Kendimizi düzeltmeden devlet düzelmez

Devlet mekanizması ve siyaset müessesesinin vatandaşa karşı sorumluluğu neleri ihtiva eder, nerede başlar, nerede biter? Bu kritik sorunun cevabını son iki asırdır net bir şekilde verebildiğimizi söylemek mümkün değil sanırım. Bugün her birimiz adını, durduğumuz yere nispetle başka başka koysak da yaşadığımız pek çok sıkıntının altında bu mesele ve bu meseleden doğan bir başka büyük problem var.

Osmanlı’nın son döneminde yaşanan badire ve sıkıntılarla kayan şiraze, bütün bir Cumhuriyet dönemi boyunca dengesini bulamadı ve nihayet son dönem devlet yapılanmasındaki değişikliklerle hepten alt üst oldu. Arıyoruz, doğruyu ve güzeli el yordamıyla, deneme yanılma yoluyla, ağır bedeller ödeyerek mütemadiyen arıyoruz. Bu arayışta dümeni başkalarının istediği rotaya kasıtlı olarak kırsak da, kendimizce sahil selamet diye tespit ettiğimiz yere büyük bir iyi niyetle çevirsek de bedeli ödemek hep gemi ahalisine düşüyor. Aynı gemideyiz diye kızgın demiri soğutma çağrısı yapsak da “sizinle aynı gemide değiliz” diyerek fırtınalarla iş tutsak da bedeli ödeyen hep biz oluyoruz. Güverteyi kemiren fare de payını alıyor içeri doluşan sulardan, fareden peyniri saklayan aşçı da… Kaptanın da yüzü gözü mor içinde kalıyor, kaptan olma hayali kuran miço da vuruyor kafasını bir köşeye. Kaptan fırtınayla kavgalı, yolcu kaptana kızıyor, tayfa denizden mustarip, fare aşçının elinden bizar… Dikkat ediniz yüz yıllık yolculuğumuz boyunca kim bilir kaç kez kaptanları değiştirdik, rotayı değiştirdik, pusulayı yeniledik, seyrimizi başkalaştırdık ve daha neler neler yaptık ama yine olmadı. Çünkü “kara göründü” müjdesini duyma hayaliyle yaptığımız her değişikliğe fırtına bir başka yönden eserek, dalga bir başka cesamette arz-ı endam ederek, kayalıklar her defasında farklı bir surette ve ayrı bir yerden karşımıza çıkarak mukabele etti ve olmadı. Bu olmayışta, devlet mekanizması ve siyaset müessesine dair yazının başında sorduğumuz soru çok mühim bir yerde duruyor. Devleti bir mekanizma ve siyaseti bir müessese diye tanımlayışım sebepsiz değil. Çünkü devletin vatandaşına karşı sorumluluğunun muhtevasını ve bu sorumluluğun nerede başlayıp nerede bittiğinin tespitini bir mutabakat çerçevesinde değişmez olarak çerçevelemek devletin işidir ve bu devlet olmanın olmazsa olmaz gereğidir. Siyaset müessesi ise bu sabit muhteva ve sınırları keyfine göre değiştirmek veya kendine göre yeniden belirlemek için değil, kendisine tanınan süre boyunca o sınırlar içinde kalarak o muhtevayı kendi hayat görüşünce şekillendirmek için vardır. Aksi durumda her iktidar sahibi muhteva ve bu muhtevanın nerede başlayıp nerede biteceğine dair hududu sil baştan tanımlamaya kalkar ve bu durumda da ortada devlet diye bir şey kalmaz. Zamanın getirdiği bir takım ihtiyaçlara göre detaylar değişiklik gösterebilir ama asıl asla dokunulmaması gereken mahrem alandır. Asıl derken kastettiğimi bir soru ile müşahhas hale getirebilirim sanırım: Bir siyasi parti Türkiye’de iktidar olsa, devlete mi sahip olur devleti yönetme hakkına mı? Devletin sahibi olur diyeceksek kitlesini memnun etmek için her istediğini istediği gibi yapabileceğini de kabul etmiş oluruz. Kitle, yani o siyasi partiye oy verenler ve onların talep ve beklentileri burada çok önemli bir yerde duruyor. Zira sorumuza bir üçüncü boyut katmış oluyoruz böylelikle: Vatandaşın devlet mekanizmasından ve siyaset müessesesinden beklentisi neler olmalıdır? Halkın devleti ve siyaseti tanımlayış biçimi bu beklentilerin tespiti ve tarifi noktasında esas belirleyici unsur olacağı için seçtiği siyasetçilere de kendilerini devleti yöneten mi devletin sahibi gibi mi göreceklerini tayin etme hakkını veriyor. Bir örnekle açalım mevzuyu. Devletin, eğitim ve öğretim hayatını tanzim etmek gibi bir sorumluluğu, vatandaşın da devletinden bunu beklemek gibi bir hakkı vardır. Siyaset müessesesi ise kendisine iktidar olma şansı verildiğinde fizikî şartlardan eğitim kalitesine kadar pek çok alanda daha iyi icraatlar ortaya koyarak bu vazifenin halline uğraşmakla memurdur. Yani bu örnekten hareketle devlet vatandaşlar için vardır iktidar ise devlet için. Fakat vatandaş çocuklarının daha erdemli ve ahlaklı olmasını da devletten beklediği anda siyasete devlet mekanizmasının sorumluluk muhtevasına müdahale etme hakkını da veriyor ve bunun neticesinde şöyle enteresan bir durum çıkıyor ortaya: Devlet siyasi iktidar için vardır, vatandaş devlet için.

