Sahabeye Sebbetmenin (Sövmenin) hükmü

Sebbetmek: Sövmek

Sahabeyi sevmek Ehl-i Sünnet ve Cemaat yolunun şiarlarındandır. Ayrıca bu nokta, Sırat-ı müstakim üzere olmayı temsil eden bu pak yolu bidat ekollerden ayıran bariz vasıflardan bir tanesidir. İmam et-Tahâvî, Ehl-i Sünnet itikadının esaslarını beyan ettiği o umde metninde sahâbeye karşı olması gereken tutumumuzu şöyle dile getirir: “Resulüllah (sallallahu aleyhi ve sellem)’ın ashâbını severiz. Onlardan hiçbirini sevmek hususunda bir eksiklik göstermeyiz. Onlardan hiçbirinden beri olmayız. Onlara buğz edene ve onları hayırdan başkasıyla yâd edene buğz ederiz. Onları ancak hayırla yâd ederiz. Onları sevmek dindir, imandır, ihsandır. Onlara buğz etmek ise küfürdür, nifaktır ve tuğyan (azgınlık)dır.” [1]

Ulema, sahâbeye sebbetmenin, onlar hakkında hakaretâmiz ifadeler kullanmanın hükmüyle alakalı muhtelif naslar ışığında farklı görüşler beyan etmişlerdir. Ne var ki ulemanın tamamı “Nebi’ye söven küfre girmiş olur, sahâbîye söven de fasık olmuş olur” noktasında ittifak etmişlerdir. [2] Kimi âlimler sahabeye sebbetmenin direkt küfür olacağını söylerken kimileri bunu bidat ve fısk olarak görmüşlerdir. Bizler de bu yazıda dört mezhep ulemasının bu konudaki görüşlerini özet bir şekilde aktarmaya gayret edeceğiz.

1. SAHABENİN TAMAMINA SEBBETMEK

Sahabenin tamamına onları tekfir etmeksizin sebbetmek Şafii ulemasından İmam es-Sübkî’ye göre şeksiz şüphesiz küfürdür. [3] Ne var ki Şafii mezhebi de dahil olmak üzere diğer mezheplerin uleması bu görüşte İmam Sübkî’ye muvafakat etmemişler ve bunun “fasıklık” olacağını söyleyerek ilgili cürmü işleyen kişinin edeplendirilmesi gerektiğini savunmuşlardır. [4] Elbette bu te’dîbi yapacak olan da devlet otoritesidir. [5] Fakat bunu helal sayarak yapacak olursa küfre gireceğine hükmedilmiştir. [6]

2. SAHABENİN BAZISINA SEBBETMEK

Sahabenin bazısına sebbetmeyi iki başlık altında incelememiz mümkündür: Sahabeden bir kısmına sahâbeliğinden dolayı sebbetmek veya sahabeliğin dışındaki bir sebepten ötürü sebbetmek.

a. Sahabeliğinden Ötürü Sebbetmek

Ulema, sahâbeliğinden dolayı bazı sahâbilere sebbetmeyi küfür olarak görmüşlerdir. Zira bu onların Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ile olan birlikteliklerini hafife almak anlamına gelecek ve Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem)’ne de saldırı anlamını taşıyacaktır. Tahavî’nin yukarıda aktardığımız sözündeki “Onlara buğz etmek ise küfürdür” ifadesinin anlamı budur. [7]

b. Sahabe Olmalarının Dışında Bir Nedenden Sebbetmek

Sahâbe oluşlarına mebni değil de başka bir sebebe dayalı olarak onlara sebbetmekle alakalı Hanefiler bunun küfür olmayacağını söylemişlerdir. Zira sahâbe hakkında uygunsuz konuştukları malum olmasına rağmen Mu’tezile ve Hâricîler tekfir edilmemektedir. [8] Bu söylediğimiz, şeyhayne (Hz.Ebubekir ve Hz.Ömer) sebbedilmesi meselesi için de geçerlidir. [9]

Sahâbeden birine sebbetmek ve ona buğzetmek küfrü gerektirmez. Bilakis böyle bir kişinin dalalet ehli olduğuna hükmedilir. [10]

Mâlikîlere göre de bu küfür değildir, fasıklıktır. [11] Ve böyle birisi mübâlağa ile edeplendirilmelidir. [12] Nitekim bu noktada İmam Malik (rahimehullah)’in “Kim Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’e söverse öldürülür, kim de sahabeye söverse edeplendirilir” dediği nakledilmektedir.

