Allah arşta, Allah yukarıda diyenlerin delillerini çürütüyoruz

   Ehli Sünnet müdafaamız www.ihvanlar.net sitemizden bütün hızıyla devam ediyor…
   Bu yazımızda da “Allah yukarda” diyerek Resulüllah Efendimiz ve Sahabelerinin temiz inancı olan Ehlisünnetten ayrılan akımların “işte size sunni kaynaklardan delil” diyerek getirdikleri sözde delilleri(!) ve cevaplarını sizlere aktaracağız. Ne kadar acınası bir halde iftiraya dalarak alçalmış olduklarını göreceksiniz…
Bakın batıl iddialarına sunni kaynaklardaki deliller nelermiş(!)
1- BENİ ALLAH ARŞIN ÜSTÜNDEN EVLENDİRDİ
SÖZDE DELİL:“Enes’in rivayet ettiği hadise göre Cahş kızı Zeyneb, Peygamber’in diğer hanımlarına karşı övünerek şöyle derdi: Sizi (Peygamber Efendimizle akrabalarınız evlendirdi. Ama beni yedi kat semânın üstünden Allah evlendirdi. Bir lafzında da: Şüphesiz Allah semâda benim nikâhımı kıymıştır, derdi.” (Buhârî, Tevhîd, 9/152)
    Kendini alim zanneden alimciklerin dışında hiçbir alim bu hadisi delil alarak “Allah arşta” dememiştir. Ama eğer meseleyi bilmiyorsanız ilimsizlikten ötürü bunun “Allah’ın (haşa) arşta olduğuna dair” bir delil olduğunu zannedebilirsiniz.
   Peki mesele nedir?
   Kur’an-ı Kerimde ismi geçen tek sahabe Zeyd (Radıyallahu anh)tır. Ahzab Suresi 37. ayeti kerimede ismi geçmektedir ve boşandığı eşinin, Resulüllah’a nikâhlandığını haber veriyordu.
    Bu âyette adı geçen Zeyd, Hazreti Peygamber’in kölelikten azat ederek evlat edinmiş olduğu Zeyd b. Hârise’dir. Peygamberimiz onu halasının kızı Zeynep ile evlendirmişti. Ancak aralarında başlayan geçimsizlik sebebiyle Zeyd Hazreti Peygamber’e gelerek eşini boşamak istediğini söylüyordu. Hazreti Peygamber bu boşanmanın uygun olacağını düşünmekle beraber dedikodu çıkmasından çekindiği için Zeyd’e, eşini boşamamasını söylüyordu. Ancak daha sonra Zeyd eşini boşamıştı. Bu boşamadan sonra Allah, Zeyneb’i Hazreti Peygamber’e eş yapmıştı. O güne kadar Araplar evlat edindikleri kimseyi öz evlatlarıyla bir tutuyorlar, onların boşadıkları eşleriyle evlenmiyorlardı. Bu uygulama Arapların bu âdetini ortadan kaldırmıştır.
   Ayeti Kerimede “biz seni evlendirdik” buyurmaktadır. Tefsirciler şöyle der: Zeyneb’i Rasulullah ile evlendiren Allah’tır. Zeyneb’in id-deti sona erince Rasulullah, izin, akit, mehr ve şahit olmaksızın onunla zifafa girdi. Bu, sadece Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e mahsus bir olay idi.
   Hazreti Zeyneb (Radıyallahuanha) da buna istinaden diğer hanımlara karşı övünmek için: “Ama beni yedi kat semânın üstünden Allah evlendirdi” derdi.
   Bid’atçiler de buradan yola çıkarak: “Allah’u Teala nikahı göğün üstünden kıymış, o halde Allah yukarda” diyorlar.
   Halbuki göğün üstünde olan, yukarıda olan Levh-i Mahfuzdur. Kur’an-ı Kerimin ve Allah’u Teala’nın hükümlerinin bulundu, indirildiği levh-i mahfuz oradadır.
   “O, elbette değerli bir Kur’an’dır. Korunmuş bir kitaptadır.” (Vakıa 77, 78)
 “Apaçık Kitab’a andolsun ki, iyice anlayasınız diye biz, onu Arapça bir Kur’an yaptık. Şüphesiz o, katımızdaki ana kitapta (Levh-i Mahfuz’da) mevcuttur, çok yücedir, hikmetlerle doludur.” (Zuhruf 2, 3, 4)
   Rabbimiz, Kuran’ı oradan indirdiğini bir çok ayette beyan ediyor. Onlar birisi de şudur: “Gerçekten biz, akıl erdirirsiniz diye onu Arapça bir Kur’an olarak indirdik. (Yusuf/2)
   Hüküm oradan indirildiği için Zeyneb (Radıyallahu anh) da böyle demiştir… Yoksa bu söz, Allah’u Teala’nın yukarıda olduğu manasına gelmemektedir. Akıl terazisine vurduğumuz zaman da “emrin” yukarıdan gelmesi, emri verenin yukarıda olduğu manasına gelmediğini anlamak zor olmayacaktır.
