık Gucduvani (Kuddise Sirrahu) Hazretleri Evliyânın önderlerinden ve Altın Silsilemizin büyüklerindendir. Babası Abdülcemîl Malatyalı idi. İmâm-ı Mâlik hazretlerinin neslinden olup âlim ve ârif idi. Zâhirî ve bâtınî ilimlerde çok yüksekti. MÜMİNİN FİRÂSETİ Abdülhâlık Goncdüvânî, namazları ekserî, Kâbede edâ edip, dönerdi tekrar geri. Bir aşûre gününde, hazret-i Abdülhâlık, O gün talebesiyle, sohbette, bir aralık, Müslüman […]

SEYYİD ABDÜLHAKİM ARVASİ HAZRETLERİNDEN

AMELİYAT OLMADI AMA… Sevdiği kimselerden, Sabri Bey var idi ki, O da şu hâdiseyi, anlatır bizâtihî: Bir gün râhatsızlandım ve gittim hastâneye, Apandisit teşhîsi, kondu muâyenede. Bayram olduğu için, yapmayıp ameliyât, Bir başka hastâneye, sevkettiler o sâat. Çıkıp, o hastâneye, gitmeden daha önce, Efendi’ye uğrayıp, haber verdim hemence. Ellerini öperek, oturunca, o derhâl, Bana; “Sen […]

İSTANBUL’UN EN BÜYÜK EVLİYALARINDAN

Hâlid-i Bağdâdî’nin, şânını o zamanlar, Duymuştu dünyâdaki, bilcümle müslümanlar. Yayılınca şöhreti, her yerine dünyânın, Bağdad’a geliyordu, insanlar akın akın. Hem İstanbul’dan dahi, birçok âşık olanlar, Ona kavuşmak için, Bağdad’a yollandılar. Bu gelen insanların, şu idi tek gâyesi: “Hâlid-i Bağdâdî’nin, olmaktı talebesi.” Zîrâ Resûlullah’tan, fışkıran bütün “nûrlar”, Ondan yayılıyordu, herkese o zamanlar. İstanbul’dan Bağdad’a, taşınan insanlara, […]

O ASLAN NİYE ORADAYDI?

   Fas’ta yaşayan evliyânın büyüklerinden. İsmi Abdülazîz bin Mes’ûd Debbağ’dır. Soyu hazret-i Ali efendimize dayanmakta olup hem şerîf, hem de seyyiddir. 1679 (H.1090) senesinde Fas’ta doğdu. 1720 (H.1132) senesinde doğduğu yerde vefat etti.    Bir grup talebesi bir yere gitmek için yola çıktılar. Yanlarında eşkıyâ saldırısına karşı koyacak hiç bir şey yoktu. Geceyi tenha ve […]

DAĞLARLA KUŞLARLA ZİKRETTİ

Abdurrahmân Tafsuncî, evliyâdan, büyük zât, Abdulkadir Geylani Hazretleri ders verdi ona bizzat. Bir gün o havâlîde, bir sahrâya gitmişti, Allahü teâlâyı, şöyle tesbîh etmişti: “Ey vahşîlerin bile, tesbih ettiği Rabbim, Bütün noksanlıklardan, seni tenzîh ederim.” O anda, her taraftan, cümle vahşî hayvanlar, Grup grup gelerek, yanında toplandılar. Arslan ile ceylânlar, geliyordu, yan yana Hiç zarar […]

KANLI GÖMLEĞİN SIRRI

  Seyyid Abdurrahmân Arvasi, ihsân sâhibiydi. Mal ve canını Allahü teâlânın dînini yaymak için sarf etti. Zamânının kutbu olduğu için uzak yerlerde Allah yolunda, O’nun dînini yaymak için savaşanların yardımına koşardı.    Hanımı şöyle anlattı:    Efendim, arada-sırada silâhlarını kuşanır, evden çıkar, sabahtan önce yine eve gelirdi. Geldiğinde üstünde-başında kan lekeleri olurdu. Elbiselerini yıkar sesimi […]

KÜÇÜK ÇOCUKTAN BÜYÜK DERS

  Abdullah bin Mubarek Hazretleri bir gün yolda gidiyordu. Önünde birkaç koyunla bir çoban çocuk gördü. Ona acıdı ve; “Zavallı, çocuklukta çobanlık yaparsa, büyüdükte Allahü teâlânın ibâdet ve mârifetine nasıl erişir?” dedi. Sonra kendi kendine; “Gideyim, ona Allahü teâlâyı tanımakta bir mesele öğreteyim.” deyip, çocuğun yanına geldi ve: -Evlâdım, Allahü teâlâyı bilir misin? buyurdu. Çocuk: […]