[13] Dolayısıyla Malikîlere göre Hz. Osman hakkında uygunsuz konuşup ondan beri olan Râfızîler şiddetli bir şekilde edeplendirilir. Hz. Ebubekir (radıyallahu anh) ve Ömer (radıyallahu anh)’e karşı bunu yapan kişinin cezası daha ağır olmalıdır. Mesela defaatça dövülmesi veya ölünceye kadar hapsedilmesi gibi. Fakat direkt olarak öldürme Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’e sebbeden kişiye uygulanır. [14]

Şafiilere göre sahâbeye muhtelif sebeplerden ötürü sebbeden kişi küfre girmez. Her ne kadar Şafii ulemasından İmam es-Sübkî (rahimehullah)’nin bu konudaki görüşü farklı olsa da sair Şafii fukahasına göre hüküm böyledir.

İbn Hacer el-Heytemî (rahimehullah) bu noktaya vurgu yaparak İmam es-Sübkî’nin görüşünün mezhebi yansıtmadığını bilakis şahsî mülahazası olduğunu ve Şafii mezhebinin kaidelerine muhalif olduğunu söylemektedir. [15]

İmam el-Gazzâlî (rahimehullah) de Hz. Ebubekir (radıyallahu anh) ve Hz. Ömer (radıyallahu anh)’in yahut sahâbeden bir kısmının fâsık olduğuna inananların tekfir edilemeyeceklerini bilakis fasık, ehl-i dalâlet ve ümmetin icmaına muhalefet eden kişiler olduklarını söylemektedir. [16] Yine Şafii kaynaklarda sahabeye söven bidatçi kişinin şehadetinin kabul edileceği kaydedilmektedir. Çünkü o kişi bunu itikaden yapmakta, düşmanlıktan ötürü yapmamaktadır.

Dolayısıyla tevili olduğu için onun tekfir edilmesi mümkün değildir. [17] Ne var ki bu durum onu âsî ve günahkâr olmadığı anlamına gelmemektedir. [18]

Hanbelîlere göre sahâbeye sebbeden kişi yaptığı işi helal sayarak yapıyorsa küfre girer. Aksi durumda kâfir olmaz. [19] Bilakis fasık olur. [20] İmam Ahmed’in bu bağlamda “Sahâbeye söven kişiyi devletin edeplendirmesi vacip olur” dediği nakledilmektedir. [21]

3. HZ. EBUBEKİR VE HZ.ÖMER’E SEBBETMEK

Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer (radıyallahu anh)’e sebbetmek sahâbeye sebbetme konusu içerisinde ayrı bir başlık altında incelenen bir meseledir. Bir kısım Hanefi kaynaklarda Şeyhayn’e söven veya haklarında kötü konuşan kişinin küfre gireceği, katlinin vacip olacağı ve tevbesinin de kabul edilmeyeceği belirtilmektedir. [22] Buna göre Şeyhayn’e söven bir Rafızî kafirdir.

Fakat sövmeyip sadece Hz. Ali (radıyallahu anha)’nin onlardan daha üstün olduğunu savunursa bidatçidir. [23] Lakin bu fetvâ muhakkik âlimler tarafından müşkil bulunmuştur. Zira Hanefî’lere göre Peygamber (sallallahu alryhi ve sellem)’e sebbeden kişinin bile tevbesi kabul edilmektedir.

