Türkçe ezanı kim önerdi ve ne zaman okundu?

Ezan “Tanrı  uludur…” diye ilk olarak 29 Ocak 1932’de Fatih Camii’nde okutturuldu. Bu fikri ilk ortaya atan Ziya Gökalp’tir. Halbuki daha önce Osmanlılık idealini taşıdığı dönemde yazdığı “Ezan” şiirinde, ezanı Hz. Peygamber dönemiyle hatta Cebrail ismini kullanarak “Müslümanların manevi alemle bağ kurmasını sağlayan ortak bir değer” olarak anlatıyordu.
   Selanik’e yerleşmesinin ardından, Ezanın ve Kur’an’ın Türkçe okunması gerektiğini ifade etmeye başladı. “Türkçülüğün esasları” isimli kitabında da ibadet dilinin Türkçeleştirilmesi fikrini tekrarladı. 
   Bu fikirler cumhuriyet döneminde hararetle benimsendi. 1928’de Mustafa Kemal’in isteği ile İlahiyat Fakültesi hocaları arasında görüşülmek üzere bir ıslahat (düzeltme/iyileştirme) layihası hazırlandı. Gündeme alındığı halde görüşülmediği anlaşılan bu layihanın 3. Maddesinin bir bendinde şu ifadeler yer alıyordu:
“İbadet lisanı Türkçe olmalıdır. Ayetlerin, duaların, hutbelerin, Türkçe şekilleri kabul ve öyle yapılmalıdır.”
   Yine  1928’de 10 Nisan’da anayasanın 2. maddesinde yer alan “Devletin dini din-i islamdır” ibaresi kaldırıldı. Böylece devlet hukuken laik oldu.
   Daha sonra Mustafa Kemal’in takibi ve yer yer bizzat katılarak doğrudan yaptırdığı çalışmaların ardından, 1932 yılı 29 Ocak itibariyle ilk önce Fatih Camii’nde ezan Türkçe okutturuldu.
   Osman Nuri Ergin’in kaydettiğine göre “Atatürk’ün üzerinde durduğu ve başarmak istediği şeyler, başlıca namazın etrafında dolaşıyor ve onun şekilleri çerçevesinde toplanıyordu.”
   Ergin, Atatürk’ün namazla ilgili düşüncelerini şu üç noktada topluyor:         Tekbir, ezan, kamet ve sala’nın Türkçeleştirilmesi.
Hutbenin Türkçeleştirilmesi.
Namazın Türkçe Kur’an’la kıldırılması.
1932’de Ramazan ayında 9 meşhur hafız bu işle görevlendirildi. Bu heyet, ezan ve kameti konservatuvardan bazı sazların da iştirakiyle meşkederek hazırladı.
Tercümede tereddüt edilen noktalarda Atatürk’ün görüşüne başvurularak kesin karar verildi. Nitekim diğerlerinin yaptığı  “Allah büyüktür” şeklindeki tercüme yerine, Atatürk, Ali Rıza Sağman’ın yaptığı “Tanrı uludur” tercümesini tercih etti. 
Türkçe Kur’an, tekbir ve kamet, 3 Şubat 1932’ye rastlayan Kadir Gecesinde Ayasofya Camii’ndeki mevlidde okundu.
Ezanın “Tanrı uludur…” diye Türkçe okunması sıkı bir şekilde takip edildi. Ama Arapça okunmasını yasaklayan bir kanun yoktu. Onun için buna uymayanlar, cami içinde ve dışında ve minare kapılarında polis ve jandarma bekletilerek yıldırıldı.
1 Şubat 1933’de ezan Arapça okunarak Bursa Ulucami’de bir tepki gösterildi. Ama bu hadiseye karışan 19 kişi hapis ve sürgün cezalarına çarptırıldı.
4 Şubat 1933’de ezan ve kameti Türkçe okumayanların “kati ve şedid (kesin ve şiddetli) bir şekilde cezalandırılacağı” bildirildi.   
1941’de meclisten şu karar çıktı:
   “Arapça ezan ve kamet okuyanların üç aya kadar hapis veya 10 liradan 200 liraya kadar para cezası verileceği…”
   O gün, 10 lirası olan zengin sayılıyordu. Sonra bu cezaların üç-dört katına çıkarılmış, dayak ve sürgünün yanında, aylarca akıl hastanelerine kapatma gibi cezalar da tatbik edilmiştir…
   17 Haziran 1950’de ezanın asli kelimeleriyle okunması serbest edildi. Millet; kadın-erkek, büyük-küçük herkes tekrar kavuştuğu ezanı gözyaşlarıyla, hasret ve hıçkırıklarla karşıladı… 
   Bu hususta kaynağımız TDV Ansiklopedisi’dir. Daha geniş bilgi edinmek isteyenler oraya müracaat edebilirler.
Ali Eren Hocaefendi