Biraz daha açalım: Vatandaş devletten ulaşım meselesinin hallini bekleme hakkına sahiptir, yol yapmak da devletin vazifesidir. Siyasi iktidar ise kendisine tanınan zaman diliminde bu işin icrasına muvazzaftır. Ne zaman ki vatandaş, siyaset müessesine yüklediği gereksiz mukaddes mana sebebiyle araç sürücülerinin birbirlerine karşı Müslümanca ve nazik davranma işinin hallini de devletten bekliyor, işte o zaman iktidar hem asla halledemeyeceği bir yükün altına giriyor hem de asli vazifesi olan yol yapma işini de savsaklamaya başlıyor. Suçlu kim? Kendi halletmesi gereken işi siyasete bırakan vatandaş mı, kendisinden her şeyin beklenmesi sebebiyle devlet benim havasına girmesi muhtemel siyasi mi, levyeyi kapıp kendisini sollayan araç şoförünü pataklamaya davranan serseri mi?

Hâkimin adaletli davranmasını, belediye başkanının rüşvet yememesini, bürokratın torpil yapmamasını, avukatın üçkâğıda kaçmamasını, müteahhidin tasavvurumuza bigâne olmamasını, imamın takva sahibi, doktorun insaflı olmasını, öğretmenin işini ibadet şuuruyla yapmasını, çocuklarımızın milli ve manevi değerlerle donanmasını ve daha olmasını yahut olmamasını istediğimiz pek çok meselenin hallinin siyaset müessesi eliyle gerçekleşeceğini zannediyorsak yanılıyoruz. Bütün bu işleri yanlış ve eksik yapan kişilerin bizim içimizden çıktığının farkına vararak kendi halimizi düzeltme yoluna gidersek bir gün bu işleri deruhte edenler doğru dürüst insanlar olur ve onların marifetiyle siyaset müessesi kendi asli işini kâmilen yapmaya, devlet mekanizması iktidar kim olursa olsun işlemeye ve gemi fırtına nereden gelirse gelsin rotasınca ilerlemeye devam eder.

“Gel ve her bir derdimizi çöz” dediğiniz kişiye; “niçin bir tek kendisi varmış gibi davranıyor” deme hakkınız da yoktur, eliyle her meselenin hallolacağını vehmettiğiniz siyaset müessesesine; “niçin her meseleye karışıyor” deme hakkınız da! Adını koyalım: Devleti eğriler yönetmesin diye doğrularımızdan fedakârlık etme pahasına iktidar mı olmak istiyoruz, yoksa iktidar olmamayı da göze alarak bütün eğri yanlarımızdan kurtulup emrolunduğumuz gibi dosdoğru mu kalmak mı?

Serdar Tuncer – Yeni Şafak

7 Yorum

  1. Unkapaninda Yusuf kaplan hocanın seminerini dinledim adam aynen şunları söyledi ne oldu bize ensar vakfını biz müslümanlar ellerimizle parcalamamiz gerekirdi dedi.biz ümmet olmayı bile unuttuk.ummet bilinci filistin için ağlarken kobani içinde aglamamiz gerekirdi.hangi hoca kobaniyi diline aldi dua etti.bir tek cübbeli hoca bu konuya deyindi.orasi ehli sünnet dedi müslüman dindar insanlar dedi lakin ırkçılık içimize işledi.cumhurbaskani ümmetçi olduğunda milletimiz ümmetçi türkçü olsunda milletimiz türkçü.türkücu olduğunda milletimiz de türkücü oluyor

  2. Devlet düzgündü Erbakan Hoca zamanında. Millet düzgün olmadığı için şimdi bu haldeyiz yine. Doğru tespit.

    1. Erbakan şeriatla mı yönetti ? düzgünlük anlayışını neye göre belirliyorsun?
      ha benim burdan Erdoğancı felan olduğumu çıkarma sakın 🙂

    2. Erbakan Halifemi idi de düzgün diyorsun. Mason Tansu çillerle niye koasliyon yaptı peki? O devir de Erbakan halife diyen sapıklar türemişti acaba o fıttırıklardan mısın? Erbakan zamanında da faiz vardı, hırsız lobiler vardı vs.

    3. Kemalistlerden sonra şimdi de siz mi putçuluğa başladınız?. CHP ile ittfakınız var ya oradan bulaşmış. Erbakan’nın da yanlışları var gökten zembille inmedi. Lebaleb laflarla görüş olmaz.

      1. Kehribar tam sana cevap verecektim ama seviyeni az çok tahmin ettiğimden cevap vermedim.yanliz mesut YAR(Komedyen olduğun için yar dedim)gerçek putculuk nedir biliyormusun sabah namazına çamlıca camisine reis aşkı için gitmektir.bir gün hepiniz pişman olacaksınız fabrika ayarlarına geri dönüp biz milli görüşçülerin yanına geleceksiniz biz sizleri yine kucaklayacağız lakin sizler hayatınızın geri kalanini mahcup olarak geçireceksiniz

        1. Aslında sana cevapyazmayacaktım amma, mübarek ayda zıvanadan çıkmış ve de Müslümanca yazmayan bir yapışkansın.
          Sakın aramıza girmiş FETÖ beslemesi olmayasın?
          Milli Görüşçü olsan, Müslüman İbadethanesinde ibadet ettiği için TEKFİR etme cesaretin olmazdı, zira o sıfat bizde yoksa ki, yok, sana gelir!!!
          Aramıza nifat, Fitne sokmak isteyen bir FETÖ artığı fikri daha ağır basıyor, istersen yalanla, TAKİYYE FETÖCÜLERİN şiarı.

          Ehli Sünnete , selam ve dua ile

Yoruma kapanmış.