Musa Carullah Kimdir?

Kazanlı düşünür Mûsa Carullah, 1917 yılında Moskova’da yapılan Rusya Müslümanları Kurultayı’nda divan üyesidir. Kurultaydaki konuşmalardan bir cümle: ‘Efendiler! Unutmayınız ki, Kur’ân’ın bazı kuralları eskimiştir. Bunları, târihin malı saymak lâzım…’ (Rusya Birinci Müslümanlar Konseyi Tutanakları, Kültür Bakanlığı Yayınları, s. 394)
Cârullah’ın İslâmî ilimler hakkındaki görüşleri: “Medreseleri çekirge sürüleri gibi istîlâ etmiş fıkıh, kelam, usul, tefsir…”
Osmanlı hakkındaki görüşleri: “Osmanlılar; böyle yanlış, fenâ ve sabit kâidelere bağlı kaldılar.”
Mûsa Carullah’ın bazı fikirleri: ‘Kâfirler, azâbı hak etmiş olmalarına rağmen, sırf Cenab-ı Hakk’ın lütuf ve keremi ve rahmetinin genişliği gereğince sonunda cehennemden kurtulacaklardır.” ‘’Kâfirler, küfür ve şirkte kısmen mazur oldukları için zaten azâbı da o kadar (ebedi olarak) hak etmemişlerdir.’’
“Mü’min, müşrik herkes inancında haklıdır; dîninden ve inancından dolayı hiç kimsenin ne fiilen ne de kalben kınanması câizdir.” (Mûsa Carullah, Rahmeti İlahiye Burhanları)
Mûsa Carullah’ın Ehl-i Sünnet’e uymayan fikirleri ve kendisine verilen cevaplar için bkz. Şeyh-ül İslâm Mustafa Sabri Efendi, Yeni Müceddidlerin Kıymet-i İlmiyyesi
Nebî (s.a.v.) için “De ki: Ben, ancak sizin gibi bir beşerim…” (Kehf s. 110) buyurulmasının anlamı nedir?
İddia: Mûsa Cârullah,15 Kitabü’s-Sünne kitabının 84. sayfasında bu âyet hakkında şu yorumu yapıyor: “Bu âyette Hz. Peygamber, kendisini ümmetin bir ferdi gibi takdim ediyor. Öyleyse ümmetin her ferdi de peygamber gibidir. Bu, varılabilecek en yüksek kemal mertebesidir.”
“Bu açıdan Mûsa Carullah üstadımızın Kitabu’s-Sunne’de yaptığı bu tesbit, ne hoştur…” (Mustafa İslamoğlu, Üç M…,s. 28)
Bu iddiadaki mantık hatalarını bir kenara bırakırsak âyetin beyan ettiği gibi peygamberler, insanlık hususunda Âdemoğlu ile ortak noktalara sahip olsalar da birçok özellikleri dolasıyla diğer insanlardan farklıdırlar. Zaten her hususta diğer insanlarla aynı olsaydılar, seçilmiş ve tercih edilmiş olmalarının ne anlamı kalırdı? Peygamberler, nübüvvet ve hikmetle şereflenen, Allâh (c.c.)’un kulları arasından seçtiği pak ve temiz insanlardır.
İlahi hikmet; diğer insanlar onunla bir araya gelerek öğrenmeleri gereken hakikatleri ondan gönül rahatlığıyla alabilsinler, onun yaptıklarını taklid edebilsinler diye peygamberlerin insan olmasını takdir etmişti. Fakat insan olmaları, hiç kimsede olmayan bazı özellikler taşımalarına engel değildir. Peygamberlerde, herkeste olan normal insâni özelliklerden başka hiçbir hususiyet olmadığını iddia etmek; cahiliye devri müşriklerinin bakış açısıdır. Nitekim Nuh kavmi, “Peygamberler de aynı bizler gibi birer insandır.” demiştir.(1) Kavminin inkârcı ileri gelenleri de: “Biz seni sadece bizim gibi bir insan olarak görüyoruz.” dediler.” (Hûd s. 27)
Peygamberler; yiyip içmek, hasta olmak, evlenmek, çarşıda gezmek, yaşlılık ve ölüm gibi beşeri durumlarla karşı karşıya kalsalar da onları herkesten farklı kılan üstün vasıflara sahiptirler.
Dipnot
1 Muhammed Alevi Maliki, Mefâhim, s. 226-231