Ay – Kameri aylar ve hikmeti

   Yılın 12 bölümüne “ay” diyoruz. Buna ay dememizin sebebi bu takvimlerin aslının “aya” dayanmasıdır. İnsanların tabiatına en uygun ay sistemi “kameri ay” dediğimiz ayın hareketleri ile belirlenen takvimdir.
Yüce Allah (Celle Celaluhu) buyuruyor:
   Güneşi ışık (enerji kaynağı) ve ay’ı nur (gibi aydınlatıcı) kılan Allah, yılların sayısını ve hesabıbilmeniz için ona (ay’a) menzil (yörünge) ler takdir edendir. (Yunus – 5)
   Güneşi ısı, ışık saçan enerji kaynağı ve ayı nur gibi parlak aydınlatıcı kılan Allah, ayların, yılların hesabını bilmemiz ve ibâdetlerimizi düzenli bir
şekilde yapmamız için de aya yörüngeler takdir etmiş ve gökyüzünde doğal bir takvim düzeni kurmuştur.
Yüce Allah buyuruyor:
   (Ya Muhammed!) Sana hilâllerden (ayın hilâl şeklindeki doğuş ve
batışından) soruyorlar. De ki: Onlar insanlar ve (özellikle) Hac için vakit
birimleridir. (Bakara – 189)
   Dünyanın uydusu olan ay, dünya etrafındaki turunu ortalama 29 günde tamamlar ve buna bir kamerî ay denir. Ayın dünya etrafındaki dönüşü ile kendi ekseni etrafındaki dönüşü birbirine eşit olduğundan, dünyadan ayın hep aynı yüzü görünür.
   Ay dünya çevresindeki turuna devam ederken dünyaya bakan yüzüne güneş ışınları farklı bir şekilde yansıdığı için her gece görüntüsü değişir ve turunu tamamlayıp dünya ile güneşin arasına girince dünyadan görünmez.
   Bir ya da iki gece sonra ayın dünyaya bakan yüzünün kenarı güneş ışınları ile tekrar incecik hilâl şeklinde görünür, buna hilâl ya da yeni ay denir. Yaklaşık bir hafta içinde ayın dünyaya bakan yüzünün yarısı ve ikinci hafta sonunda tamamı aydınlanır, buna da dolunay denir. Ayın batı ufkunda güneşin batışından az sonra hilâl şeklinde görünmesi ile yeni kamerî ay başlar ve namazın dışında bütün ibâdetler kamerî aylara göre düzenlenir.
   İslâm’ın temel ilkelerinden olan hac ve oruç gibi ibâdetler, Arafat’taki vakfe günü, Ramazan ve Kurban bayramları ile başta sevgili Peygamberimizin doğum gecesi olmak üzere Regâib, Mîrac, Berat ve Kadir gibi kutsal geceler hep kamerî aylara göre belirlenir.
Çünkü Yüce Allah buyuruyor:
   Kuşkusuz gökleri ve yeri yarattığı günden beri Allah katında,
Allah’ın yazısında ayların sayısı on iki aydır. Onlardan dördü (Zilkâde,
Zilhicce, Muharrem ve Receb) haram (muhterem) aylardır. İşte doğru din (doğru hesab) budur. (Tevbe – 36)
   İlkçağlardan beri dünyada farklı takvimler (zaman birimleri) kullanıldığı gibi, günümüzde de farklı takvimler kullanılmaktadır. Takvimlerin hepsinde ayların sayısı on iki olmakla birlikte Allah katında geçerli olanı, içinde Zilkâde, Zilhicce, Muharrem ve Receb gibi haram (muhterem) ayların bulunduğu İslâm takvimidir.
İslâm takvimine göre kamerî aylar şunlardır;
1. Muharrem 
2. Safer 
3. Rebîulevvel 
4. Rebîulâhir  
5. Cemâziyelevvel 
6. Cemâziyelâhır 
7. Receb 
8. Şâban 
9. Ramazan 
10. Şevval 
11. Zilkâde 
12. Zilhicce
   İşte Allah katında geçerli olan aylar bunlardır. Gerçekten en doğru din,
 en doğru hesab ve en âdil olanı da budur. Çünkü eğer oruç miladî takvime
 göre her yıl belirli bir ayda örneğin Haziran ayında olsaydı, sürekli olarak
 yılın en uzun ve en sıcak günlerinde oruç tutmak adâletsiz olurdu.
   Çünkü Kuzey Yarımküredeki müslümanlar sürekli olarak yılın en uzun
 ve en sıcak günlerinde oruç tutarken ve susuzluktan ciğerleri yanarken, Güney Yarımküredeki müslümanlar sürekli olarak yılın en kısa ve en soğuk günlerinde oruç tutacak ve sevap açısından Kuzey Yarımküredeki müslümanların gerisinde kalacaklardı.

   Allah katında geçerli olan aylara göre oruç tutulduğunda hem bu tür adâletsizlikler ortadan kalkıyor hem de kamerî aylar her yıl on gün öne geldiği için yılın her mevsiminde ve her gününde oruç tutulmuş oluyor.
***
   Dünyadan ortalama 382.000 km. uzaklıkta olan ayın çapı 3.476 km. yani dünya çapının % 27’si kadar ve çekim gücü de dünyanın çekim gücünün altıda biri kadardır.
   Eğer ayın çapı ve çekim gücü daha fazla olsaydı, dünyanın dönüşünü frenleyip yavaşlatır ve yeryüzündeki dengeler bozulurdu. Ayrıca med-cezir olayında denizler taşar, sahiller sular altında kalır ve dolaşım sistemimizdeki yoğunluk nedeni ile damarlarımız çatlayabilirdi.

Ahmet Tomor Hocaefendi – www.ihvanlar.net