Bitkiler ve Faydaları – Şifalı bitkiler

sifali-bitkiler

ADAÇAYI (Salvia Officinialis L.): Daha çok Akdeniz ve Ege kıyılarında yetişmektedir. Tohumdan bahçelerde de yetiştirilir. Bazı türleri Habeş, Gümüşi, Mavi, ve Kızıl adaçayıdır. Tohumları Nisan veya Eylül ayında ekilir. Bir metreye kadar boylanır. Çiçekleri türlerine göre mavi, pembe, ya da beyazdır. Şifalı olan etkili maddesi kenarları tırtıllı, buruşuk gibi görünen beyazımsı yeşil yapraklarındadır. Bu yapraklar, çiçek açma mevsimi olan Haziran-Temmuz arasında toplanır. Gölgeli havalı yerlerde kurutulur.
* Soğuk algınlığı, hazımsızlık, bağırsak gazlarına karşı ve böbrek, mesane taşlarını kolay düşürmek için; 80 gr kadar adaçayı, 1 litre suda haşlanır. Suda yapraklar ne kadar çok beklerse çayın tadı o kadar acı olur. Şeker ve küçük bir parça limonla çay gibi içilir.
* Bademcik, ağız içi iltihapları ve diş eti çekilmelerinde; ise antiseptik olarak adaçayı ile gargara yapıldığında çok iyi sonuç alınır.
AHUDUDU (Rubus İdaeaus L.): Bu bitkiye ağaççileği, dağçileği de denmektedir. Çalı gibi dikenli ormanlık alanlarda bulunur. Yan sürgünlerinden bahçelerde çit bitkisi olarak dikilerek faydalanılabilir. Nemli toprakları sever. Şifası duta benzeyen sulu mayhoş meyvelerindedir. Bu meyveler şekercilik sanayinde de kullanılır. Bitkinin verimliliğini korumak için meyve toplandıktan sonra dallar asma ve güllerde olduğu gibi budanmalıdır.
* İştah açma, kanı temizleme ve zindelik kazanmada; Gerek şurubu ve gerekse reçeli çok lezzetlidir. İştahı açma, kanı temizleme ve insana zindelik verme özelliği vardır. Eğer sınav öncesi çocuklara verilirse zihinsel yorgunluğu önleyerek, zihin açıklığı sağlar ve başarılı olunmada katkıda bulunur.
* Bademcik ve diş eti iltihaplarında; ise 40 gram ahududu 1 litre suda haşlanır ve süzülerek bir şişede muhafaza edilip gerektiğinde gargara yapılırsa çok faydalıdır.
ANASON(Pimpinella anisum L.): Maydanoz türünden bir bitkidir. Çok ufak olan şifalı tohumları vardır. Çöreklere lezzet verir. Yağı rakı üretiminde kullanılır. Nisandan Mayıs sonuna kadar tohumları çimlenince bir 30 cm aralıklarla seyreltilir. Yazın açan çiçekleri ağustos – eylül arasında tohum verir. Şifası tohumlarındadır.
* Bebekler için; 1 kahve kaşığı dolusu anason tohumu, 2 fincanlık bir cezvede suyla haşlanır, süzülür. Bu su, bebeklere birer kahve kaşığı hesabıyla çok ılık olarak üç-dört kez içirilirse karın ağrısına, hazım bozukluklarına, gaza iyi gelir. Acı diye bebekler içmez ise biraz şeker katılır.
ARPA (Hordeum vulgare L.) : Çok besleyici olan bu tahıl türünden bira yapımında ve yem sanayinde faydalanılmaktadır. Bu bitki aynı zamanda bir çok derde de devadır.
* Soğuk algınlığına bağlı boğaz ağrılarında; bir ölçü (örnek: 1 bardak) arpa iki ölçü (örnek: 2 bardak) suda haşlanarak yapılan lapa bir tülbent içinde boğaza sarılırsa, boğaz ağrılarına şifa verir.
* Kabızlık (Peklik) ve buna bağlı yarım baş ağrılarında; bir ölçü arpa, dört ölçü suda haşlanırsa, süzülen suyu yemeklerden sonra birer fincan içilirse kabızlık ve yarım baş ağrılarına iyi gelir. Sindirimi sisteminin düzenli çalışmasını sağlar.
* Ağızda pamukçuk ve dişeti kaşıntılarında; yukarıda açıklanan su yetişkin kişiler de görülen ağız eskisi denilen pamukçukta su gibi gerektiğinde bir iki bardak içildiğinde şifa veriri. Bu su B vitaminleri açısından çok zengindir.
ASLANDİŞİ(Taraxacum dens leonis): Bu bitkiye Karahindiba, Yabani acı marul’da denir. İlkbaharda rozet biçiminde sarı çiçekler açan, sonbaharda da küçük paraşütler halinde tohum veren ve sık rastlanan bir kır bitkisidir. Bir çok yörede hafif acımsı yapraklarından salata yapılır. Şifası ilkbaharda toplanıp kurutulan yaprakları ile sonbaharda çıkarılan köklerindedir.
* İştahsızlıkta; taze aslan dişi yapraklarının birçok yörede salatası yapılır. Hafif camsı olduğu için iştah açar.
* Karaciğer yorgunluğunda ve idrar zorluğunda; taze yada kurutulmuş 50 gram aslandişi yaprağı, 1 litre suda çay gibi haşlanır, süzülür. Bu çaydan sabah, akşam birer kahve fincanı içilir.
* Böbrek ve safra taşlarını daha rahat düşürmek için; 25 gram aslandişi kökü, 10 gram meşe ağacı kabuğu, 100 gram siyah mercimek, 1 litre suda 20 dakika kaynatılır, süzülür. Bu çaydan sabah akşam birer fincan içilir. Bu kür iki hafta devam eder.
* Güzellik için; taze aslandişi sürgünlerini kırınca, beyaz bir özsu salgılar. Süte benzeyen bu özsu ile fırçalanan dişler inci gibi beyaz olur.
ASLAN PENÇESİ(Alcemilla vulgaris L.): Bir kır bitkisidir. Şifası, iri bir pençeyi andıran geniş ve parmaklı yapraklarındadır. Çiçekleri ufak, yıldız biçiminde ve yeşile çalar. Yaprakları mart-temmuz arasında toplanır. Gölgede kurutulur.
* Yarım baş ağrısı ve soğuk algınlığına bağlı hafif ateşte; 50 gram Aslan pençesi yaprağı, 1 litre suda birkaç taşım kaynatılır. Süzülür. Bu çaydan, her yemek öncesinde aç karnına birer çorba kaşığı içilir.
AYIÜZÜMÜ(Arctstaphilos Uva-Ursi): Buna çoğunlukla it üzümü ya da Koca üzüm de denir. Boyu en fazla üç-beş karışı bulan, dalları kırmızımsı, yaprakları şimşire benzeyen ve sık rastlanan bir bitkidir. Mayıs’ta beyaz çiçekler açtıktan sonra, çileğe bezeyen meyvesini verir. Şifası meyvesindedir. Bu bitki daldırma ile de üretilir. Funda toprağını çok sever.
* Böbrek ağrılarında ve idrar yollarındaki rahatsızlıklarda; 50 gram ayı üzümü 1 litre suda kaynatılır, süzülür. Hastaya sabah, akşam aç karnına birer kahve fincanı içirilir. İdrarı biraz koyulaştırır, telaş edilmemesi gerekir. İyi geliyor diye fazla içilmez peklik yapabilir.
AYNISEFA(Calendula offcinalis L.): Bir süs bitkisidir. Çiçekleri hava kararırken açtığı için, buna Gecesefası da denir. Şifası, yaz ortasından sonbahara kadar süren, beyazdan mora kadar çeşitli renkteki çiçeklerindedir. Çiçeklerin ortasında oluşan, nohuda yakın büyüklükte siyah tohumlar sonbaharda toplanarak mayısta fideliklere ekilerek üretilir. Filizlendikten sonra yerlerine şaşırtılır. Kökler arasında en az iki karış aralık olmalıdır. Güneş gören, yumuşak ve derin toprağı sever. Yazın bol su ister.
* İştahsızlık ve hanımların adet hali düzensizliklerinde; aynısefa çiçeklerinden taze, ya da kurutulmuş olara 10 gramı 1 litre suda çay gibi haşlanır. Yemeklerden önce, aç karnına birer çorba kaşığı içilir.
* Yanıklarda; bu çiçeğin lapası da yanıkların çabucak iyileşmesini sağlar. Ancak, bu lapa yanıkların üstüne soğuk olarak konur. Kıvamı da, köfte yaparken ıslattığımız ekmek kıvamında olmalıdır. Bu lapayı yanıklara uyguladıktan sonra bir tülbentle, sıkmadan sarmak gerekir.
 
AYRIKOTU(Triticum repens L.): Büyük ve küçük ayrık otu olmak üzere iki türü vardır. İlki daha çok kırlarda görülür. Boyu üç karış kadar yükselebilir. Görünüşü biraz morumsu olabilir. Tepesinde şemsiye biçiminde kümeleşen kül rengi küçük çiçekler açar. İkincisi, bahçelerde çimler arsında, çiçek ve sebze tarlalarında yeşeren, kökleri daha inatçı ve çok daha yaygın olan bir türdür. Şifası, toprak altında bulunan sarımsı beyaz renkli köklerindedir. Bunlar ilkbaharda ve sonbaharda toplanır.
* Böbrek ve mesane taşlarını daha rahat düşürmek için; 20 gram ayrıkotu kökü, çeyrek limonla, 1 litre suda çay gibi haşlanır, süzülür ve her yemekten önce birer kahve fincanı içilir. Hoş bir lezzeti vardır.
 
AYVA (Cydonia vulgaris L.) : Ülkemizin her bölgesinde yetişir. Limon ayvası ve ekmek ayvası olmak üzere iki çeşidi mevcuttur. Limon ayvası mayhoş, sulu ve serttir. Ekmek ayvası yumaşak , tatlı, fakat suyu azdır. Sonbaharda meyve veren ayva ağacı çelik veya daldırma yöntemi ile üretilir. Sık dallı bie ağaçtır, budanırsa daha iri meyveler verir. Soğuğa dayanıklı olmasına rağmen kuzeye açık yerleri sevmez. Küllenme ve monilya hastalıkları ayvada sık görülür. Bu iki hastalığa karşı ilaçlı mücadele yapılmalıdır. Ayva ağacının çiçekleri uzun yıllardan beri ev ilacı olarak kullanılmaktadır. Çiçekler zamanında toplanıp, gölgede kurutularak kuru yerlerde saklanır. Meyvesi de taze olarak kullanılır.
* Öksürükte; 40 gr ayva çiçeği, 1 litre suda çay gibi kaynatılır, yemek aralarında olık olarak birer çay bardağı içilirse iyi gelir.
* Bulantıda; taze olarak birkaç dilim limon ayvası, hastayı rahatlatır.
* Yüksek ateşten veya soğuktan meydana gelen dudak çatlamalarında; iki ayvanın çekirdekleri bir fincanlık kahve cezvesinde kaynatılır. Çatlaklar, günde birkaç kez bu su ile ıslatılan pamukla silinirse kısa zamanda kaybolur.
* Güzelliğiniz için; etlice soyulan bir ayvanın kabuklarını, 1 su bardağı tuvalet ispirtosunda bir hafta bekletilir. Bir şişeye süzülen bu losyon özellikle yağlı ciltlerin temizliğinde çok yararlı olur. Ayrıca ayva kabuklarını etlice soyup, taze olarak bunlar da cilt üzerinde ovulup 15 dakika beklenir. Kabuklardaki vitamin cilt gözeneklerinin şifasını sağlar. Daha sonra yüz soğuk suyla yıkanır. Aynı uygulama el güzelliği içinde yapılır. Sonuç kısa zamanda alınır.
BADEM AĞACI (Amygdalus communis L.): Ülkemizin her yerinde yetişen badem, pembe çiçekleriyle ilkbaharın müjdecisidir. Meyvesine göre tatlı badem ve acı badem olmak üzere iki çeşidi vardır. Tatlı badem şekercilikte ve pastacılıkta, acı badem kozmetik sanayinde çok kullanılır. Şifası, çiçeklerinde, çağla dediğimiz taze meyvesinde, yapraklarında, ağaç kabuklarında, bademinde ve bunun yağındadır. Çiçekleri, çağlası, yaprakları mart, nisan arasında, ağaç kabukları meyve verdikten sonra genç dallardan, bademi de tam olgunlaşınca toplanır ve gölgede kurutularak saklanır. Bahçenizde badem ağacı yetiştirmek isteniyorsa alınacak tatlı badem fidanı killi olmayan bir yere dikilir. Narin bir ağaç olduğu için budanmayı sevmez. Ev ilaçları arasında tatlı bademin yeri vardır. Acıbadem içerdiği acılık nedeniyle ev ilaçları arasına kesinlikle girmemelidir.
* Küçük çocukların pekliklerinde; tatlı badem yağını bir kahve kaşığını geçmeyecek ölçüde çocuklara verebiliriz.
* Yanıklarda; 1 ölçü tatlı badem yağını 9 ölçü su ile karıştırarak iyi bir yanık ilacı hazırlanır. Yanıklara hazırlanan bu ilaçtan sürülürse su toplaması önlenir.
* Bağırsak parazitlerinni dökmek için; 1 ölçü çiçek, 7 ölçü suda çay gibi haşlanır, süzülür ve çaydan her iki saatte birer kahve fincanı içilirse kısa sürede etkisini gösterir.
* Karaciğer yorgunlukları için; tatlı badem ağacı yaprakları da, karaciğer yorgunluklarına iyi gelir. Bunun için hazırlanacak çayın ölçüsü de, yukarıda verdiğimiz çiçek çayı gibidir. Bu çaydan sabah akşam tok karnına birer kahve fincan içilir.
* Yorgun ayakları dinlendirmek için; gerek tatlı badem ağacının ve gerekse meyvesinin kabukları özellikle ayak yorgunluklarında çok yararlıdır. Bunun ölçüsü de bir kova ılık suya bir avuç ağaç ya da meyve kabuğudur.
BAKLA (Faba vesca L.) : Ülkemizin her yerinde yetişen, gerek taze, gerek kuru olarak yemekleri yapılan bu sebzenin sakız, arşın, sultani çeşitleri bulunmaktadır. Bakla taneleri azot ve nişastaca çok zengindir. Sindirimi kolay ve çok besleyicidir. Şifası, İlkbahar’ da toplanıp gölgede kurutulan çiçeklerindedir.
* Karaciğer yorgunlukları ve böbrek sancılarında; 40 gr bakla çiçeği 1 litre suda çay gibi haşlanır ve yemek aralarında birer çay bardağı içilirse çok faydalı olur.
BİBER(Capsicum sp.): Yurdumuzda her yerde yetişen ve değişik türleri olan yeşil biber, çarliston, dolma biber, kırmızı biber, Arnavut biberi gibi birçok çeşidi vardır. Bir tek kırmızı biber günde tavsiye edilen C vitamini miktarının üç katını sağlar. Şifası taze olarak yenen etli meyvesindedir.
* Soğuk algınlığı, grip, halsizlik ve bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi için; yeşil bibere göre 14 kat daha fazla beta karoten maddesi içeren ve C vitamini deposu olan kırmızı biber sofrada bulundurulup taze olarak yenirse güç verir, şifa verir.
BİBERİYE (Rosmarinus officinalis L.): Bu bitkiye bazı yörelerde kuşdili, hasalban veya rozmarin’de denilmektedir. İçekleri genellikle açık mavi olan bir süs bitkisidir. Boyu 1.5 m’ye kadar uzar. Akdeniz bölgesinde bütün bir yıl boyu çiçek açmaktadır. Soğuğa dayanıklı olduğu için diğer bölgelerde de yaygın olarak yetişmektedir. Buralarda Haziran-Temmuz aylarında çiçeklenir. Dallarından daldırılarak, çelikle, ya da dip sürgünlerinden yetiştirilir. Kumlu derin toprakları çok sever. Çok fazla su ihtiyacı yoktur. Budama yapıldıkça daha fazla dallanır. Şifası, küçük dallarıyla birlikte toplanılan çiçekleri demetçikler halinde gölgede kurutulması ile elde edilen drogdadır.
* Burkulmalarda; çok faydalıdır. Ağrıyı alır ve şişliklere çok iyi gelir. Bunun için 20 gram biberiye çiçeği, 1 litre suda haşlanarak süzülen suyu bir şişede yaklaşık üç hafta kadar bozulmadan saklanabilir. Burkulan bu yerler bu su ile ovulur.
* Güzellik için; biberiye çayı, yağlı saçların temizlenmesi için de bir güzellik suyu olarak işimize yarar. Bu bitkinin çiçeklerinden yüzün canlı ve gergin olmasını sağlayan losyonda yapılabilir. Bunun için 20 gr kurtulmuş biberiye bir su bardağı beyaz şarapta haşlanır. Süzülen ve soğutulan bu su her gece makyaj temizlendikten sonra yüz bu losyonla temizlenir ve sonra soğuk su ile yıkanır. Kısa zamanda faydası görülür.
BÖĞÜRTLEN (Rubus caesius L.): Ülkemizde yol kanarlarında, korularda, ormanlarda sık rastlanan, çok kişinin tanıdığı, sarmaşık gibi tırmanan dikenli bir kır bitkisidir. Yazın beyaz çiçekler açar, duta benzeyen koyu kırmızı renkli meyvesi Ağustos’dan Ekim’e kadar verir. Şifası her yerindedir. Yaprakları, çiçek açmak üzereyken ince dallarıyla birlikte sürgün uçları, çiçekleri ise tam açtığında toplanır. Kökleri yazın çıkarılır. Bütün bunlar gölgede kurutulur. Meyveleri ise tam olgunlaştıktan sonra daha şifalıdır. Genellikle suyu çıkarılarak saklanır.
* İshalde; böğürtlenin sıkılarak elde edilen suyu ishallerde çok faydalıdır. Ancak böğürtlen suyu saklanamaz taze içmek gerekir. Saklanırsa sirkeleşir.
* Ağız yaralarında; gerek taze ve gerekse kurutulmuş 20 gram böğürtlen yaprağı 1 litre suda haşlanırsa, bu çay ağız yaraları için çok faydalıdır.
* Ayak yorgunluklarında; böğürtlenin sürgünleri ve kökleri 100 grama 1 litre su ölçüsüyle kaynatılırsa, ılıyınca ayak banyosu olarak kullanılabilir. Ayak yorgunluklarına çok iyi gelir.
* Güzellik için; böğürtlen çiçekleri ise 50 grama bir 1 litre su ölçüsü ile kaynatıldığı zaman, elde edilecek bu şifalı su eller için çok iyi bir güzellik losyonudur.
BUĞDAY (Triticum aestivum L.): Buğday, asırlardır insanlığın en önemli temel besin maddesi olan ekmeğin elde edildiği bitki olarak çok değerlidir ve kutsal sayılmaktadır. Şifası başaktan elde edilen tanelerindedir.
* Öksürükte; 1 çorba kaşığı dolusu buğday tanesi, 1 litre suda haşlanır, süzülür ve bu su günde birkaç kez ısıtılarak birer çay bardağı içilirse çok faydalıdır.
CİVAN PERÇEMİ(Achillea millefolium): Buna binyaprak otu, kandil çiçeği de denir. Daha çok kıraç, kırsal alanlarda bulunur. Maviye benzeyen yaprakları uzun ve çok parçalıdır. Mayıs ile Ekim ayları arasında çiçek açar. Bu çiçekler bitki üzerinde kandil şeklindedir. Köküyle sökülüp bahçelere dikilebilir. Canlı dayanıklı ve uzun ömürlüdür. Şifası körpe yapraklarında ve yeni açmışken toplanan çiçeklerindedir. Bunlar gölgede kurutularak saklanır.
* Grip, mide rahatsızlıkları, bağırsak gazları, sinirlilik hali ve hanımların adet gecikmeleri için; 20 gram civan perçemi çiçeğini 1 litre suda 10 dakika kaynatarak hazırlanan çay, sabah, öğle, akşam yemekten sonra yarımşar kahve fincanı içilirse çok iyi gelir. Fazla içilmemelidir, peklik yapabilir. Bu çayı ışık görmeyen bir yerde örneğin dolapta saklamak gerekir, aksi takdirde kararıp, bozulur.
ÇAM(Pinnus sativus L.) : Çeşitli türleri ile yurdumuzda çok yaygın olan uzun ömürlü bir ağaçtır. Çam fidanları fidanlıklarda kozalakların içindeki tohumlardan yetiştirilir. Fidanken çok naziktir. İyi bakım ister ve hele budanmaya hiç gelmez. Ancak geliştikten sonra güçlenir ve dayanıklılık kazanır. Şifası, ağaç dibine dökülmüş kozalaklardan elde edilen çamfıstığındadır.
* Halsizliklerde; çam kozalaklarından elde edilen çam fıstığı bir kuvvet macunudur. Havanda, kuru üzümle dövüldüğünde elde edilen macundan, sabah akşam birer tatlı kaşığı yenirse halsizliklere iyi gelir.
* Doğumu kolaylaştırmak için; doğum öncesinde, çam fıstığını havanda döverek elde edilen undan, 50 grama 1 litre su s hesabı ile hazırlanacak çorbanın, doğumu kolaylaştırdığı Anadolu’da halk arasında bazı yörelerde yaygın bir kanıdır.
ÇAKAL ERİĞİ(Prunus Spinosa L.) : Erik yurdumuzda en yaygın meyveler arasındadır. Çeşitli türleri vardır. Bunlardan İlkbahar’da ilk meyve vereni çakal eriğidir. Bodur bir ağaçtır. Meyvesi ekşi ve ufaktır. Lezzet olarak pek tutulmaz, ama şifa kaynağı olarak büyük önem taşır. Yaprak vermeden önce çiçek açar. Bu beyaz çiçekler henüz açmışken, yapraklar körpeyken meyvesi de henüz olgunlaşmamışken toplanır ve gölgede kurutularak saklanır. Ayrıca ağacından, meyve verdikten sonra sıyrılarak alınmış kabukları da kurutularak dövülür, toz halinde kullanılır. Erik ağacı çekirdekten yetişir. 5-6 yaşında meyve verir. 35-40 yıllık ömrü vardır. Hangi cins olursa olsun çekirdekten filizlenen erik çakal eriğidir. Genç fidanlar aşılanarak başka başka türler elde edilir. Erik sık budanmaya gelmez. Budarken iki yıllık dallara dokunmamak gerekir. Çakal eriğinin çok yönlü bir şifa kaynağı olarak ev ilaçları arasında önemli bir yeri vardır.
* Mide ve bağırsak bozukluklarında; 30 gram çakal eriği, 1 litre suda haşlanır. Bu çay yemeklerden sonra birer kahve fincanı içilirse çok yararlı olur.
* İshalde; kurutulmuş 10 gram ağaç kabuğu havanda dövülür ve 1 litre suda kaynatılır. Süzülen bu çayda üç öğün birer fincan içilirse, faydasını kısa zamanda gösterecektir.
* Soğuk algınlıklarında; kurutulmuş çiçek ve yapraklarından 30 gram 1 litre suda kaynatılır. Bu su çay gibi içilirse içeni kısa zamanda terletir ve ateşi düşürür. Bu çayı ılıtarak yapılan gargara, bademciklere de çok iyi gelir.
ÇAY(Thea sinensis L.) : Herkesin evinde bulunan çayın ev ilaçları kadar güzellik losyonları arasında da yeri vardır.
* Yanıklarda; hafif yanıklar, bir tülbent arasına konulmuş çay posası ile sarılırsa acı kesilir ve daha çabuk iyileşir.
* Güzellik için; Yorgun gözlerdeki kızarıklar için, soğuk çayla yapılan göz banyosu faydalı olur. Uzun ve canlı kirpiklere sahip olmak için, soğuk çaya batırılmış pamukla “kompres” kısa zamanda fayda sağlar.
 
ÇİLEK (Fragaria vesca L.) : İlkbaharın en sevilen ve reçeli de yapılan meyveleri arasındadır. Yurdumuzda Osmanlı çileği ve Bursa çileği olarak iki çeşidi yaygındır. İlki reçellik, ikincisi ise sofralıktır. Ilıman iklimi ve suyu sever. Kumlu, humuslu topraklarda çabuk gelişir. Kol atan sürgünlerini daldırmakla, ya da kesip bir başka yere dikmekle çabuk ürer. Beyaz çiçekler açtıktan sonra meyvesini verir. Fide diplerindeki toprağı sonbahara kadar ara sıra kabartmak gerekir. Dondan korumak için de fideleri kışa yakın, samanlı çiftlik gübresi ile hafifçe örtmek gerekir. Şifası, kök ve yapraklarındadır. Meyvesi de güzellik sütü olarak çok yararlıdır. Çilek içinde çok bol A,B,C vitaminleri olduğu için özellikle çocukların ve bluğ çağındaki gençlerin can dostudur.
* İştahsızlık çekenler için; çilek yapraklarından ve köklerinden 20 gramı 1 litre suda çay gibi haşlanır ve yemeklerden önce bu sudan birer fincan içilirse çok faydalıdır.
* Güzellik için; kurutulmuş yapraklarla fide kökleri havanda dövülür. Bu unla fırçalanacak dişler inci gibi parlayıverir. Yine bir avuç çilek yaprağı ile fide kökü 1 litre suda kaynatılır. Bu su ile eller ve ayaklar ovuldukça güzelleşir. Yüz güzelliği için bir avuç olgun çileği iyice ezip de bir tülbentten süzerek aynı ölçüde sütte üç saat bekletirseniz, cilt için harika bir “güzellik sütü” elde edilir. Akşamları makyaj temizlendikten sonra yüz bu sütle iyice silinir. Sonra bolca temiz soğuk su ile yıkanır. Yüz canlılık kazanır.
* Dikkat; bazı bünyelerde çilek kurdeşen tipi alerji yapabilir. Bu tip bünyeye sahip olanlar çilekten uzak durmalıdır.
 
ÇÖREKOTU (Nigella sativa L.): Düğün çiçeği grubundan bir bitkidir. Ülkemizde bol yetişir. Çöreklerin üzerine ekilen hoş kokulu, küçük siyah tanecikleri vardır. Özellikle şekerli çöreklerin iç bayıltıcı tadını hafifletir, ayrı bir çeşni verir.
* İştah açıcı, hazmı kolaylaştırıcı, bağırsak gazlarını giderici; özellikleri nedeni ile bir çok kişinin bu gibi sorunlarına iyi gelir.
 
DEREOTU (Pencedanula graveolans L.): Özellikle mutfaklarda yemeklerin bir çoğunda çeşni olarak kullanılır. Ülkemizde her yerde yetişir. Hoş kokuludur. Tohumdan yetişir. Bahçede 1 metre karelik yere 20-25 gr civarında tohum mütecanis olarak serpilip üzeri ince bir tabaka (1 cm kadar) toprak kapanır, düz bir tahta veya tokmakla hafifçe bastırılır. Yeterince süzgeçli kovayla su verilir. Fazla güneşi sevmez. Yaprakları taze olarak kullanılır. Sonbaharda verdiği tohumlar gölgede kurutulur. Taze dereotu yaprakları, sadece yemeklere çeşni vermez, aynı zamanda iştah açar, hazmı kolaylaştırır, ev ilaçları arasındadır.
* Küçük çocukların hasımsızlık nedeniyle karınlarındaki şişmelerde ve her yaşta hıçkırıklarda; İki fincanlık bir cezve suya, bir kahve kaşığı dereotu tohumu konularak kaynatılır. Süzülen bu su ılıyınca, çocuklara yemekten sonra iki üç kahve kaşığı içirilir. İstenirse hafif şekerle tatlandırılır. Hıçkırık tutmalarında da bu sudan aynı miktar yeterlidir.
 
DİŞBUDAK AĞACI (Fraksinus ekselsior L.) : Daha çok ormanlık alanlarda bulunur. Gövdesi düz 30 metreye kadar boylanabilir. Genç ağaçlarda açık gül rengi olan kabuk yaşlı ağaçlarda koyudur. Kerestesi değerlidir. Şifası yapraklarındadır. Dantele benzeyen bu ağacın yaprakları genç ağaçlardan ilkbahar ve yazın toplanır, taze veya kurutularak ev ilaçları olarak kullanılabilir.
* Romatizma, soğuk algınlıklarındaki hafif ateş ve emzikli bayanların sütünü artırmak için; 20 gram dişbudak yaprağı, 1 litre suda çay gibi haşlanır. Bu çaydan sabah ve akşam birer kahve fincanı içilir.
* Peklik çekenler için; 40 gram dişbudak yaprağı 1 litre suda çay gibi haşlandıktan sonra sabah akşam birer kahve fincanı içilir. Çok fazla kullanmamak gerekir, müshil etkisi yapar.
 
DOMATES (Lycopersicum esculentum L.): 18. Yüzyıldan beri mutfaklarda kullanılan domates her yerde yetişir. Faydası çoktur.
* Peklik çekenler için; her sabah aç karnına içilecek 1 bardak domates suyu çok yaralıdır.
* Mafsal Romatizmasında; bir domatesi ince ince dilip, tülbentle ağrıyan yere bağlarsak, ağrıyı hafifletir.
* Zayıflamak için; Bir domates 20 kalori gibi çok düşük enerji ve çok az yağ içerdiği için zayıflamak isteyenler bol domates yiyerek karınlarını doyurup, az kalori alarak bir aylık kür ile istedikleri sağlıklı kiloyu yakalayabilirler.
 
DUT AĞACI (Morus nigre L.) : Ülkemizde çok yaygın bulunan bir ağaçtır. Beyaz ve kara dut olarak iki çeşidi vardır. Beyaz dut kurutulmuş olarak çok sevilir. Karadutun olgun meyvelerinin tadı mayhoştur, fazla dayanmaz, kurutulmaya gelmez. Ancak suyunu sıkarak “Dut şurubu” hazırlanarak saklanır. Dut ağacı çelikle üretilir. Kökleri suyu ararken çok derinlere inmediği için yumuşak topraklara dikilmelidir. Uzun ömürlüdür. Bu ağaç haziranda budanır. Aşırı budamadan kaçınılmalıdır. Beyaz dut veren ağacın şifası taze yapraklarında kara dutunda meyvesindedir.
* İdrar zorluğu çekenler için; 7 gram beyaz dut yaprağı, 1 su bardağı dolusu suda çay gibi haşlanır, içilirse idrar söktürücü olarak faydalıdır.
* Diş eti ve bademcik iltihabında; kara dut şurubu ağızda dişetlerinde meydana gelen iltihaplarda günde birkaç kez bir parça pamuğa damlatılarak bu yaralara sürülürse iyileşmesinde çok faydalı olur. 30 gram hatmi çiçeği 1 litre suda çay gibi haşlanır ve buna bir kaşık dut şurubu katılıp gargara yapılırsa bademciklerin iyileşmesinde çok etkilidir.
* Dikkat: Küçük çocukların ağızlarında oluşan pamukçukta kullanılmaz, çocuklarda bir bardak ılık suda bir kahve kaşığı karbonat eritilir, yara sık sık bu su ile ıslatılan bir tülbentle silinir.
EBEGÜMECİ (Malva Rotundifolia): Serin ve nemli yerlerde yetişir. Yaban ve Karagöz ebegümeci diye iki çeşidi vardır. Bunlardan ilki daha çok ormanlarda, ikincisi ise kırlarda ve özellikle dere kenarlarında yetişir. Yaban çeşidi şifa olarak karagözden daha etkilidir. Karagöz çeşidi yemeklerde ve salatalık olarak kullanılır. Şifası, mayıstan eylül sonuna kadar toplanabilecek kökleri ile mayıs-ağustos ayları arasında açan ve mora çalan çiçeklerindedir. Bunlar kurutularak da kullanılabilir. Ancak, kurutulan çiçekler bozulmaması için kapalı kutularda ve ışık almayan yerlerde saklanmalıdır.
o Soğuk algınlığında; 40 gram ebegümeci çiçeği, 1 litre suda çay gibi haşlanır. 10 dakika kadar demlenmeye bırakıldıktan sonra günde 3-5 kez ılıtılarak kahve fincanı ile içilirse, göğsü yumuşatır, öksürüğe iyi gelir. Ayrıca mideyi düzeltir ve bulantıları keser.
o Hafif ateşte ve bademcik iltihaplarında; 40 gram ebegümeci kökü, 1 litre suda haşlayarak elde edilen çay, soğuk algınlıklarında ılık olarak günde 2-3 kez bir kahve fincanı içilirse hafif ateşi düşürür. Ferahlık verir. Bu çayla yapılacak gargara bademcik iltihaplarında da faydalıdır.
ELMA(Malus communis): Ülkemizde her yerde yetişen elmanın Amasya, Golden, Ferik, Gelin, Tavşanbaşı, Gümüşhane, Ekşi Elma gibi bir çok çeşidi vardır. Elma ağacı daldırma, ya da çelikle üretilir. Havası ve toprağı nemli yerleri sever. Kökleri yatay olarak geliştiği için, derin toprak istemez. Çok sık dal verir, ortadaki üst üste dalların budanarak açılması gerekir. Genç fidanlar arzu edilen bir çeşitten alınacak kalem veya göz ile aşılanabilir. Elmanın şifası meyvesindedir.
* Grip, öksürük, ses kısıklığı, uykusuzluk, iç sıkıntısı ve yüksek kolesterol için; orta büyüklükte 3 elma doğranır ve 1 litre suda haşlanır, süzülür. Bu çay, her yemekten sonra ısıtılarak birer bardak içilirse, çok yararlıdır.
* Böbrek ve mesane taşlarını daha rahat düşürmek için; 1 çay bardağı dolusu yaş, ya da kuru elma kabuğu 1 litre suda 10 dakika kaynatılır, süzülür. Bu çay sabahları ısıtılarak aç karnına birer çay bardağı içilirse sancıyı hafifletir, taşın daha kolay düşmesini sağlar.
* Güzellik için; soymadan ezerek çıkarılan elma suyu iyi bir sivilce ilacıdır. Bu suya batırılmış pamukla “kompres” yapılırsa sivilceler yavaş yavaş kaybolur.
ENGİNAR(Cinara scolymus): Bu yaz bitkisi aslında deve dikeninin bir türüdür. Ilık kıyı şeritlerinde yetişir. Dayanıklı bir bitkidir. Yazın kurursa da, sonraki İlkbahar’da aynı kök yeniden sürer. 7-8 yıl ürün verir. Sapın ucunda baş enginar, yan dallarında da koltuk enginar olgunlaşır. Sebze olarak konca denen kısımları çiçek açmadan önce toplanır. Şifası bu koncalardır. Enginar, iyi gübrelenmiş kuvvetli toprakları sever. Çiçeklerinden elde edilen tohumları ile yetiştirildiği gibi, köklerin yanından sürgünler ile de üretilir.
* Romatizmada; ağrıyan mafsallar, enginarın haşlanan suyuyla ovulursa rahatlatır. Bu su, uygun bir şişede birkaç hafta saklanabilir.
* Güzellik için; enginar koncalarının tüylü kabuklarını da atmamak gerekir. Zayıf saçlar bu kabuklarla ovulursa güç kazanır.
ERKEÇSAKALI(Sprioea ulmaria L.): Bir kır bitkisidir. Dalları sağlam, sert ve kırmızımsıdır. İlkbahar’da dalların ucunda toplu olarak ufak ufak, kar tanelerine benzeyen beyaz çiçekler açar. Şifası, toplanıp gölgede kurutulan bu çiçeklerdedir.
* İştahsızlık, böbrek taşı sancıları, bulantı ve romatizmada; 40 gram Erkeçsakalı çiçeği, 1 litre suda haşlanır ve bu çay yemeklerden önce birer çay bardağı içilirse, şifasını kısa zamanda gösterir.
 
FESLEĞEN(Ocymum basilicum L.) : Evlerde cam kenarlarını süsleyen yaprakları çok hoş kokulu olan yaygın bir çiçektir. Yazın beyaz, yada sümbül pembesi küçük çiçekler açar. Sürgünlerinden, yada dalı üzerinde kurumuş çiçeklerinin verdiği tohumlardan üretilir. İlkbaharda sürgünlerinden, üretmek çok kolaydır. Humuslu, hafifi güçlü bir toprak ister. Ilık ve bol güneşli yerleri sever. Sık sık sulanırsa, çabucak gür yetişir. Şifası yapraklarının kokusundadır.
* Sivrisineğe ve tahta kurusuna karşı; Fesleğen kokusu, sivrisinekleri kovmak için birebirdir. Bunun için sivrisinekli ortamlarda bulunanlar, bu bitkiyi yaşama ortamlarında bulundurarak veya yakalarına bir tutam fesleğen takarak sivri sinekleri uzaklaştırabilirler. Yine balkonda yetiştirerek yaz döneminde sivri sineklerden korunabilirler. Yine tahta kurusu yuvaları varsa, çevresine birkaç tutam fesleğen yaprağı serpmelidir. Yuvayı bozar, bu böcekleri göçe zorlar.
* Ağız yaralarında; bir kahve dolusu fesleğen yaprağını iki fincanlık su bulunan büyükçe bir kapta haşlayarak elde edilecek su, ağız yaraları için çok faydalı bir gargaradır.
 
FUNDA(Erica vulgaris L.): Kır bitkisidir. Buna süpürge otu da denir. İlkbaharda yeşerir, yaprakları küçük, ağustosda açmaya başlayan çiçekleri kırmızımsı mordur. Şifası çiçeklerindedir. Bu çiçekler kurutularak saklanırsa, yıl boyu işe yarar.
* Egzamada ve cilt kızarıklıklarında; tazeyken toplanacak 100 gram funda çiçeğini bir su bardağı zeytinyağı içinde 10 gün bekletilir. Sonra süzülerek bir şişede saklanır. İyi bir cilt ilacıdır. Bu yağ özellikle egzamaya benzer, yaralar, ya da cilt üzerinde kızarıklıklara bir pamukla sürülerek çok faydalıdır.
* Adale ağrılarında, kulunçta; kurutulmuş bir ölçü funda çiçeğini iki ölçü suda haşlayarak hazırlayacağınız lapa, adale ağrılarını dindirir. Kulunçlarda rahatlatıcıdır.
 
FASULYE(Phaseolus vulgaris L.): Başlıca çeşitleri Çalı, Şeker, Ayşe, Barbunya, Feraset’tir ve Yurdumuzda her yerde yetişir. Taze ve kuru olarak mutfakların önemli bir sebzesidir. Şifası taze olan meyvelerindedir.
* Şeker hastaları için; taze fasulyeyi ezerek çıkarılan öz suyundan her sabah tok karnına 1 kahve fincanı içmek çok yararlıdır.
* Romatizmalılar için; taze fasulyenin sadece tohumlarını ezerek çıkarılacak öz suyunun sabah, akşam tok karnına birer kahve fincanı içmek ağrılara iyi gelir.
GELİNCİK (Papaver rhoeas L.): Gelincik bilindiği gibi ilkbaharda çiçek açan, çok zarif bir kır çiçeğidir. Ev ilacı olarak şifası, çiçeğinin bir tüle benzeyen ince kırmızı yapraklarındadır. Çiçeğin ortasındaki kara göz kesilir, atılır. Toplanan kırmızı yapraklar gölgede kurutularak saklanır, yada bunlardan şurup yapılır. Gelincik şurubu için ölçü, 1 kahve kaşığı limon tuzu atılmış, 1 litre suya, 1 su bardağı dolusu kırmızı çiçek yapraklarıdır. Bu karışım, ağzı sıkıca kapalı bir kavanozda ve tam güneş alan bir yerde 15 gün bekletilir. Bu şurup reçellere renk vermek için de kullanılır.
* Soğuk algınlıklarında; günde birkaç kez, bir çorba kaşığı gelincik şurubu, 1 çay bardağı sıcak suyla karıştırılarak içilirse çok yararlıdır. Hafif ateşi alır, terletir ve göğsü yumuşatır. Yine 10 gram kurutulmuş gelincik, 1 litre suda haşlanırsa, günde birkaç kez ve sıcak sıcak çay gibi içilirse, şurup gibi aynı faydası vardır.
GÜL AĞACI (Rosa gallica L.): Birçok türü olan gül çiçeklerin sultanıdır denilebilir. Orta güneşli, killi-kumlu ve kırmızı toprakları çok sever. Yediveren, Bodur, Sadberk, Sarmaşıktır. Güllerinin sürekli canlı olması için yanmış çiftlik gübresi ile diplerinin her ilkbaharda gübrelenmesi gerekir. Daldırma ya da çelikle üretilir. Bunları dikme zamanı hemen ilkbahar öncesinde ve don tehlikesinin ortadan kalktığı günlerde başlar. Ancak toprağın Sonbahar’da derin işlenmiş olması gerekir. Fidanlar için 40 cm civarında derinlikte kazılacak çukurlar birbirinden 1 metre uzaklıkta olmalıdır. Fidan dikiminde çukur açarken üstten çıkan toprağa biraz yanmış gübre ile karıştırıp alta, alttan çıkan toprağı da üste vererek yapılır hafif sıkıştırarak can suyu verilir. Güllerde en çok, yaprakları ve gövdeyi pudralanmış sarmaya başlayan bir mantar hastalığıyla, yapraklara dadanan afitlerin (yaprak biti) verdiği zararlar görülür. Tarım ilaçları satılan yerlerde gerekli ilaçları bularak mücadele yapmak mümkündür. Şifası sağlık yetişen güllerin yaprakları, dalları, taze ya da gölgede kurutularak saklanan çiçekleridir.
* Ağız yaralarında; uygun bir kavanoza 1 litre su, 50 gram taze gül çiçeği yaprağı konularak, güneşte 1 hafta bekletilerek gerektiğinde kullanılabilecek çok yararlı bir gargara ilacı elde edilir.
* Çabuk kızaran, ya da yorgunluktan yaşaran gözler için; gül fidanlarının taze yaprakları ve körpe dallarını aynı ölçüde suyla kaynatarak elde edilen sıvıyı bir pamuğa sürerek yapılan banyo iyi gelir.
* Bulantı için; taze ya da kurutulmuş 40 gram gül çiçeği yaprağı, 1 litre suda haşlanır. Ara sıra birer kahve fincanı içilirse kişiyi rahatlatır.
* Öksürük için; bulantıdaki gibi hazırlanan çayın içilmesi kişiyi rahatlatır.
* Güzellik için; 1 ölçü vazelini, hazır satılan 3 ölçü gül suyu ile iyice karıştırıp hazırlanacak losyon, eldeki çatlakları giderir. Elleri güzelleştirir.
HANIMELİ(Lonicera perielymunum L.): Bu bitki sarılarak uzar, ilkbaharda açan çiçekleri güzeldir ve hemen hemen her bahçede bulunan bir süs bitkisidir. Daldırılarak veya sürgünlerinden kolayca üretilir. Ancak yeri güneye bakıyorsa ve toprağı iyi gübrelenmişse çok iyi gelişir. Şifası yapraklarında ve çiçeklerindedir. Yaprakları taze, çiçekleri gölgede kurutulmuş olarak kullanılır.
* Böbrek taşları için; 20 gram taze hanımeli yaprağı, 1 litre suda haşlanır ve yemek aralarında birer çay kaşığı içilirse, taş düşürmeyi kolaylaştırır, sancıyı hafifletir.
* Soğuk algınlıklarında; 20 gram hanımeli yaprağını, 1 litre suda haşlayarak hazırlanan çay, çok yararlıdır. Yemeklerden sonra sıcak sıcak içilirse göğsü yumuşatır, öksürüğü hafifletir, hastayı terletir.
 
HARDAL(Sinapis sp.): Hardal, turp ailesinden yıllık, otsu bir bitkidir. 1 metreye kadar uzanan gövdesi epey dallı ve dalları tüylüdür. Dokunduğunda insanı tırmalar. Yaprakları gelişigüzel sıralanır. Yazın, sarı çiçekler açar. Meyvesi keçiboynuzuna benzer, ama çok küçüktür. Tohumları bu meyvenin içinde oluşur. Sofra hardalı, bu bitkinin özel olarak yetiştirilen ve ıslah edilmiş türlerinden elde alınan tohumlarından yapılır. Baharatçılarda da bu tohumlar satılır. Bunlar beyaz ve siyah hardal olarak iki türe sahiptir. Asıl şifalı olan siyah hardaldır.
* Soğuk algınlığında, nezlede, nevraljide; Siyah hardaldan yapılan Hardal Yakısı’nın büyük faydaları vardır. Bu yakıyı hazırlamak güçtür, ama artık eczanelerde hazır satılmaktadır. Ancak tarifine uygun kullanmak gerekir. Yoksa cildi çok tahriş eder. Eğer böyle bir tahrişe yol açılmış ise üzerine zeytin yağı sürülmelidir. Acıyı alır. Yakıdan sonra yakı yapılan yeri ılık suyla iyice silmeyi, ya da yıkamayı, kuruladıktan sonra talk pudrasıyla pudralama yapılmalıdır. Kalan yakı cildi yakabilir.
 
HATMİ (Althaea offcinalis L.): Yaprakları ebegümecine benzeyen bir süs bitkisidir. Temmuzdan Eylüle kadar çiçek açar. Çiçekleri soldukça kesilirse, çiçek açma süresi daha da uzar. Sürgünlerinden yetiştirilir. Derin toprakları sevdiği için, daha çok bahçe çiçeğidir. Fazla sulanmayı ve kuraklığı sevmez. Hatminin gölgede kurutulan kökü ve çiçekleri eskiden beri başlıca ev ilaçları arasındadır.
* Göğüs nezlesinde; 10 gram hatmi kökü, 1 litre suda haşlanır, yemeklerden sonra birer kahve fincanı içilirse, hastayı çok rahatlatır.
* Dişeti ve bademcik iltihaplarında; 30 gram hatmi çiçeği, 1 litre suda haşlanır ve bu çay ılık ılık günde birkaç kez gargara olarak kullanılırsa, kısa zamanda yararını gösterir.
 
HAVUÇ(Cucurbita pepo L.): Havuç, yurdumuzun en yaygın sebzeleri arasındadır. Tohumdan yetişir. Ilık iklim ve derin toprakları sever. İki yıllık bir bitki olduğu için ilk yıl kök bağlar, ikinci yıl çiçeklendikten sonra meyve ve tohum verir. Kırmızı, sarı, beyaz türleri vardır. En lezzetlisi kırmızı olandır. Şifası bizim kısaca havuç dediğimiz meyvesi olan köküdür.
* Sarılıkta; tedaviden sonra, her gün bir iki su bardağı havuç suyu içmek, yorgun düşmüş karaciğeri takviye eder.
* İştahsızlıkta; 10 gram havuç tohumu, 1 litre suda çay gibi haşlanır, yemeklerden önce birer kahve fincanı içilirse, iştah açar.
* Güzellik için; havuç suyu cildi besler. Makyajdan önce ve makyajınızı temizledikten sonra, yüzünüze en az bir kahve fincanı havuç suyu sürerek, on dakika kadar beklenilir. Sonra yüz bol su ile yıkanır ve harika bir yüze sahip olunur.
HIYAR(Cucumis sativus L.): Kabakgiller ailesindendir. Gerek salatasıyla ve gerekse turşusuyla çok sevilir. Özellikle cilt güzelliğindeki şifasıyla, kozmetik sanayinin en önemli doğal kaynağıdır.
* Güzellik için; yüz sık sık hıyar kabukları ile ovulursa, cilt gerilir, canlılık kazanır. Hıyar kabuklarından kolayca çıkarılan özsu, harika bir güzellik sütüdür. Güzellik kremlerinden çoğunda bu süt vardır. Ancak bu süt taze olarak kullanılmalıdır.
 
HİNDİBA (Cichorium inytbus L.): Doğal çayırlarda ve yol boylarında yetişen bir kır bitkisidir. İlkbaharda sarı çiçekleri açar. Yapraklarının tadı biraz eşimsi olmasına rağmen çok lezzetlidir. Bu bitkiyi tanıyanlar, onun salatasını ve yemeklerini yapar. Şifası, süte benzeyen özsuyunda ve esmer renkteki kökündedir. Bu kök kurutularak, özsuyu taze olarak kullanılır.
* Sıtmada; 50 gram Hindiba kökü, bir litre suda kaynatılırsa, bu çay sıtma nöbetlerinden sonraki ateşi düşürmede faydalıdır. Sıtmanın baş ilacı olan kinini de bu çayla içmek faydasını artıracaktır.
* Güzellik için; taze Hindiba’ yı tümüyle bir kapta dövdükten sonra sıkarak elde edilen özsu, yüzdeki sivilceler için çok faydalıdır. Özellikle geceleri, yüz temizledikten sonra, sivilcelere bir pamukla bu özsu yedirilerek sürülür. Bu kür bir hafta kadar sürerse, sivilceler yavaş yavaş kaybolur.
IHLAMUR (Tilla europoea L.): Boylu ve dayanıklı bir ağaçtır. Her toprakta yetişebilir. Bilinen üç türü vardır. Platifilla, Amerikana ve Silvestus, ilki budanarak şekil verilebildiği için parkları süsler. İkincisi çok gösterişli, ötekilerden çok daha boyludur. Geniş bir alana tek başına dikilmesi gerekir. Üçüncüsü yabani ıhlamurdur. Dalları kırmızıdır. Hoş kokulu, şifalı ıhlamur çiçekleri, genelde Amerikana türünden elde edilir. 5-9 çiçek taşıyan bir sap ile bu sapın yarısına kadar birlikte büyüdüğü ve yapışık olduğu dil şeklindeki yaprakları (Flos tiliae) toplanır.
* Kolesterol, yüksek tansiyon, böbrek taşı, soğuk algınlığında; 5 gram ıhlamur çiçeği her çay bardağı için olacak şekilde oranda suda demlikte kaynatılır. Ve sıcak sıcak birkaç bardak içilir. Bu içilen çay, kolesterol ve yüksek tansiyonu dengeleme ve böbrek taşlarının düşmesine yardımcı olur.
* Yatıştırıcı olarak; 10 gram ıhlamur çiçeği, 1 litre kaynar su ile haşlanır ve ılık zemin üzerinde kapağı kapalı olarak demlenmeye bırakılır, (üstü örtülür, uçarak etkili maddenin kaybı önlenir) ve içilmeye hazır olur. Bu çay 5-8 dakika içinde içilirse, yatıştırıcı oluşu yanında idrar-ter attırıcı ve spazm çözücü etki gösterir. Ihlamur bardak bardak içilebilir.
* Göğüs yumuşatıcı olarak; 10 gram yaprak oranı fazla veya çiçek ile eşit oranda ıhlamur 1 litre suda kaynatılır ve sonra hafif ateşte 25-30 dakika daha kaynatılmaya devam edilirse yatıştırıcı olmaktan ziyade bir göğüs yumuşatıcı özelliğe sahip olur. Hangi amaçla kullanılacaksa kaynatma süresi önem taşımaktadır.
* Güzellik için; ıhlamur çayı ile yıkanan saçlar canlılık kazanır. Bu çay göz banyosu olarak kullanırsa kızarıklıkları alır.
ISIRGAN(Lamuum album L.): Isırgan değişik türleri vardır, her toprakta yetişir. Isırganın tüy gibi dikenlerinde “Karınca asidi” vardır. Değdiği cilt üzerinde hafif yanma ve kızarma olur.
* Şeker hastalığında ve bulantılarda; 50 gram ısırgan yaprağı, 1 litre suda haşlanır, süzülür ve bu çay her yemekten önce bir çay bardağı içilirse çok yararlıdır.
* Güzellik için; Isırgan çayıyla yıkanan saçlar canlılık kazanır. Özellikle saç dökülmesine iyi gelir. Bu çayla yıkanan eller daha güzelleşir.
ITIR: Sardunya türünden olan ıtırın yetiştirilmesi ve bakımı sardunya gibidir. Tohumdan yetiştirildiği gibi çelikle de üretilir. Itır çelikleri kolay tutar. Çoğaltılmak istenen çiçek, sonbaharda ayrı ayrı saksılara dikilir. Dallanmayı sağlamak için uçları alınır. Itır rutubetten korunmalıdır. Azar azar sulanmalıdır. Çiçeklenme süresi uzun, çiçekler erguvan renginde, küçük ve uzun süre dayanır.
* Ağız yaralarında; 100 gram ıtır çiçeğini, 1 litre suda kaynatarak hazırlanan çay, günde birkaç kez gargara olarak kullanılır.
KEKİK(Thymus vulgaris L.): Genellikle kırda, merada bulunan bir bitkidir. Ev yemeklerinde çeşni olarak da kullanıldığından bağlarda ve bahçelerde de yetiştirilir. Kekik otunun yaprakları yumurta biçiminde, altları biraz tüylü, çiçekleri pembe, ya da beyazdır. Kendine özgü hoş bir kokusu vardır. Şifası yapraklarındadır. Bunlar sapları ile yazın toplanır, demetler halinde gölgede kurutulur. Kuru nane gibi ufalanarak kullanılır.
* Grip, anjin, astım, bronşit, damar sertliği, adet düzensizliği, hazımsızlık, iç sıkıntısında; 30 gram kekik, 1 litre suda haşlanır. Her yemekten sonra bir kahve fincanı içilirse, çok yararlıdır.
* Güzellik için; 125 gram kekik, 1 litre suda haşlanırsa, kırılan, dökülen saçları canlandırır. Hoş bir parlaklık verir.
KARPUZ ve KAVUN(Cucurbita sp): Bu iki bostan bitkisi yurdumuzda yaygın olarak yetişmektedir. Yaz döneminin sevilen sebzelerindendir. Şifası sulu meyvelerindedir.
* Böbrekleri çalıştırmak için; bu iki bitkide bol yenirse, böbrekleri aşırı çalıştırır ve kavun biraz daha karpuza göre tok tutar ve besleyicidir.
LAHANA(Brassica oleracea L.): Kış sebzesidir. En yaygın türü göbekli beyaz lahanadır. Sarmasından turşusuna kadar her mutfakta yeri vardır. Ev ilaçları arasında bu tür lahana kullanılır.
* Şeker hastalığında, gripte, peklikte; 50 gram lahana yaprağı, 1 litre suda haşlanır ve bu çay her yemekten önce birer çay bardağı içilirse çok faydalıdır.
* Bulantı ve adet düzensizliğinde; Taze lahana salatası yemenin büyük faydası vardır.
* Variste; lahananın taze göbek yaprakları iyice kıyılır. Pamuklu bir bezle sarılırsa şifasını kısa zamanda gösterecektir.
* Kan çıbanında; lahana yaprakları lapası sarmak, çıbanın çabuk olgunlaşıp, patlamasını sağlar ve hastayı rahatlatır.
LAVANTA ÇİÇEĞİ(Lavandula officinalis L.): Hoş kokulu bir süs bitkisidir. Kozmatik sanayinde kullanıldığı gibi, kurutulmuş çiçekleri evlerde çamaşırlar arsına konularak güzel kokması sağlanır. Lavanta çiçeğinin iki türü vardır. Biri erkek bitki diyeceğimiz erkek çiçeklerin bulunduğu tür 60-70 cm kadar boy atar. İkinci türü dişi çiçekleri taşır, bunlar daha boysuz, yaprakları daha ufaktır. Sık bir çalı gibi gelişir. Lavanta çiçeği kireçli, sıcak toprakları severse de bahçe topraklarına da kolayca uyum sağlar. Tohumdan ya da sürgünlerinde üretilir. Tohumu fideliklere ve toprak yüzeyine yakın olarak nisan başından mayıs ayı sonuna kadar olan sürede ekilir. Çimleninceye kadar sulanır. Fideler 30 cm ara ile bahçede yerlerine şaşırtılır (dikilir). Lavanta çiçeği sürgününden dikilecekse, martta gövde topları parçalanarak 30’ar cm aralıklarla bahçeye dikilir. Soğuk iklimlerde kıştan önce diplerini gübreyle doldurarak donması önlenir. Şifası gölgede kurutulmuş çiçeklerindedir.
* Grip, hafif ateş, baş ağrısı, gırtlak yanması, hazımsızlık ve bağırsak rahatsızlıklarında; 5 gram lavanta çiçeği iki fincanlık bir cezve suda haşlanır ve bu çay, yemek aralarında taze taze içilirse çok faydalıdır.
* Güzellik için; 100 gram lavanta çiçeğini bir su bardağı tuvalet ispirtosu ölçüsü ile uygun bir kapta bir hafta bekletiniz. Günde birkaç kez bu aromayla sileceğiniz ergenlikler, zamanla yok olacaktır.
MARUL(Lactuca sativa L.): Hepimizin bildiği bu sebze nemli ve güneşli yerleri sever. Toprağı ya yanmış gübre ile ya da “komposta” denilen gübre ile gübrelenir. Marul tohumu sonbaharda tohum yastığına serpme olarak ekilir. Ve üzeri biraz çürümüş gübre ile örtülür, bastırılır. Sularken süzgeçli kova kullanılmalıdır. 3-4 yaprak olunca, 30-40 cm aralıklarla yerlerine dikilir, iyice göbeklenince toplanır. Şifası tohumunda ve taze yapraklarındadır.
* Karaciğer yorgunluğu, şeker ve müzmin bronşitte; 5 gram marul tohumu, yada göbek yakınından alınmış 80 gram marul yaprağı, 1 litre suda haşlanır, bu çay yemek aralarında birer çay bardağı içilirse çok yararlıdır.
MAYDANOZ(Apuim petroselium L.): Sofralarımızdaki salataların ve yemeklerin vazgeçilmez çeşnisi olan maydanozun iki türü vardır. Biri yaprak maydanoz, öteki ise kök maydanozdur. Maydanoz tarlasına önceden yanmış çiftlik gübresi konulur. Kök maydanozuna taze çiftlik gübresi kullanılmamalıdır. Kimyasal gübrelerde verilebilir. Maydanozun yetiştirilmesi oldukça kolaydır. Bahçelerde tohumu küçük ocaklar içine ekilir. Sıravari ekilecekse sıralar arasına 5 cm bir aralık bırakılmalıdır. Ekildikten 4 hafta sonra çimlenir. Sık sık su ister. Daha çok gölgelik yerleri sever. Maydanoz ekildikten iki ay sonra tamamıyla yetişmiştir. Toplanmaya başlanır. Kökünden çıkarılmadan koparılır veya kesilir. Sulandıkça yeniden yaprak verir. Sağlık bakımından C vitamin deposudur.
* Midede hazım kolaylığı; midenin büyük dostu olan bu doğa nimeti, hazmı kolaylaştırdığı gibi, başka hastalıklarından da önemli şifa kaynağıdır.
* Karaciğer yorgunluğunda, hafif ateşte, adet düzensizliğinde, hazım zorluklarında; 20 gram maydanoz, 1 litre suda haşlanır ve bu çay ara sıra birer kahve fincanı içilirse çok faydalıdır.
* Egzama yaraları için; bir su bardağı dolusu maydanoz, bir su bardağı tuvalet ispirtosu ölçüsü ile uygun bir kapta bir hafta bekletilirse, elde edilen losyon çok faydalı bir pansuman ilacıdır.
* Bulantılarda ve nefes darlıklarında; bir tutam maydanozu iyice çiğneyerek yutmak kişiyi rahatlatır.
 
MELEKOTU(Angelica sylvestris L.): Bir kır bitkisidir. Dalları uzun, yaprakları genişçedir. İlkbaharda ufak dallarının ucunda top top hafif yeşile benzeyen beyaz çiçekleri açar. Şifası dalları ve köklerindedir. Bunlar yazın toplanıp, gölgede kurutularak kapalı kutular içinde saklanır.
* Astım, hava yutma ve adet bozukluklarında; 30 gram melek otu kökü ufalanarak 1 litre suda haşlanır. Yemeklerden önce birer çay bardağı içilirse çok faydalıdır.
* Sürekli hazımsızlık çekenler için; 15 gram melek otu, dalı ufalanarak 2 fincanlık cezvede kaynatılıp içilirse, etkisini hemen gösterir.
 
MELİSA(Melissa officinalis L.): Buna oğul otu da denilmektedir. Çok hoş kokulu bir kır bitkisidir. Hemen her yerde yetişmektedir. Bahçelerde daha çok çit yapmak için parmaklık kenarlarına, setlere dikilir. Kendi haline bırakılınca uzayıp gideceği için, sık sık budamalı, böylece dalların, yaprakların sıklaşması sağlanmalıdır. Yeni dikildiği günlerde çok su isterse, kökleri derine varınca, fazla sulanması gerekmez. Arılar bu bitkiyi çok sever. Bu nedenle oğul otu denir. Çok şifalıdır. Eczacılıkta Melisa ruhu denen yağı birçok sinir, mide ve kalp ilaçlarının yapımında kullanılır.
* Astım, baş ağrısı, bağırsak sancıları, adet düzensizliklerinde; 10 gram Melisa, iki fincanlık bir cezvede kaynatılıp içilirse, çok şifalıdır. Ancak bu çayı her seferinde taze olarak hazırlamak gerekir.
 
MENEKŞE(Viola dorata L.) : İlkbaharın en güzel, en yaygın çiçekleri arasındadır. Kır menekşesi, ya da mor menekşe denen kokulu ve hercai menekşe denen alacalı iki türü vardır. Kokulu menekşe yürek biçimindeki yapraklarının ortasında küpe biçiminde çiçekler açar. Tohumdan yetiştirilir. Hercai menekşe’nin ise yaprakları uzunca ve yırtmaçlıdır. Çiçekleri sarılı, kırmızılı, morlu, türlü renklerde olur. Fazla kokulu değildir. Tohumdan üretildiği gibi, top halindeki kökleri ayrılıp dikilerek de yetiştirilir. Bu iki tür menekşede besili, yumuşak toprakları sever. Kokulu menekşe ağaç diplerinde, gölgelik yerleri sever. Hercai menekşe pek yer ayırt etmez, ancak bol su ister. Menekşenin şifası taze ya da kurutulmuş çiçeklerindedir.
* Bronşit ve grip için; 10 gram kurutulmuş menekşe çiçeği 1 litre suda kaynatılarak, yemek aralarında birer çay bardağı içilirse, göğsü yumuşatır, halsizliği alır, hastayı terletir.
* Peklik için; 10 gram taze menekşe çiçeği, 1 litre suda kaynatılır ve sabahları aç karnına birer çay bardağı içilirse çok faydalıdır.
 
MERCİMEK(Lens culunaris L.): Mercimek, yurdumuzda severek tüketilen bir baklagil bitkisidir. Kırmızı ve yeşil olmak üzere iki türü vardır. İkisi de bitkisel proteince zengindir. Şifası insanlarca yemeği ve çorbası yapılan tanelerindedir.
* Şeker hastalığında; kandaki şekeri düzenlemeye yarayan lifler içerir. Kırmızı mercimek özellikle selenyum açısından da zengindir. Şeker hastalarının diyetinde bulunursa kan şekerini düzenleme etkisi nedeni ile faydalıdır.
 
MEYANKÖKÜ(Glycyrrhizza glabra L.): Bu bitkiye halk arasında Biyan’da denir. Ilık iklim koşullarını seven, bu yüzden ülkenin güneyinde yetişen bir kır bitkisidir. Meşrubat sanayinde meyanbalı kullanılır. Sapı ve kökü toprak altındadır. Dantel gibi yaprakları arasında, yazın salkım şeklinde mavi çiçekler açar. Şifası köklerindedir.
* Müzmin bronşit ve gırtlak yanması için; 50 gram meyankökü, 1 litre suda haşlanır. Günde birkaç kez birer çay bardağı içilirse, çok şifalıdır.
* Ses kısıklığında ve boğazdaki tahrişlerde; meyan balı çok etkilidir. Bu bitkinin kökleri su ile kaynatılıp suyunun uçurulması ile bal hazırlanır. Küçük, mercimek büyüklüğünde bir bal parçası alt çenede diş kökünün üst kısmına konarak yavaş yavaş eritilirse çok faydalı olur.
 
MÜRVER(Sambucus nigra L.): Hanımeli ailesinden bir ağaçtır. İlkbaharda demetler halinde beyaza yakın sarı çiçek açar. Mürver besili, yumuşak topraklarda iyi yetişir. Toprak önceden gübrelenmeli, fidan dikildikten sonra bolca sulanmalıdır. Şifası, taze yapraklarında ve çiçeklerindedir. Çiçekleri gölgede kurutularak kullanılır.
* Grip, bronşit ve böbrek taşı sancılarında; 20 gram mürver çiçeği, 1 litre suda haşlanır ve yemek aralarında birer çay bardağı içilirse çok şifalıdır.
* Hemoroit için; bir su bardağı dolusu mürver yaprağı havanda iyice dövülerek, bir fincan zeytinyağı ile yoğrulursa, bununla yapılacak kompres insanı rahatlatır.
* Güzellik için; 50 gram mürver çiçeğini 1 litre suda haşlayarak hazırlayacağınız çay, gözler için değerli bir banyodur. Bu banyo, göz kızarıklığını aldığı gibi, kirpikleri de gürleştirir.
NANE(Mentha piperita L.): Kolay yetişen, hoş kokulu bir bitkidir. Su nanesi, yaban nanesi, yeşil nane gibi çeşitleri vardır. Bahçelerde yetiştirilip, yemeklerde kullanılan yeşil nanedir. Nane, serin yumuşak ve gölgelik toprakları sever. Filizleri ilkbaharda ana kökten ayrılıp, önceden gübrelenmiş toprağa dikilir. Çabuk büyür. Yaprakları kesilip, alındıkça yeniden verir.
* Astımda, nefes darlığında; taze nane yaprağını ya da iki tatlı kaşığı kuru naneyi dilinmiş çeyrek limonla beraber iki tatlı fincanlık bir cezve suda kaynatıp içmek rahatlık verir.
* Hıçkırık tutmuş da devam ediyorsa; sıcak suya 5-6 tane, nane yaprağı, ya da 1 çay kaşığı, kuru nane atıp biraz bekleterek içmek etkisini hemen gösterecektir.
PAPATYA(Matricaria sp.): Papatya kırlarda en çok rastlanan bitkilerden biridir. İlkbaharda, yaz ortasında dağları, kırları, bahçeleri bir halı gibi süsler. Ortası sarı, kenarları beyaz olan bu güzel çiçeklerin göz alıcı bir görünüşü vardır. Göbeğin çevresindeki taç yaprakları sarı olanına papatya denir. Şifası gölgede kurutularak kapalı kutular içinde saklanan çiçeklerindedir.
* Karaciğer yorgunluğunda; 10 gram papatya kurusu, iki fincanlık bir cezvede suyla 10 dakika kadar kaynatılıp, yemek aralarında içilirse çok şifalıdır.
* Bağırsak sancılarında, mide yanmalarında ve sürekli hazımsızlıklarda; 50 gram papatya kurusu, 1 litre suda haşlanıp, yemek aralarında birer çay bardağı içilirse çok faydalıdır.
* Güzellik için; sık sık pınarları çapaklanan gözler için yukarıdaki çayla yapılan göz banyosu çok faydalıdır.
REZENE(Foeniculum vulgare L.): Kayalık yerlerde yetişen bu bitkiye Raziyane’de denir. Boylu bir ottur. Gevrek yaprakları vardır. Salata olarak yenildiği gibi, önce yeşil renkte ortaya çıkan ve olgunlaştıkça sarımsı hale dönen meyvesi turşularda kullanılır. Çok lezzetlidir. Şifası gölgede kurutularak saklanan olgun meyvelerindedir.
* Damar sertliği, hava yutma ve sürekli hazımsızlıklarda; 30 gram kuru Rezene meyvesi, 1 litre suda haşlanır. Bu çay yemeklerden önce birer çay bardağı içilirse çok faydalıdır.
SARMISAK(Allium sativum L.) : Her mutfakta her tür yemeğin çeşnisi olan sarmısağın keskin kokusu içindeki “allyl sülfür” maddesinden gelir. Eskiden beri yüksek tansiyonu olanlara tavsiye edilen şifası, bu maddeden gelir. Ev ilaçları arasında önemli bir yeri vardır.
* Yüksek tansiyonda; 6 diş sarımsak havanda dövülür ve 1 kahve fincanı votka içinde 1 hafta bekletilir. Sonra uygun bir şişeye süzülür. Bu halk ilacından her gün yarım kahve fincanı suya 10 damla konularak içilirse, çok faydalıdır.
* Astımda; yukarıdaki gibi hazırlanan halk ilacından her gün 1 kesme şeker üstüne, 10 damla damlatılarak yenilmesi çok yararlıdır.
* Nasırda, siğillerde; 1 baş sarımsak, yağlı kağıda sarılarak sıcak külde pişirilir. Ezilerek nasır üstüne bağlanırsa, birkaç gün içinde nasırı olgunlaştırıp söker. Siğillere de aynı şekilde uygulanırsa çok iyi gelir.
 SOĞAN(Allium cepa L.): Her mutfakta bulunması zorunlu olan soğanın birçok türü vardır. En makbulü genelde çiğ yenen kırmızı soğandır. Kırmızı soğanda “flavanol” maddesi bulunur.
* Dolamada; sıcak külde közlenmiş kuru soğanın zarını çıkarıp sarmak sancıyı alır ve dolamayı olgunlaştırır.
* Başağrısında; bir baş soğan ince kıyılarak haşlanır ve haşlanmış soğan, bir tülbent arasında alına bağlanırsa, ağrıyı dindirir.
* Şeker hastalığında; bol soğan yemek çok şifalıdır.
* Kalp krizi riskini azaltmak için; içerisinde flavanol maddesi bulunan kırmızı soğandan her yemekte çiğ olarak biraz yemekte fayda vardır.
* Vücuda batan ve içinde kalan bir maddeyi atmayı kolaylaştırmak için; bir baş soğan sıcak külde közlenir, yarılır ve içine biraz beyaz sabun kıyılır ve bu yaranın üzerine sarılırsa vücudun içinde kalan yabancı cismin atılmasına yardımcı olur.
* Güzellik için; soğanla saçlar için bir kepek ilacı da yapılır. Üç baş kuru soğan ince ince kıyılır. Bir u bardağı tuvalet ispirtosunda bir hafta bekletilip, sonra bu losyon bir şişeye süzülür. Saçlarınızı 1 litreye bu losyondan 3-4 damla ölçüsüyle hazırlayacağınız su ile yıkamak kepeği önler. Ancak bu küre bir hafta devam etmek gerekir.
SİNEMAKİ(Cassia augustifolia L.): Baklanın akrabası bir ağaççıktır. Sıcak iklimlerde yetişir. Bize dış ülkelerden gelir. Şifası yapraklarındadır.
* Peklik çekenler için; bağırsak tembelliği çeken kişiler için, 1 gram sinemaki yaprağı, 2 fincanlık bir cezve suda haşlanır ve sabahları aç karnına içilir. Fazlası bağırsaklarda sancılı buruntu yapar. İyi geliyor diye dozu artırmamak gerekir.
SÖĞÜT(Salix alba L.): Su kenarlarında yetişen bu ağacın yaprakları mızrak ucuna benzer. Genç dallarından alınmış çeliklerle kolayca üretilir. Ülkemizde salkım söğüt, beyaz söğüt, keçi söğüdü, gevrek söğüt türleri çok yaygındır. Şifası yapraklarındadır.
* Uykusuzluk çekenler için; yatmadan önce 5 gram söğüt yaprağı, iki fincanlık bir cezvede kaynatılır, süzülerek çay gibi içilirse çok şifalıdır.
* Hafif ateşte; 20 gram söğüt yaprağı 1 litre suda haşlanır, yemeklerden sonra birer çay kaşığı içilirse çok ateşi düşürür.
ŞALGAM(Brassica napus L.): Turp ailesinden bir bitkidir. Ilık iklim koşullarını ve kumlu toprakları sever. Tohumdan üretilir. İlkbahar ve sonbaharda iki kez ekilebilir. Çabuk filizlenir. Yaprakları parçalı ve üstü hafif tüylüdür. Sarı çiçekler açar. Etli ve sulu olan, iri ve genelde yumru biçiminde olan kökü yenir.
* Yaşlıların ayak üşümelerinde; yaşlılarda görülen ayak üşümelerinde etlice soyulmuş 2 şalgam kabuğu, 1 çay bardağı dolusu ısırgan otu, 1 litre su ölçüsüyle kaynatılarak hazırlanan banyo çok şifalıdır. Ayaklar iki kez ılık ılık kullanılacak bu suyla banyo yapılırsa, üşüme kaybolur.
* Güzellik için; 1 baş rendelenmiş şalgamı, yüze maskeleyerek 15 dakika kadar beklemek sivilcelere çok iyi gelir. Cilde canlılık verir. Maske temizlendikten sonra yüzün, bol soğuk su ile yıkanması gerekir.
ŞAHTERE(Fumaria officinalis L.): Kendiliğinden boş tarlalarda yetişen bir kır bitkisidir. Dalları mavimsi, yaprakları düzensiz, yaz başında açmaya başlayan çiçekleri, türlerine göre koyu fildişi, pembe, erguvan rengindedir. Şifası “Fumarin” ve “Fumarik Asit” denen iki madde bakımından zengin olan yapraklarındadır. Bu bileşimin kan arındırıcı özelliği vardır.
* Karaciğer yorgunluğu ve iştahsızlık çekenler için; 30 gram şahtere, 1 litre suda haşlanır, yemeklerden önce birer çay bardağı içilir.
ŞERBETÇİOTU(Humulus lupulus L.): Hanım eli gibi sarılarak tırmanan kendir ailesinden güzel ve ekonomik değeri olan bir bitkidir. Yaprakları karşılıklı yürek biçiminde, damarları belirgin ve düzgündür. Yumurtamsı kozalaklar verir, bunlar eskiden beri şerbetçilikte kullanılır. Çiçekleri ve bunlardan oluşan kozalakların üstü “lüplün” denen acı ve hoş kokulu sarı bir tozla kaplıdır. Biraya hafif lezzetini veren bu maddedir. Ev ilaçları arasında gölgede kurutulan çiçeklerinin yeri vardır.
* Damar sertliği, kansızlık, sinirlilik hali, hazımsızlık, hastalıklardan sonra nekahet döneminde; 20 gram şerbetçiotu çiçeği, 1 litre suda haşlanır, yemeklerden sonra birer çay bardağı içilirse şifasını kısa zamanda gösterir.
* Adet düzensizliklerinde; Şerbetçiotunun yukarıdaki çiçek çayı, iki fincanlık bir cezve suya 15 gram çiçek ölçüsüyle hazırlanır ve sabahları aç karnına içilir.
ŞİMŞİR(Buxus sempervivens L.): Yapakları dört mevsim canlı, yeşil kalan ve genellikle parklarda çit bitkisi olarak kullanılan bir ağaççıktır. Kireçli, çorak toprakları sever. Yurdumuzda çok yaygındır. Şifası yapraklarındadır.
* Güzellik için; 50 gram taze şimşir yaprağı, 1 su bardağı dolusu tuvalet ispirtosunda 15 gün bekletilir. Temiz bir şişeye süzülür. Saçlar bu losyonla friksiyon yapılırsa parlaklık kazanır.
TARÇIN(Cinnamomun zeylanicum L.) : Defne ailesinden,fakat sıcak ve çok yağışlı iklim koşullarını sevdiği için Hindistan, Seylan gibi uzak doğu ülkelerinde yetişen bir ağaçtır. Kabuğu çok hoş kokuludur. Sofra tarçını bu kabukların dövülerek toz haline getirilmiş şeklidir.
* Grip, halsizlik, hazımsızlık ve bağırsak sancılarında; 10 gram tarçın kabuğu 1 litre su ölçüsü ile kaynatılır. Acımsı olduğu için şekerle tatlandırılır. Bu çay günde birkaç defa içildiğinde çok şifalıdır.
TURP(Raphanus niger-sativus L.): Salatalık olarak kullanılan bu sebzenin Fındık turpu, Kestane turpu, bayır turpu ve iri kırmızı turp türleri yetiştirilir. Tohumdan üretilir. İlkbahar ve sonbaharda iki kez ekilebilir. Nemli yerleri sever. Taze gübre verilirse yaprakları coşar, fakat kök vermez. Bu nedenle turp ekilecek toprak çürümüş gübre ile beslenmelidir. Kırmızı turp içerdiği zengin miktardaki folik asit ve C vitamini ile gerçekten bir sağlık kaynağıdır.
* Karaciğer yorgunluğunda; iki yemek arasında 1 kahve fincanı turp suyu içmek, karaciğeri güçlendirir.
* Öksürük nöbetlerinde; 1 tatlı kaşığı turp suyu içmek iyi gelir.
UNUTMABENİ ÇİÇEĞİ(Origanum vulgare L.): Ballı baba ailesinden, küçük yapraklı, çok güzel bir kır bitkisidir. Buna Mercanköşk, Mercengüş, Merzengüş, Aşkotu, Keklikotu ve Güveyotu’da denilmektedir. İlkbaharda dallarının ucunda demetler halinde küçük pembe çiçekler açar. Dal uçları ve çiçek demetlerinin damıtılması ile elde edilen bu yağ, kozmatik sanayiinde yaygın olarak kullanılır. Şifası çiçeklerindedir.
* Sinirlilik hali, sinirsel öksürükler, hava yutma, yarım başağrısı ve adet düzensizliklerinde; Bu bitkinin 40 gram çiçeği litre suda haşlanır. Elde dilen çay yemeklerden sonra birer çay bardağı içilirse kısa zamanda şifasını gösterir.
ÜZÜM(Vitis sp): Kırmızı, yeşil, sarı, siyah renkte, çekirdekli, çekirdeksiz ve sofralık şaraplık olmak üzere çeşitli türleri bulunmaktadır. Üzüm dediğimiz meyvesi asma, bağ dediğimiz omcalarda yetişir. Yapraklarından bilindiği gibi nefis sarmalar yapılır. Şifası meyvesi ve meyvesinden elde edilen üzüm suyundadır. Meyvesi mineral maddeler ve özellikle kansere karşı etkili olan “resveratrol” maddesini içerir.
* Kansere karşı vücut direncini, bağışıklığını artırma; Gerek kırmızı veya gerekse diğer sofralık tiplerini düzenli olarak yemek suretiyle veya sıhhi olarak elde edilen üzüm suyunu düzenli olarak her gün yemek aralarında birer bardak içmek suretiyle vücuda enerji ve direnç kazandırılır. Kuru üzümü de gerek doğrudan yemek aralarında 50 gram civarında doğrudan yiyerek veya hoşafını elde edip içerek günde birkaç bardak içerek gerekli hasta vücuda iyileşmesi için gerekli enerji sağlanabilir.
YULAF(Avena sativa L): Tahıllar ailesinden olan bu bitki, diğer ülkelerde insan gıdası olarak yaygın olarak kullanılmasına rağmen, yurdumuzda genellikle hayvan yemi olarak kullanılmaktadır. Şifası tanelerindedir.
* Şeker hastaları için; 30 gram yulafı, 1 litre suda haşlayarak elde edilen su, yemeklerden sonra birer çay bardağı içilirse çok faydalıdır.
* Adale ağrılarında; 100 gram yulaf, 1 su bardağı sirkede kaynatılarak elde edilecek yulaf lapası, ısıtılarak, bir tülbent içinde ağrıyan yere bağlanırsa, ağrıyı keser.
ZEYTİN AĞACI(Olea europea L.): Ülkemizde Akdeniz, Ege ve Marmara bölgelerinde yaygın olarak yetiştirilmektedir. Uzun ömürlü bir ağaçtır. Meyvesini biraz geç yaşta vermeye başlar. İyi ürün alabilmek için iyi bakı ister. Meyvesinden ve yaprağından elde edilen yağı ile eskiden beri ev ilaçları arasında önemli bir yere sahiptir.
* Şeker hastaları için; 60 gram taze zeytin yaprağı havanda dövülür. Bu ezme 1 litre soğuk suda yarım gün bekletilir. Yemek aralarında birer çay kaşığı içilirse şifalıdır.
* Peklik çekenler için; sabahları aç karnına birer çorba kaşığı zeytin yağı içmek çok faydalıdır.
* Ateş düşürmek için; 50 gram zeytin yağı, 1 litre suda kaynatılır ve bu çay yemeklerden önce birer çay bardağı içilirse ateşi düşürür.
* Yüksek tansiyon için; yukarıdaki bahsedilen çaydan günde birkaç bardak içildiğinde tansiyonu dengeler.
* Kalp hastalığından korunmak için; Zeytinyağını yemeklerde kullanmak, katı yağları azaltmak kalp ve damar tıkanıklığı hastalıklarından korunmak için çok önemlidir.