Şehitler ve Şehitlerin dereceleri

Yüce Allah buyuruyor:
   Allah yolunda öldürülenlere “ölüler” demeyin! Hayır onlar (ölü değil) diridir, ancak siz (onların hayatını) anlayamazsınız. (Bakara, 154)
   Bu âyet-i kerîmede, Allah yolunda yani Allah’ın (c.c.) dinini egemen kılmak için cihad ederken öldürülenlere ölüler denilmesi yasaklanıyor; gerçekte onların ölü değil diri olduğu vurgulanıyor ve ancak siz onların hayatını anlayamazsınız buyuruluyor.
   Şehitlerin hayatı, âlem-i gayb (gizlilik âlemi) denilen âhiret âlemi kapsamında yani bizim bilgi, gözlem, araştırma ve deneyimlerimizin dışında olduğundan, Allah (c.c.) “Siz onların hayatını anlayamazsınız” buyuruyor.
   Allah (c.c.) anlayamazsınız buyurduğuna göre, şehitlerin yerde yatan tozlu, topraklı, yaralı, kanlı, cansız, hatta parçalanmış bedenlerine bakıp, onlara ölüler demeyelim.
   Ehl-i sünnet inancına göre, hayat için beden şart değildir. Örneğin, meleklerin bizim gibi et ve kemik yığınından oluşan bedenleri, organları ve sistemleri olmadığı halde, onlar diridir ve bizden daha bilinçli ve daha güçlüdür.
Hayat nedir?
   Hayat, gerçekte ilâhî bir sırdır. Bu nedenle çağın bilim adamları üstün teknoloji ile donatılmış modern laboratuvarlarda insanın en küçük yapı taşları olan hücreleri, hücrelerin çekirdeklerini ve çekirdeklerdeki kromozomları, genleri ve DNA ları didik didik araştırdıkları halde,
   Hayat nedir? sorusuna kesin bir yanıt bulamadıkları gibi gelecek çağların bilim adamları da bulamayacak ve hayat, yeniden dirileceğimiz kıyâmet gününe kadar ilâhî sır olarak kalacaktır.
Şehitler nerede?
Câbir radıyallahu anhü diyor ki:
Bir adam:
Ya Resûlallah! Eğer Allah yolunda öldürülürsem ben nerede olacağım? dedi. Peygamberimiz: “Cennette” deyince, elindeki hurmaları attı ve şehit oluncaya kadar savaştı. (Buhârî-Müslim)
   Peygamberimiz (s.a.v.) in komutasındaki İslâm ordusu ile Ebû Cehil’in komutasındaki müşrik ordusu Bedir’de karşılıklı saf tutmuş ve savaş nizamını almıştı.
Ensârdan Umeyr İbni Hümam torbasından aldığı bir avuç hurmayı yerken, cennetin kokularını duydu ve o güzelim cenneti görür gibi oldu. Bunun üzerine aşka gelip, “Ya Resûlallah! Eğer Allah yolunda öldürülürsem ben nerede olacağım?” dedi. Peygamberimiz (s.a.v.) “Cennette” deyince, avucundaki hurmaları yeyinceye kadar yaşamak “Uzun hayat” diye elindeki hurmaları attı, şehit oluncaya kadar savaştı ve kendini cennette buldu (Radıyalahu anhü).
Yüce Allah buyuruyor:
   Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü zannetme! Bilakis onlar Rableri katında diridirler ve (cennet nimetleri ile) rızıklanırlar. (Âl-i İmrân,169)
   Bu âyet-i kerîme ile Allah yolunda cihad ederken öldürülenleri, ölü zannetmek bile yasaklanıyor ve onların Rableri katında diri olup cennet nimetleri ile rızıklandıkları haber veriliyor.
Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor:
   Şehitlerin ruhları kıyâmet günü yeni bedenleri ile birleşinceye kadar, yeşil kuşların içinde uçuşur ve cennet ağaçlarına konup rızıklanırlar. (Taberânî)
   “Yaşayan bilir” derler ama dünya hayatımıza baktığımızda! Et ve kemik yığını halindeki cansız bedenimiz, ruhla birleşince canlı, bilinçli ve saygın bir insan olduğu ve ruh çıkınca cenaze adını alıp tekrar aslına dönüştüğü gibi, Allah’ın (c.c.) şehitler için özel olarak yarattığı cansız ve bilinçsiz cennet kuşları da, şehitlerin ruhları ile birleşince, canlı ve akıllı bir insan olacak, o güzelim cennette dilediği gibi uçup daldan dala konacak, doyasıya çeşitli cennet meyvelerinden yiyecek ve kana kana cennet ırmaklarından içecek.
Şehitlerin can acısı
Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor:
   Sizden biriniz iki parmakla çimdiklenmeden (ya da karıncanın ısırmasından) ne kadar acı duyarsa, şehit olan kimse de ölürken ancak o kadar acı duyar. (Tirmizî-Nesâî-İbni Mâce)
   Şehidin bedenine onlarca ok, mermi girse de ya da atılan bombalarla bedeni paramparça olsa da, cennete baka baka ve cennetin kokusunu ala ala ruhsal zevkle öldüğü için hastanede doktorların kontrolü altında ölen hastalardan çok daha rahat ölür ve Rablerine kavuşurlar.
Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor:
   Cennete giren hiç kimse, yeryüzündeki her şey onun olsa bile tekrar dünyaya dönmek istemez. Sadece şehit, gördüğü ikramlar nedeni ile tekrar dünyaya dönmek ve on defa daha şehit olmak ister. (Buhârî-Müslim-Tirmizî)
Şehitlerin günahı bağışlanır mı?
Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor:
Allah şehidin kul borcu (kul hakkı) dışındaki bütün günahlarını bağışlar. (Müslim)
   Allah (c.c.) şehit olarak ölenlerin kaza namazı ve kaza orucu gibi günahları da dâhil, kul borcu dışındaki bütün günahlarını bağışlar ve onları annelerinden doğduğu günkü gibi tertemiz yapar.
   Ancak ilâhî adâletin gereği kul hakları af kapsamı dışında olduğundan, üzerinde kul hakları olmayan şehitler doğrudan cennete giderken, üzerinde kul hakları olan şehitler mahşer yerinde hak sahipleri ile helâllaştıktan sonra cennete girerler.
   Gerçi mahşer yerinde hiç kimse karşılığında sevap almadan en yakınına bile hakkını helâl etmez ama âhiret zengini olan şehitler için bu bir sorun olmaz. Çünkü bütün günahları silinip sadece sevapları kaldığından, hak sahiplerine sevap olarak haklarını verir ve oradan derhal cennete giderler.
Düşmanla savaşmadan şehit olanlar
Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor:
   Kim sıdk (gönülden samimiyet) ile Allahu Teâlâ’dan şehit olmayı isterse, yatağında ölse bile Allah onu şehitlik derecesine ulaştırır. (Müslim-İbni Mâce-Nesâî)
Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor:
Kim sıdk (gönülden samimiyet) ile şehit olmayı isterse, şehit olmasa bile ona şehitlik sevabı verilir. (Müslim)
Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor:
Şehitler beş kısımdır. Bulaşıcı hastalıktan ölen, ishalden ölen, suda boğulan, göçük altında kalan ve Allah yolunda şehit olanlar. (Buhârî-Müslim-Tirmizî)
Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor:
   Malı (nı koruma) uğrunda öldürülen şehittir. Kanı (canını koruma) uğrunda öldürülen şehittir. Dini (ni koruma) uğrunda öldürülen şehittir. Ailesi (eşinin, kızının namusunu koruma) uğrunda öldürülen şehittir. (Ebû Dâvûd-Tirmizî)
Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor.
(Evlenme imkânı olmayan birine) âşık olup aşkını gizleyen, iffetini koruyan ve bu halde ölen kimse şehittir. (Râmûz’ül-ehâdîs)
Ancak!
   Allah yolunda dini egemen kılmak için cihad ederken öldürülenlere hakiki şehit, diğerlerine hükmî şehit denir. Savaş alanında ölen hakiki şehitler yıkanmaz, sadece cenaze namazı kılınır ve kanlı elbiseleri ile mezara gömülürler. Hanefî dışındaki diğer üç mezhebe göre ise hakiki şehitler yıkanmadan ve cenaze namazları kılınmadan kanlı elbiseleri ile gömülürler.
Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor:
   Allah yolunda yaralanan kimse, kıyâmet gününde yarasından kan akarak (mahşere) gelir. Renk, yine kan rengi, kokusu ise misk kokusu (en güzel koku) gibidir. (Ebû Dâvûd-Nesâî-Tirmizî)
   Şehitler yaralarından kanlar akarak mahşere gelirler. Çünkü akan kanları onların şehit olduğuna tanıklık eder ve mahşer halkı, ah keşke ben de şehit olsaydım diye onlara gıpta eder (özenir).
Hükmî şehitler ise dört mezhebe göre, yıkanır, kefenlenir ve cenaze namazları kılınır.
Şehit olmak için müslüman olmak şart mı?
Berâ radıyallahu anhü diyor ki:
Baştan aşağı silahlı bir kimse (Uhud’da) Nebî sallallahu aleyhi ve sellemin yanına geldi ve: Ya Resûlallah! Hemen savaşa mı katılayım ya da müslüman mı olayım? dedi.
Peygamberimiz sallalahu aleyhi ve sellem:
“Önce müslüman ol, sonra savaşa katıl” buyurdu.
   Bunun üzerine o kimse (kelime-i şehâdet getirip) önce müslüman oldu,
sonra savaşa katıldı ve sonuçta şehit oldu.
Resûlullah (s.a.v.) buyurdu:
“Az amel (ibâdet) etti ama çok kazandı”. (Buhârî-Müslim)
   Amr İbni Sâbit adındaki bu kimse Uhud’a gelirken müşrikti. Ancak kelime-i şehâdeti getirince müslüman oldu. Peygamberimizi (s.a.v.) müslüman olarak görüp konuşunca sahâbe oldu ve savaşa katılıp müşrikler tarafından öldürülünce de şehit oldu.
   Bu mâkamları jet hızı ile geçtiği ve müslüman olarak az yaşadığı için, Peygamberimiz (s.a.v.): “Az amel (ibâdet) etti ama çok (sevap) kazandı”
buyurdu.
www.ihvanlar.net – Ahmet Tomor Hocaefendi