Bazı sevilen kitaplarda mevzu hadislerin yer alması

   İsmailağa’ya bağlı Yavuz Sultan Selim Derneğinde irşad vazifesi yapan Ömer Faruk Korkmaz Hoca bu konudaki tavrın nasıl olması gerektiğini yazdı.
Bu mevzuya girmeden evvel öncelikle şu noktanın üzerini çizmemiz gerekir: Ulema; her makamın mekali ve her ilmin de ricali olduğunu kaideleştirmişlerdir. Unutma ve hatadan mürekkep olduğu söylenen insan cinsinin eserlerinde farklı şekillerde bazı hatalar bulunabilir. Bundan daha doğal olan bir şey yoktur. Anormal olan; yapılan hatanın kasti olarak işlenmesi yahut işlendiğinin düşünülmesidir. Bu söylediğimizi tüm eserlere teşmil etmek de doğru değildir. O da işin farklı bir veçhesi.
Ömürlerinin tamamını yahut büyük bir kısmını şeri ilimlerden birisine tahsis etmiş, o dalda ilerleyerek o sahanın imamı olmuş ve o alanda sarf-ı vakit etmiş olan nice âlimlerimizin eserlerinde mütehassısı olmadıkları alanla ilgili zühuller var olagelmiştir. Bu asla onların kadrini tenkis edici bir netice değildir. Belki Cenab-ı Hakk’ın büyük bir hikmetinin tecellisidir.
İmam el-Müzeni der ki; (İmam eş-) Şafi’ye “er-Risale” kitabını seksen kez okudum. Her okuduğumda bir hatasına muttali oluyordu. Neticede bana dedi ki; “Yeter bu kadar! Allah kendi kitabının dışındaki başka bir kitabın (tamamen) doğru olmasını kabul etmemiştir.”[70] Ebu’l-Ferec İbnu’l-Cevzi kıymetinin yüceliği ve ilminin genişliğine rağmen teliflerindeki bir takım düşmeler ve zühullerden salim olamamıştır. İbn Hacer, hadiste müminlerin imamlarından birisi olmasına rağmen hayatının sonlarına kadar devamlı mütalaa ve müracaat ettiği kendi nüshasını Üstad Muhammed Avvâme hoca bulmuş ve üzerine bir takım çalışmalar yaparak bu eseri basmıştır. Ancak bu eser dahi bir takım eksiklikler ve hatalardan salim olamamıştır.[71]
Bu büyük imamlarımızın şu değerli eserlerini incelemeye alarak oradaki eksik noktaları da tamamlayan sonraki âlimlerimizin kastı onlardaki eksiklikleri açığa çıkartmak değildir. Bilakis kasıt, bu yüce müelliflerin beşer olmaları münasebetiyle gözlerinden kaçırmaları, inceleme fırsatı bulamamaları yahut o alana münhasır çalışma yapmamaları gibi sebeplerden sudür eden eksiklikleri tamamlayarak bu eserlerin yüce kıymetini daha da terviç etmektir.
İlimle iştigal edenlerin de çok iyi bildiği gibi; ulema bu dine farklı alanlarda hizmet etmişlerdir. Bazıları sadece bir alanda mütehassıs olup, bazıları birkaç alanda söz sahibidirler. Buna göre de her muteber eserin itibarını ispatladığı bir alan, saha ve ilim dalı vardır. Söz gelimi bazı eserler tefsir alanında eşsizdir. Bazıları hadis alanında bulunmaz diyebileceğimiz derecede bir kıymeti haizdir. Bu durum, eserin hangi ilim dalına hizmet için ve hangi sahada insanları irşat için yazıldığına göre değişkenlik gösterir.
Mevzu rivayet konusu da böyledir. Evet, muteberliğinde ümmetin ittifak ettiği bir kısım eserlerde muhaddislerin “mevzu/uydurma” dediği rivayetler yer almaktadır. Bu durum karşısında sergilenmesi gereken tavır ne olmalıdır? İçerisinde bulunan onca dehşetengiz ve esrarengiz bilgilerden sarf-ı nazar ederek, sırf bu mevzu rivayetleri ihtiva ediyor olması sebebiyle bu bulunmaz eserleri bir kenara atarak tefrit mi yapalım, yoksa bu değerli bilgilere ve müellifinin o alandaki maharetine kenetlenerek bu eseri topyekûn kabul ederek ifrat mı? Tabi ki her ikisini de yapmayalım. Tarihi boyunca ehl-i sünnet âlimler bu gibi işkalleri her işi ehline tevdi ederek halletmişlerdir.[72]
Bunun bir misali de ehl-i hadis ve “ehl-i re’y” arasında cereyan etmiş ihtilaflardır. Hayatlarını bu dinle ilgili farklı alanlara tahsis etmiş âlimler, alanlarının dışında yetkinlik iddiasında olmamışlar aksine bu konudaki eksikliklerini bizatihi kendileri söylemişlerdir. Koca hadis imamı İbn Vehb’in “Allah bana Ebu Hanife ve Süfyan’la yardımda bulunmasaydı ben de sair insanlar gibi olurdum”[73] sözü bunun bir misali değil midir? Aynı şekilde büyük hadis imamlarından A’meş’in fakihler için söylediği “Siz doktorlarsınız bizlerse eczacı”[74] şeklindeki sözü de ilimde ihtisaslaşmanın selefteki önemine işaret etmekte değil midir?[75]
Eğer ilmî zihniyetimizi bu anlayış üzerine kurmazsak birçok kıymetli eser üzerine yapılmış tahriç çalışmalarını bir kenara atmamız gerekir. Böyle bir şeyi o eserleri müdafaa adına yaparken belki onlar kadar kıymetli olan bu çalışmaları hangi hakla görmezden geleceğiz? Ayrıca yine bu tavrımızla her birerleri İslam tarihine damgasını vurmuş farklı alanların imamlarını -tabir yerindeyse- kavga ettirmiş oluruz.
