Diyanetin olduğu söylenen gizli cemaat raporuna tepki

İnternette bir metin dolaşıyor.
Diyanet İşleri Başkanlığı’nca hazırlanan “Gizli” ibareli metinde İslam adına faaliyet gösteren (birkaç istisna dışında) kişi, vakıf, dernek, tarikat ve cemaatler incelenmiş.
Objektif değerlendirmeler yanında önyargı yüklü yaklaşımlar da mevcut.

Kısaca söyleyecek olursam:
A. Öncelikle DİB’nın cevaplaması gereken bir soru var: Her biri hakkında dışlayıcı/eleştirel birşeyler söylediği kişi ve yaklaşımlardan farklı olarak DİB nezdinde “Sahih İslam” ve onu “sahih” kılan kriterler nelerdir?

B. “Fişleme” görüntüsü veren böyle bir çalışmanın altına imza atmadan önce DİB’nın elindeki onca yetki ve imkâna rağmen ülkenin dinî hayatında neden bir türlü kuşatıcı ve birleştirici olamadığı sorusunu sorması ve bunun üzerinde kafa yorması gerekmez miydi?

C. Halkın bir kesimi DİB ve kısmen İlahiyat/İslâmî İlimler fakültelerine mesafeli duruyorsa bu kurumların yapması gereken şey itham/tahkir/dışlama dilini terk edip empati yapmak ve eksiğini/yanlışını açık yüreklilikle görüp telafisine çalışmak değil midir?

D. Bugün Deizm’e sava açan DİB, Prof. Dr. Erbaş öncesi dergisinde Deizm’i adeta teşvik eden yazılara nasıl izin verdi? O çizgideki kimi akademisyen ve yazarların DİB yayın organlarında hâlâ boy gösteriyor olmasının izahı nedir? (https://esifil.in/2017dib)

Ben bu raporu okuduğumda kendime, “ne yapabilirim; üzerime düşen nedir” sorusunu sordum. DİB de kendisine böyle bir soru sormuş mudur? Sormuşsa cevabı ne olmuştur? Mesela bütün tarafları kuşatan, sorumluluk yüklü, istişarî, “anlama”ya dönük bir açılım görebilecek miyiz?

Söylenecek çok şey var. Ama özetleyeyim:
Laik bir ülkede Din işlerinden sorumlu bir kurum var olunca ortaya “yapısal” problemlerin çıkması kaçınılmazdır. Laik bir sistemde halkın dinî tercihlerine tek bir gerekçeyle müdahil olunabilir: Güvenlik.

Ama aynı gerekçe teorik olarak bizzat Din işlerini tedvir eden kurum için de bahis konusu olmaz mı? FETÖ’nün estirdiği rüzgârla bünyesinde Dinlerarası Diyalog Daire Başkanlığı (sonradan adı değişti) ihdas eden kurum DİB değil midir?

Bireyler ve sivil yapılar hatalı davrandığında DİB devreye girecek. Girsin. Ama DİB hata yaptığında hangi merci düzeltecek? Burada kimin tercihi belirleyici olacak? Diyanet İşleri Başkanları da Din İşleri Yüksek Kurulu üyeleri de son tahlilde “atanan” kimseler değil mi?

Son söz: İslam bu ülkenin harcıdır ve fakat hukukî olarak hiçbir kişinin/resmî-gayri resmî kurumun tekelinde değildir. Öyleyse bu vasatta DİB “buyuran” ve “ayrıştıran” değil, olabildiğince kuşatıcı bir anlayışla “yaklaştıran” ve “anlamaya çalışan” olmalıdır.

Ebubekir Sifil Hocaefendi

Dikkatinizi Çekebilir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ihvanlar.net EHLİ SÜNNET MÜDAFAA HATTI © 2018 YASAL UYARI: Sitemizde bulunan www.ihvanlar.net imzalı yazılardan alıntı yapılması halinde sitemiz kaynak belirtilmelidir.