ABDULLAH BİN MUBAREK’TEN NASİHATLER

    “Biz çok ilimden ziyâde az da olsa edebe muhtâcız.” “Âlimleri hafife alanların âhireti, ümerâyı hafife alanların dünyâsı, dostlarını hafife alanların mürüvveti yıkılır.” “Kalbinde Allah korkusu çok az olan, dünyâ sevgisi bulunan, haramlardan sakınmayan, âlim olduğunu söylerse şaşılır.” “Sâlih kimselerden olmadığım hâlde, sâlihleri severim. Kötü kimselerden daha aşağı olduğum halde, kötüleri sevmem.” “Eğer gıybet […]

ABDULLAH MÜRTEİŞ HAZRETLERİNDEN NASİHATLER

    Abdullah Mürteiş hazretleri nasîhat ve sohbetleriyle uzun müddet insanlara rehberlik yapmıştır. Bir defâsında da nasîhat isteyenlere; “Size nasîhat vermeye benden daha münâsib ve benden daha hayırlı olanlara gidiniz. Böylece beni de, sizlerden çok daha hayırlı olan Rabbimle berâber bırakmış olursunuz ve ben de hep O’nunla meşgûl olurum.” buyurdu. Hastalığı artıp vefâtı yaklaştığı sırada […]

ABDULLAH BİN MENAZİL HAZRETLERİNDEN ÖĞÜTLER

  Evliyânın meşhurlarından. İsmi Abdullah bin Muhammed bin Menâzil, künyesi Ebû Muhammed’dir. Doğum târihi bilinmemektedir. 940 (H. 329) senesinde Nişâbur’da vefât etti. Kabri Enbâr şehidliğindedir. Hocası evliyânın büyüklerinden olan Hamdun Kassâr hazretleridir. Onun derslerinde ve sohbetlerinde yetişip zâhir, bâtın, açık ve gizli ilimlerde âlim oldu. Tasavvufta yüksek haller, fazîletler sâhibi ve hadîs ilminde âlim idi. […]

ERZİNCAN’DA VERİLEN EMANET

    Abdullah-ı Mekkî, Erzincan’ı şereflendirince insanlar akın akın ziyâretine geldiler. Gelenler arasında, Terzi Baba diye bilinen Muhammed Vehbî de vardı.    Abdullah Mekkî, Muhammed Vehbî içeri girince ayağa kalktı. Onu dâvet edip yanına oturttu. Muhammed Vehbî’ye karşı hiç kimseye göstermediği iltifâtlarda bulundu. Sonra Muhammed Vehbî’nin durumunu öğrenmek için yanındakilere; “Bu zâtın serveti var mıdır?” […]

AT HIRSIZININ HİKAYESİ

   Abdullah-ı İlâhî’nin sohbetleri çok tesirli ve faydalı olurdu. Sohbetlerinde ve diğer zamanlarda herkesin gönlünü almaya çok dikkat gösterirdi. Sohbette bulunanlardan birinin bir sıkıntısı, bir müşkülü olsa onun hâlini keşfeder sıkıntısını giderirdi. Sohbetiyle, tereddütleri ortadan kaldırırdı.    Yine bir gün sohbette, söz çalışmak ve gayretten açılmıştı ve; “İnsan çalışıp, gayret göstermedikçe olgunlaşamaz ve bir mertebeye […]

ABDULLAH BİN HUBEYK’TEN ÖĞÜTLER

   Evliyânın büyüklerinden. İsmi Abdullah bin Hubeyk bin Sâbık, künyesi Ebû Muhammed, nisbesi el-Kûfî, el-Antâkî’dir. Kûfe’de doğdu. Antakya’da yaşadı.    Abdullah bin Hubeyk büyük âlim Yûsuf Esbât’ın derslerinde yetişti. İlim ve feyz aldı. Tasavvufta evliyânın büyüklerinden Süfyân-ı Sevrî hazretlerinin yolunu tâkib etti. Zühd ve takvâda üstün bir dereceye yükseldi. “Bu ümmet içinde Yahyâ aleyhisselâmın zühdüne […]

BEN ÖLÜYÜ DİRİLTEMEM

    Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin yetiştirdiği velîlerden. İsmi Abdullah’tır. Herâtlı olduğu için Herâtî veya Hirevî nisbeleriyle meşhûr olmuştur. Doğum ve vefât târihleri kesin olarak bilinmemektedir. Şam’da vefât etti. Kabri Kâsiyun Dağı eteğinde Mevlânâ Halîd-i Bağdâdî hazretlerinin türbesi yanındaki kabristandadır.    Trablusşam Nakîb-ül-eşrâfı Şeyh Abdülfettâh Zağbî Efendi, Yûsuf Nebhânî hazretlerine şöyle anlatmıştır: Bir defâsında bir […]