Söz gelimi İmam Gazzâlî’nin “İhyâ”’sı, ismiyle müsemma eşsiz bir eser olup, içerisinde barındırdığı türlü hikmetlerle ehl-i İslam’ı ihya etmiş bir eserdir. Bütün bunlarla birlikte içerisinde yer alan ve muhaddislerin “mevzu” dediği rivayetleri İmam el- Gazzali’yi müdafaa hüsn-i niyetiyle savunacak olursak beri yanda İmam el-Irâkî’nin emeği ne olacak? Bu tavrımızla hadis ilmine ömrünü adayan İmam el-Irakî’yi, İmam el-Gazzali’ nin eserinin kıymetini bilememe, onda kusur arama, kadrini tenkis etme vb. gibi ithamlara merci yapmış olmuyor muyuz? Bunu yapmaktansa İmam Gazzâlî’nin “Hadis ilminde sermayem azdır” şeklindeki sözünden hareketle “İmam el-Gazzâlî İslam tarihinde felsefe ve kelam alanında çağ açıp çağ kapatan bir dehadır. İmam el-Iraki’de hadis ilminde eşine zor rastlanır bir değerimizdir” diyerek taşları yerine koysak daha makul hareket etmiş olmaz mıyız?
İmam el-Gazali’nin büyük bir veli olmasından yola çıkarak “İhya” sındaki hadis kriterlerince mevzu hükmü verilen rivayetler üzerinde ısrar edersek, yine bu ümmetin büyük velilerinden olan İmam es-Suyûtî’nin “Mirkâtu’s-Su’ûd”unda yer verdiği İhya hakkındaki şu sözlerine ne diyeceğiz?
“ Şayet bu hadisin her hangi bir isnadına vakıf olamadım. Ve Gazzali’ nin “İhya” da zikretmesinden başka bu rivayeti zikreden kimse de görmedim. Zaten orada aslı olmayan hadislerin bulunduğu gizli değildir” dersen derim ki; “Hz. Peygamber her gün iki kez sakalını düzeltmekteydi.”[76] Görüldüğü gibi bu ifadelerde İmam es-Suyûtî takdiri bir süal sorarak bu sual içerisinde İhya’da yer alan bir kısım mevzu rivayetlerin mevcudiyetinin gayet açık olduğunu kendisi söylemektedir. Şimdi biz bu büyük velinin ve hadis imamının İhya’ya, İmam Gazali’ye –haşa- dil uzattığını söyleyebilir miyiz?
Aynı şekilde kendisini ehl-i sünnet hassasiyetiyle tanıdığımız son zamanın imamlarından Muhammed Zahid el-Kevseri, “Makalat”ında İmam er-Râzî’yi akide konularında ümmetin müşkillerini çözen, ehl-i İslam’ın akaidini kendilerinden öğrendiği üç kişiden biri olarak sayar.[77] Aynı el-Kevseri’ “İhkâku’l-Hakk” ında Razi’nin[78] hadis ilminde bir maharetinin olmadığını iddia ve ispat eder.[79] Şimdi bu noktadan hareketle İmam el-Kevseri’nin İmam Fahru’r-Razi’yi gözden düşürme çabası içerisinde olduğunu söyleyebilir miyiz? Böyle bir şeyi bu büyük insana yaftalamak koca bir iftiradan başka neyle ifade edilebilir?
Yahut, ümmetin büyük velilerinden Haris el-Muhasibî’nin “Risaletu’l-Müsterşidîn”’i ni tahkik eden ve oğlunun ifade ve itirafıyla “Bu kitap babamın ruhu veya ruhaniyetidir” desem doğru söylemiş olurum” dediği[80] Abdülfettah Ebu Gudde, eserde yer alan “mevzu” rivayetlere dikkat çekmekle[81] bu kitabın değerine leke sürmek mi istemiştir?