2- CARİ’YE “ALLAH YUKARIDA DEDİ”
   Kur’an ve hadis bütünlüğünden haberi olmayanlar sağdan soldan işittiklerini kopyala yapıştır yapıp “işte delil” diyorlar… Bakalım onların dedikleri gibi batıl iddialarına bir delil mi:
SÖZDE DELİL: Muâviye b. el-Hakem es-Sülemî’nin rivayet ettiği hadis:… Allah Rasûlü cariyeye: ‘Allah nerede?’ diye sordu. Cariye: Semâdadır, dedi. Allah Rasûlü ‘Ben kimim?’ diye sordu. Cariye: Sen Allah’ın rasûlüsün diye cevap verdi. Allah Rasûlü cariyenin efendisine: ‘Sen bunu azad et, çünkü bu bir müminedir’ buyurdu.” (Müslim)
   Sahabe, bir cariyesinin olduğunu ve onu azad edip etmemesi gerektiğini Peygamberimize soruyor. Peygamberimiz de cariyenin Müslüman olup olmadığını anlamak için onu yanına çağırtıyor ve ona öncelikle puta tapıp tapmadığını anlamak için Allah’ı soruyor. Sonra da kendisini soruyor.
   Cariyenin Allah nerede sorusuna “Semada” demesiyle O’nun bir olan Allah’a inanıp, yeryüzündeki putlara ibadet etmediği kanaatine varıp: “Bunu azad et” buyuruyor.
   Rivayetin o bölümü:
   Benim bir cariyem vardı, dedim. Uhud ve Cevâniyye tarafların­da kuzuları güderdi. Bir (gün) çıkıp yanına vardım. Bir de ne göreyim bir kurt kuzulardan birini alıp götürmüş. Ben de ademoğullarından bir adamım. Onlar gibi ben de üzülürüm. Lâkin cariyeye öyle bir tokat vurdum ki… Resûlullah (Aleyhisselam) bunu bana çok gördü. Ben:
Yâ Resûlallah (o halde) cariyeyi azad edeyim mi? dedim. “Sen onu bana getir” buyurdu. Hemen onu (alıp) getirdim. Peygamber (Aleyhisselam) ona: “Allah nerededir?” diye sordu. (Câriye): -Göktedir, dedi. (Resûl-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve sellem): “- Ben kimim?” dedi. Câriye: Sen Allah’ın peygamberisin, cevabını verdi. (Resûl-i Ekrem (Aleyhisselam): “- Onu âzâd et, çünkü mü’min bir kadındır” buyurdu (Müslim, mesâcid 33; Nesâi, sehv 20; Ebû Dâvûd, eymân 16; Dârimî, nuzur 10; Muvattâ itki 8, 9; Ahmed b. Hanbel, II, 291; III, 452; IV, 222, 388, 389; V, 447, 449. Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 3/463-465)
   Cariye bu sözüyle Allahu Teala’ya bir mekan isnat etmiş değildir. Çünkü Allahu Teala ayet-i kerimede:
   “O Allah, göklerde ve yerdedir. Gizlinizi ve açığınızı bilir; kazandıklarınızı da bilir.” (En’am /3)
   Görüldüğü gibi cariye, ayet-i kerimede geçen ifadeyi kullanmıştır. Ama dediğimiz gibi bu bir mekan isnatı değildir. Çünkü ayette aynı zamanda “ve yerdedir” buyuruyor. Bundan yola çıkarak da “Allah yerdedir” diyebilir misiniz?
 Elbette hayır! O halde mana nasıl oluyor?
   “O Allah, göklerde ve yerde (ibadet olunmaya lâyık olan)dır”
Başka bir ayet bu hususa açıklık getiriyor:
   “Göklerde ve yerde (insan, cin, melek yaratılmış olan) ne varsa Allah’ındır. İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de, Allah sizi onunla sorguya çeker. Sonra dilediğini bağışlar, dilediğini azablandırır. Allah, her şeye güç yetirendir. (Bakara/284)
  “Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır. Allah, herşeye güç yetirendir.” (Al-i İmran/189)
   “Gerçek şu ki, göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır; diriltir ve öldürür. Sizin Allah’tan başka (tapmaya layık) dostunuz ve yardımcınız yoktur.” (9/116)
   Yani Allah’ın kuşatması gökte ve yerdedir. O’nun hükmü gökte ve yerde geçerlidir. O gökte ve yerde ibadete layık olan tek zattır.
   Demek ki cariyenin sözü Allah’ın gücünün, kuvvet ve kudretinin makam ve şanının yüceliğinin, müşriklerin tapındığı putlar gibi yerlerde ve insanların arasında ayaklar altında bulunamayacağını ifade ediyor.
   Görüldüğü üzere bu da batıl inançlarına bir delil olmamaktadır…
3- İMAM-I AZAM’A İFTİRA!