ÖNCE NEFSİ TERBİYE

    Abdullah Haydari Hazretleri;    İlim ve edebiyâttaki bu yüksek derecesi sebebiyle Bağdâd’a Hanefî müftüsü olarak tâyin edildi. Senelerce müslümanların dînî sorularına cevap verip İslâmiyetin emir ve yasaklarını anlattı. Hindistan’a giderek Şah Gulâm-ı Ali Abdullah-ı Dehlevî hazretlerinin mânevî sofrasından feyz alıp, insanlara İslâmiyetin emir ve yasaklarını anlatarak onların dünyâ ve âhirette seâdete, kurtuluşa ermelerine […]

AĞAÇLAR DA SECDEYE KAPANDILAR

    Evliyânın büyüklerinden Şeyh Abdullah el-Acemî. Doğum târihi bilinmemektedir. Haleb civârında Bire yakınındaki Kefertaşe köyünde ikâmet ederdi. Bağ-bahçe ile uğraşır, çiftçilik yapardı. Üstün hâller ve kerâmetler sâhibi bir zâttı.    Zamânın sultânı Melîk Zâhir Mücirüddîn, bir defâsında Abdullah el-Acemî hazretlerinin köyüne gitmişti. Abdullah el-Acemî bahçelerde bekçilik yapıyordu. Melik onu bir bahçe içinde görüp: “Ey […]

ABDULLAH-I DEHLEVİ HAZRETLERİNDEN

    Hindistan evliyâsından Silsilemizin büyüklerden olup, seyyiddir. 1745 (H. 1158)’te Hindistan’ın Pencab şehrinde doğdu. 1824 (H. 1240) senesinde Delhi’de vefât etti.    Delhi Câmisinin imâmı Mevlevî Fadl Ahmed’in çocuğu uzun zamandır hasta yatıyordu. Bir gece rüyâda, Abdullah-ı Dehlevî hazretleri kendi evine gelip, hasta oğluna bir şey içirdi. Sabah olunca oğlunun tamâmen iyileştiğini gördü. Çok […]

BİTMEYEN AKÇE

    Resulullah Efendimiz’in soyundan gelen ve manevi bir talimatla Bursa’ya gelip burada yaşayan Emir Sultan Hazretleri’nin zuhur eden bir kerameti şöyle anlatılıyor.    Emir Sultan hazretlerinin çok talebesi vardı. Bunlardan bazıları gündüzleri oruç tutar, geceleri de sabaha kadar namaz kılarlardı. Haftada bir gelir Emir Sultan hazretlerine gelip, ihtiyaçlarını alıp giderlerdi. Aldıklarıyla bir hafta boyunca […]

TEVAZUNUN BÖYLESİ

Evliyânın büyüğü, “Abdülazîz Dîrînî”, Yayıp kuvvetlendirdi, Allah’ın dînini. Bin iki yüz on altı, yılında doğan bu zât Yetmiş dokuz yaşında, Mısır’da etti vefât. Güler yüz, tatlı dille, mümtaz idi bilhassa, Hiç kimsenin kalbini, incitmezdi o aslâ. O, hâlini herkese, etmezdi fazla izhâr, Bir gün onu dışarda, gördü bâzı insanlar. Gayr-i müslim bir kimse, zannedip kendisini, […]

İLAHİ SIRRI TAŞIYABİLİR Mİ

    Yûsuf bin Abdullah bin Ömer bin Ali bin Hıdır el-Acemî el-Gürânî, künyesi Ebü’l-Mehâsin, lakabı Cemâlüddîn. Bu mubarek zatın birçok kerameti görülmüştür.    Allah dostları yetiştirdikleri müritlerinin hallerine, Allah’ın izniyle vakıf olurlar.    Yûsuf el-Gürânî’nin yanına gelip, dergâhta üç seneye yakın kalan biri vardı. Bu kimse devamlı Allahü teâlâya giden yolu taleb eder, ilahi […]

DAVETE İCABET ETMEK

    On yedinci yüzyıl Anadolu velîlerinden. İsmi Ahmed, mahlası Gavsî’dir. Gavsî Ahmed Dede diye meşhur olmuştur. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî hazretlerinin tasavvuftaki yolu olan Mevleviyye’ye mensuptur.    Âlim ve asîl bir âileye mensûb olan Gavsî Ahmed Dede, küçük yaştan îtibâren ilim tahsîline başladı. Zamânının usûlüne göre aklî ve naklî ilimleri tahsîl edip icâzet, diploma aldı. […]

KALP KAPILARINI AÇARLAR

   Anadolu velîlerinin meşhurlarından Muhammed bin Ali. Feyzullah lakabı ile meşhurdur. Şimdi Bulgaristan sınırları içinde bulunan Silistre’nin Sazlı köyünde 1805 (H.1220) senesinde doğdu. 1876 (H.1293)’de İstanbul’da vefât etti. Fâtih Câmiinde kalabalık bir cemâat tarafından cenâze namazı kılınıp, Halıcılar semtindeki dergâhına defnedildi.    Feyzullah Efendi, çeşitli vazîfeler yaptı. Bütün bu vazîfeleri sırasında kendisine rehberlik edecek bir […]