Molla Aliyyu’l-Kârî’nin şu ifadeleri bu noktadaki ilmi kıstası yakalamamız açısından önemlidir: Kim farzlardan kaçırdığı bir namazını Ramazan’ın son cumasında kaza edecek olursa, bu ameli o andan itibaren ömründe kaçırdığı yetmiş senelik ibadetine keffaret olur” şeklindeki hadis batıldır. Nihaye sahibi ve diğer geriye kalan Hidaye şarihlerinin bu hadisi zikretmelerine itibar olunmaz. Çünkü onlar muhaddis değillerdir. Ve hadisi de, rivayet edenlerden hiç kimseye isnat etmemişlerdir.”[82]
Büyük mutasavvıf ve muhaddis Abdürrauf el-Münavî’de “Feyzu’l-Kadir”in baş taraflarındaki Suyutî’nin ifadelerini, kitapta yer alan her bir hadisi Cami’ler, Sünen’ler, ve Müsnetler’e nispet ettiği ve hadislerin haline ve kimden rivayet edildiklerine baktıktan sonra aldığı şeklinde tefsir etmiş ve derecesi ne kadar büyük olursa olsun bir hadisi müfessirlerin büyükleri gibi ehil olmayan kimseye nispet etmekle yetinmediği şeklinde şerh etmiştir.[83]
(Devam edecek)
ÖMER FARUK KORKMAZ
——————————-
[70] Abdülaziz el-Buhârî, “Keşfu’l-Esrar”, I/10, Daru’l-Kütubi’l-İlmiyye, Beyrut-Lübnan, 2009, B.II
[71] Ulemanın kitaplarında bulunan muhtelif hatalara başka misaller için bkz. Abdülfettah Ebu Gudde, “Zaferu’l-Emani mukaddimesi”, s. 13-15, Mektebu’l-Matbuati’l-İslamiyye, Beyrut, 1416, B.III
[72] el-Hidaye üzerine yapılan “Nasbu’r-Raye”, ihtisarı “ed-Diraye” ve Rafii’nin eseri üzerine İbn Hacer’in hakeza yaptığı “et-Telhisu’l-Habir” isimli tahriç çalışması bu tavrın en bariz ispatıdır. Yine bunlara benzer olarak İbnu’l-Mülakkin’in “eş-Şerhu’l-Kebir” üzerine yaptığı “el-Bedru’l-Münir” i, el-Hazimi’nin el-Mühezzeb üzerine ”Tahric” i, el-Irakî’nin İhya’nın hadislerini tahric ettiği “el-Muğnî”si,İbn Kutluboğa’nın “Tuhfetu’l-İhya” sı, el-Münavi’nin “Beyzavi”’nin hadislerini tahriç ettiği “Tuhfetu’r-Ravi” si, Ahmed el-Ğumari’nin, İbn Rüşd’ün “el-Bidaye” si üzerine “el-Hidaye” si, İbn Hacer’in Mişkat üzerine “Hidayetu’r-Ruvat”ı, ez-Zeylai’nin “Tahricu Ehadisi’l-Keşşaf”ı ve es-Suyuti’nin Kadı İyaz’ın Şifası üzerine yaptığı “Menahilu’s-Safa” şeklindeki tahriç çalışmaları zikredilebilir.
[73] Zehebî, “Siyeru A’lâmi’n-Nübelâ”, VI/398, Müessesetü’r-Risale, 1985, B.III, Mizzi, “Tehzibu’l-Kemal”, XXIX/428, Müessesetü’r-Risale, 1980, B.I
[74] Hatip el-Bağdâdî, “Nasihatü ehli’l-Hadis”, No: 24, Mektebetu’l-Menâr, 1408, B.I
[75] Tarihte mahza hadis ve isnat ilmiyle iştiğal edenlerin fıkhu’l-hadis konusunda düştükleri duruma birkaç misal için bkz. Muhammed Zahid el-Kevserî, “Te’nibu’l-Hatîb”, s. 9 vd. Daru’l-Kitabi’l-Arabî, Beyrut-Lübnan, 1981
[76] Kâsimi, “Kavaidu’t-Tahdîs”, s. 191, Daru’n-Nefâis, Beyrut-Lübnan, 2010, B.V
[77] Muhammed Zahid el-Kevserî, “Makâlât”, s. 399, el-Mektebetu’l-Ezheriyye, Mısır
[78] Bi’l-asâle İmamu’l-Haremeyn el-Cüveynî’nin…
[79]Muhammed Zahid el-Kevserî, “İhkâku’l-Hakk”, s. 146 vd, (el-Fıkh ve Usûlu’l-Fıkh içerisinde) Daru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut-Lübnan, 2004, B.I
[80]Haris el-Muhasibi, “Risaletu’l-Müsterşidîn”, (Ebu Gudde tahkiki) XI. Baskı takdimesi, Daru’l-Beşâiri’l-İslamiyye, Beyrut-Lübnan 2010, B.XII
[81]Mesela bkz. s. 154
[82] Ali el-Kârî, “el-Masnû’ fî Ma’rifeti’l-Hadîsi’l-Mevzû’”, s. 191, Daru’l-Beşairi’l-İslamiyye, Beyrut-Lübnan, 2005, B.VI
[83] Abdürrauf el-Münavi, “Feyzu’l-Kadir”, I/ 27, Daru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut-Lübnan, 2009, B.IV