   Bu sahtekarlar İmam-ı Azam’a iftira atmaktan da çekinmiyorlar… Onların yazdığı şey şu:
SÖZDE DELİL: “Ebû Hanîfe’ye: Ben Rabbim semâda mıdır yahut yerde midir bilmiyorum, diyen kimsenin durumu hakkında soru sordum, O: ‘Bu kişi kâfir olur, çünkü Yüce Allah: “Rahmân Arşa istivâ etmiştir” buyuruyor. Onun Arşı ise semâlarının üstündedir’ dedi. Ben: Böyle bir kimse ‘Onun Arşa istivâ ettiğini kabul ediyorum, fakat Arş semâda mıdır yoksa yerde midir bilmiyorum’ diyorsa hükmü ne olur? dedim. Şu cevabı verdi: ‘Onun semâda olduğunu inkâr edecek olursa kâfir olur.” el-Fıkhu’l-Ebsât
   GERÇEKTE OLAN İSE ŞÖYLE:
   Ebû Hanife şöyle dedi:
   -“Bilmiyorum, Rabbim semada mı yoksa arzda mıdır?” diyen kimse kâfir olur. Keza “Allah arş üzerindedir” diyen de; “Bilmiyorum, arş semada mı yoksa arzda mıdır?” diyen de böyledir. (Fıkhu’l-Ebsât)
   Çakallar, altını çizdiğimiz yeri silerek gerçeği örtüyor ve büyük imama da ifitira ediyorlar…
   İmam-ı Azam’a bile iftira ediyorlar, eserinden tahrifat yaparak alıntı yapıyorlarsa bu inkarcı zındıkların halini anlayın artık…
4- İMAM-I MALİK’İN SÖZÜNÜ ANLAMAYACAK DECEDE CAHİL!
   “Bir adam Mâlik’e gelerek: Ey Abdullah’ın babası, Rahmân Arşa istivâ etti, nasıl istivâ etti diye sordu. (Ravi) dedi ki: Ben Mâlik’in bu söze kızdığı kadar bir şeye kızdığını görmedim. Onu bir ter bastı. Etrafında bulunanlar başlarını öne eğdi. Sonra Mâlik’in kederi, üzüntüsü geçti ve şunları söyledi: ‘Keyfiyet akıl ile kavranılamaz. Onun istivâsı bilinmeyen bir şey değildir. Ona iman etmek vacibtir, ona dair soru sormak bir bid’attir. Ben senin sapık birisi olduğundan korkuyorum.’ Sonra verdiği emir üzerine o kişi dışarı atıldı.” (ed-Dârimî, er-Redd ale’l-Cehmiyye)
   İmam-ı Malik (Rahimehullah) Allah’ın arşı istiva etmesine “Ona iman vacip, keyfiyeti meçhul, sormak ise bidattir” buyuruyor. Ve soran kişiye de “sapık olduğunu” ima ediyor. Sapıklar kendi kendilerini böylece ele veriyorlar…
SONUÇ
   İşte gördüğünüz gibi bu inkarcılar daha İslami ilimlerden habersiz, Kur’an ve hadis bütünlüğünden uzak bir şekilde yaşayan, eserlerde kendilerince oynama yapıp iftira edebilecek kadar alçalan insanlar… Dinlediği iki üç kişiden, okuduğu iki kitaptan etkilenip, düştükleri cehaletten bile habersiz ldukları halde, İman ve akaid dersi vermeye çalışıyorlar.
    Yaklaşık bir asır boyunca cahil bırakılan Müslümanlar da maalesef aldanıyor…
ALLAH MEKANDAN MÜNEZEHHTİR
   Daha önce bu konuyu sizlere aktarmış izah etmiştik. Allah arşın üzerinde diyenler her halleri ile çelişki içindeydiler.
   Mesela bakınız “Allah arştadır” derler. Peki arş sonradan mı yaratıldı? Diye sorarsınınz. Mecbur –evet derler. Peki, arş yok iken Allahu Teala neredeydi?
Allah bir mekana mı ihtiyaç duydu?
Allah muhtaç mı? Diye sorasınız öylece kalırlar…
   Yine bakınız Mevla Teala buyuryor ki:
   “Arş’ı yüklenmekte olanlar ve çevresinde bulunanlar, Rablerini hamd ile tesbih etmekte, O’na iman etmekte ve iman edenlere mağfiret dilemektedirler: “Rabbimiz, rahmet ve ilim bakımından herşeyi kuşatıp-sardın, tevbe edenler ve senin yoluna tabi olanlara mağfiret et ve onları cehennem azabından koru.” (40/7)
 Ayette “hamele-i arş” arşı taşıyanlardan bahsedilmektedir. Bunların da melekler olduğu söylenmektedir.
   Şimdi bu İbni Teymiyye’nin talebeleri, İngiliz coşturması vehhabi=selefilere göre Allah arşta oturuyor. Bu ayete göre de arşı melekler taşıyor. O halde melekler arşı ve üzerindeki Allah’ı (haşa) taşıyorlar…
   Yani bakın nasıl saçmalıklara düşüyorlar.. Küfre sürükleniyorlar…
   Allahu Teala şerlerinden muhafaza eylesin…
www.ihvanlar.net

-ALLAH YUKARDADIR DİYENLERE REDDİYE, TIKLAYIN-

-İBNİ TEYMİYYE DEŞİFRESİ-