Ayrıca geride de aktardığımız gibi el-İhtiyâr tarzı eserlerde sahabeye söven kişinin kâfir değil dalalet ehli olacağı zikredilmektedir. [24] Diğer mezheplere baktığımızda da –bazıları dışında- genel olarak ulemanın bunu direkt olarak küfür görmediklerini müşahede ediyoruz. [25]

4. HZ. AİŞE’YE SEBBETMEK

Genel anlamda sahabeye sebbetme konusu ele alındıktan sonra husûsen Hz. Aişe (radıyallahu anha))’ye sebbetme konusunun ele alınması daha çok “İfk Hadisesi” ile ilgilidir. Zira bu konuda Kur’an-ı Kerim’de açık bir şekilde Hz. Aişe (radıyallahu anha) validemizin beraetine dair ayet olmasına rağmen onun –hâşâ- bu cürümden beri olmadığını savunan kimseler olmuştur.

Ulema bu noktada Hz. Aişe (radıyallahu anha)’ye bu çirkin iftirayı atanların açıkça ayete muhalefet etmelerinden ötürü küfre gireceklerini söylemişlerdir. Nitekim İmam Mâlik, “Kim Aişe (radıyallahu anha)’ ye sebbederse öldürülür. Çünkü Kur’an’ın onu tebrie etmesine muhâlefet etmiştir” demiştir. [26]

Bu noktada Hanefiler de böyle bir kişinin kafir olacaklarını söylemişlerdir. Zira bu iddianın şüphe arz edebilecek hiçbir yanı yoktur. [27] Şafiilere göre de değişen bir durum yoktur: Hz. Aişe (radıyallahu anha)’ye zina nispet eden kişi kâfir olur. [28] Hanbelîler de kişinin bu durumda kâfir olacağını söylemektedirler. [29]

Fakat Hz. Aişe (radıyallahu anha)’ye zina iftirası değil de başka bir sebeple sebbeden kişinin hükmü küfür değildir. Bu konu yukarıda bahsi geçen “sahâbîye sebbeden kişinin hükmü” başlığı altında değerlendirilir.

_____________________________________________________________________________________

Dipnotlar:

[1]Ebu Ca’fer et-Tahâvî, Beyânu Akîdeti Ehli’s-Sünne ve’l-Cemâ’a, Daru İbn Hazm, Beyrut-Lübnan, 1995, Baskı: I, s. 29
[2]el-Mâverdî, Ali b. Muhammed, el-Hâvî fî Fıkhi’ş-Şafi’î,Daru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut-Lübnan, 1994, Baskı: I, XVII/173
[3]Takıyyuddin es-Sübkî, Fetâva’s-Sübkî, Daru’l-Ma’rife, Beyrut, Lübnan, II/575
[4]ed-Derdîr, Ebu’l-Berekât Ahmed b. Muhammed el-Adevî, eş-Şerhu’l-Kebîr, IV/312; Ahmed es-Sâvî, Buğyetu’s-Sâlik li Akrebi’l-Mesâlik, Daru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut-Lübnan, 1995, IV/231;ed-Desûkî, Muhammed, Hâşiyetu’d-Desûkî ale’ş-Şerhi’l-Kebîr, Daru’l-Fikr, Beyrut, IV/312
[5]el-Merdâvî, Alâuddin Ebu’l-Hasen, el-İnsâf fî Ma’rifeti’r-Râcihi mine’l-Hilâf, Daru İhyâi’t-Türâsi’l-Arabî, Beyrut-Lübnan, 1419, Baskı: I, X/182
[6]Muhammed b. Müflih, el-Furû’ ve Tashîhu’l-Furû’, Müessesetu’r-Risâle, 2003, Baskı: I, X/182
[7] es-Sübkî, a.g.e., II/575
[8] İbn Âbidîn, Reddu’l-Muhtâr ale’d-Dürri’l-Muhtâr, Daru’l-Fikr, Beyrut, 2000, V/11
[9] İbn Âbidîn, Tenbîhu’l-Vulâti ve’l-Hükkâm alâ Hükmi Şâtimi Hayri’l-Enâm,(Mecmu’atu’r-Resâil içerisinde) el-Mektebetu’l-Ezheriyye li’t-Türâs, Kahire, 1432, Baskı: I, I/636
[10] el-Mavsılî, Abdullah b. Mahmud, el-İhtiyârli Ta’lîli’l-Muhtâr, Matbaatu’l-Halebî Kahire, 1937, IV/151
[11] Ebu’l-Hasen Ali b. Abdüsselam, el-Behce fî Şerhi’t-Tuhfe, Daru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut, Lübnan, 1998, Baskı: I, I/416;ed-Derdîr, eş-Şerhu’l-Kebir, IV/312; el-Abderî, Ebu Abdillah Muhammed b. Yusuf, et-Tâc ve’l-İklîl li Muhtasari Halil, Daru’l-Fikr, 1398, VI/288
[12] Muhammed İllîş, Minahu’l-Celîl alâ Muhatasari Seyyid Halîl, Daru’l-Fikr, 1989, IX/243
[13]Kadı İyâz, eş-Şifâ bi Ta’rîfi Hukûki’l-Mustafâ, Daru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut-Lübnan, II/308
[14] Kadı İyâz, a.g.e., II/308-9
[15] İbn Hacer el-Heytemî, es-Savâ’iku’l-Muhrika alâ Ehli’r-Rafdi ve’d-Dalâli ve’z-Zendeka, Müessesetu’r-Risâle, Lübnan, 1997, Baskı: I, I/131
[16] el-Gazzâlî, Ebû Hâmid Muhammed b. Muhammed, Fedâihu’l-Bâtıniyye, Müessesetu Dâri’l-Kütübi’s-Sekâfiyye,Kuveyt, s. 149
[17] ed- Dimyâtî, Ebubekir b. Seyyid, Hâşiyetu İ’âneti’t-Tâlibîn, Daru’l-Fikr, Beyrut, IV/290
[18] er-Remlî, Şemsuddin Muhammed, Nihâyetu’l-Muhtâc ilâ Şerhi’l-Minhâc, Daru’l-Fikr, Beyrut, 1984, VI/78
[19] el-Merdâvî, a.g.e., X/244
[20] Mustafa es-Suyûtî er-Rahîbânî, Metâlibu Uli’n-Nühâ fi Şerhi Ğâyeti’l-Müntehâ, el-Mektebu’l-İslâmi, 1961, VI/274
[21] Muhammed b. Müflih, a.g.e., X/105
[22] İbn Nüceym, el-Bahru’r-Râik, Daru’l-Ma’rife, Beyrut, V/136
[23] Şeyh Nizâm, el-Fetâva’l-Hindiyye, Daru’l-Fikr, Beyrut, 1991, II/264
[24] İbn Âbidîn, Reddu’l-Muhtâr, XVI/296
[25] Celâleddin es-Suyûtî, İlkâmu’l-Hacer limen zekkâ Sâbbe Ebîbekrin ve Umer, Thk: Ahmed Ferid el-Mezîdî, Yayınevi, Tarih: Yok, s.196
[26] es-Sübkî, Taküyyuddin, es-Seyfu’l-Meslûl alâ men Sebbe’r-Resûl, Daru’l-Feth, Ammân- Ürdün, 2000, Baskı I, s. 417
[27] İbn Âbidîn, Reddu’l-Muhtâr, V/11
[28] Zekeriyya en-Nevevî, Ravzatu’t-Tâlibîn ve Umdetu’l-Müftîn, el-Mektebu’l-İslâmî, Beyrut, X/64
[29] es-Sübkî, es-Seyfu’l-Meslûl, s. 418

Dirayet Dergisi – Ömer Faruk Korkmaz

  1. Allah razı olsun
    Konu biraz karışık olmuş anlasilmasi zor örnekler ile konuyu açiklanirsa anlaşılır olur
    Ayrıca Sahabiye küfre girmiş diyenler için hüküm göremedim onudan eklerseniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir