İslam nezaket, nazefet ve sevgi dinidir

   Yeni Akit Yazarı Yavuz Bahadıroğlu verdiği bazı örneklerle Müslümanların cahilane hareketler sergilememesi gerektiğinin altını çizdi. Çok güzel bir yazı yazmış, okuyalım:

Eski Türklerin hayatı, farz ve sünnetle çerçeveliydi: Yeni Türklerin hayatı ise aynı ölçekte şekillenmiyor. Daha farklı önceliklerimiz oluştu: Para bunların başında geliyor.

Para eksenli bir hayat yaşıyoruz. Ardından makam-mevki geliyor. Ve bunların sağladığı güç tabii… 

Eski Müslüman’ın güç kaynağı “iman”dı, yeni Müslüman’ın güç kaynağı ise“para”… Formül şu: Şöhret+servet=Güç!   

Bu yüzden çoğumuz bir şekilde “şöhret” olmaya çalışıyor, şöhretleri kendimize örnek alıyoruz… Yine bu yüzden televizyon yarışmalarına ölümüne ilgi gösteriyor, “maskara” olmayı bile göze alıyoruz… Ve bu yüzden onca piyango bileti alıyor, “haram” olduğunu bile bile faizi, lotaryayı hayatımızın merkezine dönüştürüyoruz.

Özet olarak, bir “eksen kayması” yaşıyoruz!

Dindar Müslümanlar, tıpkı Osmanlı insanı gibi, Kur’an’ı ve “canlı Kur’an”sayılan Peygamber-i Âlişan’ı yeniden “hayatın merkezi” yapana kadar, bu çalkalanma ve dalgalanma devam edecektir.

Adı “Müslümanca” olan mağazanın kapısında genç bir adam duruyor… 

Genç adamın bir elinde misvak, bir elinde su bardağı var…

Misvağı su bardağına batırıp batırıp dişlerine sürüyor. Sonra da aynı suyla ağzını çalkalıyor ve sokağa boşaltıyor…

Genç adam sözde Peygamber Efendimiz’i taklit ile “sünnet” sevabı alıyor!

Özde ise hem kendini, hem sokağı, hem de görüntüyü, hatta sünneti kirletiyor…

Bazılarımızın yanlış “temizlik” anlayışı yüzünden İslâm antipatik oluyor…

Delikanlıya bunu anlatmaya çalışmadım: Çünkü anlama kapasitesini uygun bulmadım. Öyle bir kapasitesi olsaydı, o hareketi yapar mıydı?

Siz de görmüşsünüzdür: Adam misvağını gömleğinin üst cebine sokmuş geziyor…

Adam otobüste, vapurda dişlerini misvaklıyor…

Sonra da misfağın ucunu parmaklarının arasında sıkıp yerlere iğrençlik damlatıyor.

Buna karşı çıkanı da “sünnete karşı çıkmak”la suçluyor!

Hâlbuki asıl sünnet, onu kirletenlere karşı çıkmaktır!

Sünnete evet; ama sünnet adına sünneti kirletenlere hayır!

Sakal, cübbe, takke, tespih yerinde, ama yürürken öyle saçıp savruluyor ki, kendinden başkasına özgürlük alanı tanımıyor…

“Kadın evliya” görüntüsü veren kadın, üzerindeki “İslâmî kıyafet”e aldırmadan piste fırlayıp erkek şarkıcıyla birlikte dans ediyor (Bir televizyon kanalında aynen gördüm)…

Otomobilinin arka camına “Huzur İslâm’da” çıkartması yapıştırmış, karayolunda zikzak çiziyor…

Sakın, “Diğerleri bizden beter” diye mazeret uydurmayalım: “Diğerleri”nin ne yaptığı beni hiç ilgilendirmez; ben kendi mahallemin uygunsuzluklarına bakarım.

“İslâm nezafettir, nezakettir” diyen Müslüman’ın öncelikle kendisinin nezih ve nazik olması gerekir…

“İslam sevgidir” diyen Müslüman’ın sevmeyi öğrenmesi ve bunu kendi ailesinden başlayarak, saldırgan olmayan tüm insanlara yayması lâzım.

Peki şu “İslâmcı terör” nereden çıktı? Bu “kadın cinayetleri”, “paralel yapı”filan?..

Takma dişle alınan abdestin sahih olup olmadığını soran cehalet nasıl bir şey?

Müslüman’ın bu kadar cahil kalma lüksü var mı?

Zengin bile olduk, ama “adam” olmamıza daha çok var anlaşılan…

Yeni Akit