Ruhban Okulu binlerce okul açacak, Misyonerlik faaliyeti yapacak

   Tarihte ajan yetiştirdiği bilinen Ruhban Okulu’nun açılması için yoğun bir baskı ve lobi faaliyeti var. Bunun amacı Türkiye’de misyonerlik faaliyetlerine hız verilmesi. Diyalog ile yumuşatılan ve bütün dinlerin hak olduğuna inandırılmaya çalışılan Müslümanlara, Fener Patrikhanesi yurt genelinde açacağı binlerce okul ile  propaganda yapmaya, kendisine eleman yetiştirmeye hazırlanıyor. Anlayacağınız Fener Rum patrikhanesi Dinler Arası Diyalog oyununa verdiği emeğin karşılığını istiyor. Maalesef hükümet bu olumsuzluklara kapı açıyor. Bildiğiniz gibi Ahmet Davutoğlu, Bülent Arınç ve bir ilk olarak Diyanet Başkanı Mehmet Görmez Patrikhaneyi ziyaret etmişti… Ne hale geldiğimizin ve acınacak halimizin bir tablosu bu…

İŞTE MİLLİ GAZETENİN HABERİ

Eğitimci ve yayıncı Genel Sekreteri Tacettin Çetinkaya ile Yüksek Öğretim Kurulu Kanun Tasarısını değerlendirdik. İlginç açıklamalarda bulunan Çetinkaya, Bakanlık’a teslim edilen tasarının ülke menfaatine veya üniversiteler lehine yeni hiçbir şey getirmediğini açıkladı. Bu tasarının yasalaşması durumunda Türkiye aleyhine gelişmeler yaşanacağını bildiren Çetinkaya, yabancı şirketlerin ve Ruhban Okulu’nun da önünün açılacağını söyledi. Tacettin Çetinkaya ile yaptığımız röportajı sizlere sunuyoruz.

Ramazan KAYA

Ruhban okulu yabancı üniversiteye bağlı olacak

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılması için kurmaylarına talimat vermesinin ardından hızlandırılan çalışmalarda sona doğru yaklaşıldı. Milli Eğitim Bakanlığı ve Yükseköğretim Kurulu (YÖK) bünyesinde Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılmasına yönelik yapılan çalışmalarda Ruhban Okulu’nun yüksekokul düzeyinde açılması isteniyor. Yeni YÖK yasa taslağı kapsamında, Patrikhane’nin YÖK’e bağlı vakıf üniversitesi ya da kendi ülkesinin mevzuatına bağlı yabancı üniversite olarak kurulmasına imkân tanınıyor. Bu yasa taslağı şu haliyle  Türkiye’de bir değil birden fazla Ruhban Okulu’nun açılmasına zemin hazırlıyor. Patrikhane okulun yabancı bir üniversite üzerinden açılmasında ısrarcı. Bunun nedeni çok açık. Patrikhane daha önce Türkiye’de bir üniversiteye bağlı olarak Ruhban Okulu açmayı reddetmişti.

Bir değil binlerce ruhban okulu açılacak  

Eğer bu tasarı yasalaşırsa, herhangi bir yabancı üniversite Türkiye’de fakülte veya yüksekokul açabilecek. Yabancı üniversiteler YÖK’ten bağımsız olarak, kendi mevzuatlarını, kendi eğitim programlarını uyguluyorlar. Tasarının yasalaşması durumunda, Yunanistan veya  başka bir ülke Türkiye’de yüksekokul açarak, bu yüksekokulda istediği programı uygulayabilecek. Örneğin  yabancı bir üniversite “Dinler Anabilim Dalı, Ortodoks Bölümü” kurarak, öğrencisini ve öğretmenini yurt dışından getirebilecek. Ortodoks Bölümü’nün uzmanı ve öğretim üyeleri de Ortodoks papazları olacak. Bu örnek “Ortodoks Bölümü” adı altında kurulabilecek Ruhban Okulu’ndan sadece bir tanesi. Batı ve onların yerli işbirlikçilerinin açmak için can attıkları bir tane Ruhban Okulu vardı. Bu taslak yasalaşıp uygulamaya koyulduğu takdirde, çok sayıda Ruhban Okulu açılabilecek.

Sayın Çetinkaya bildiğiniz gibi Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) Kanun Taslağı geçtiğimiz günlerde Milli Eğitim Bakanlığı’na teslim edildi. Şimdiden üzerinde tartışılmaya başlandı bile. Ancak kamuoyunun bilmesi gerekenler pek yansımıyor. YÖK kanun tasarısı ne getiriyor, ne götürüyor?

– Bir kere YÖK Kanun Taslağında beklenen vizyon yok. Evet, YÖK Kanun Taslağı geçtiğimiz günlerde Milli Eğitim Bakanlığına gönderildi. Bakanlık tarafından son hali verildikten sonra Meclis Genel Kurulu’na gelecek.

Aslında Kanun Taslağına genel olarak bakıldığında; Türkiye’yi bölgesinde ve İslam dünyasında “Eğitim merkezi, eğitim üssü” yapabilecek bir çap ve vizyon görünmüyor. Yine üniversite sanayi işbirliği yok. AR-GE, teknoloji kullanımı, inovasyon konularında yeterli bir yapılanma görünmüyor. 21 Yüzyılda sayısı 200’e yaklaşan üniversitesi olan bir Türkiye için daha vizyoner bir yaklaşım olabilirdi.

Yine tasarı; ağırlıklı olarak organizasyon yapısını ve mali hususları içeriyor. Bir de aşırı bürokrasi var,  çok detaycı. Kanundan çok yönetmeliği andırıyor. Kanun taslağı, adeta bürokrasiye ve detaya boğulmuş. Bu kadar detayın içinde gizlenen önemli hususlar var gibi.

Gizlenen neler olabilir ki?

– Taslakta şirketlerin özel üniversite açabilmelerinin önü açılıyor. Özel üniversiteler için Anonim şirketi şartı var sadece.

Kanun taslağı uluslar arası şirketlere üniversite açma imkân tanıyor

Zaten devlet politikası olarak bir özelleştirmedir gidiyor. Muhtemelen hükümet üniversitelerin de özelleştirilmesi veya bundan sonra açılacak olan üniversitelerin özel olması gibi bir politika geliştirmek istiyor olabilir. Bahsettiğiniz bu durumdan re gibi sakıncalar var? Şirketlerin özel üniversite açmalarında ne gibi sakıncalar olabilir?

-Tabii ki bir sakınca yok. Biz Saadet Partisi olarak hem ilköğretim, hem ortaöğretim kurumlarında, hem de yükseköğretimde özel okullaşma oranının çok düşük olduğunu, bunların sayılarının artmasını, üstelik özel eğitim kurumları olan okullaşmanın devlet tarafından desteklenmesini ve hizmet alınmasını savunuyoruz. Parti programımızda da seçim beyannamemizde de bu var. Ancak 26. Maddede Bakanlar kurulu kararıyla yabancı üniversiteler Türkiye’de fakülte, yüksekokul, konservatuar, meslek yüksek okulu, enstitü açabilecek. Bu hususta mütekabiliyet şartı aranacak, ama biz yabancıya mülk satışında da mütekabiliyet şartının nasıl bir gecede kaldırıldığını iyi biliyoruz. O yüzden buradaki mütekabiliyetin kalıcı olmayacağını biliyoruz. Hükümetin daha önceki uygulamalarından dolayı bizim bu noktada endişelerimiz var. Yani neticede nasıl ki dünyanın her hangi bir yerinden bir insan gelip Türkiye’den mülk, arazi alabiliyorsa, dünyanın herhangi bir yerinden bir üniversite Türkiye’de istediği eğitim programında, (istediği eğitim programında ifadesinin altını çizerek söylüyorum) fakülte, yüksekokul, konservatuvar, enstitü gibi eğitim kurumları açabilecek. Hatta ülkeleri çeşitli yöntemlerle etkisi altına alarak veya yöneticilerini bir şekilde etkisi altına alarak yönete, yönlendiren uluslar arası şirketler dahi gelip istedikleri bölgede, şehirde, arazide istedikleri gibi eğitim kurumları altında çeşitli kurumlar açacaklar.

ABD ve AB, Ruhban Okulunun açılmasını istiyor

Sayın Çetinkaya, siz de biliyorsunuz, bütün Türkiye’de biliyor. Avrupa Birliği’nin şartları arasında Ruhban Okulu’nun açılması şartı da var.  Daha önce hükümetin bu konuda AB’ye taahhütleri de var anlaşılan. Muhtemelen bunun hızlanması için bir baskı söz konusu olabilir.

– Evet haklısınız. Aslında olay şu: sizin de söylediğiniz gibi; “Avrupa İlerleme Raporu”nda Ruhban Okulu için ‘yeniden açılmalı’ diyerek görüş bildirilmişti. Sayın Başbakan, AB’den gelen her görüşü emir telakki ettiğinden bu konuda bir çalışma yapılması talimatını verdi. Bunun için uzmanlar çalıştılar, taslaktaki maddeye göre, yani 26. Maddeye göre Ruhban Okulu’nun açılmasının yolunu araladılar.

Yine maddenin devamında yabancı yükseköğretim kurumları Türkiye’deki kurdukları birimlerinde kendi eğitim programlarını uygulayacak. Bir ulusal gazete bu hususta önce Mısır Ezher Üniversitesi’nin Türkiye’de fakülte, yüksekokul, enstitü açabileceğine dikkat çekerek kendilerince bir tehlikeyi yazdılar. Ama aynı gazete “Kapı aralandı” diyerek Heybeliada Ruhban Okulu’nun bu yolla açılabileceğini manşete çekti. Tabii yine kendince bunda bir tehlike görmeyerek, üstelik bu konuda kamuoyunu tarafından kanıksanacak bir şekilde yayın yapıldı. ABD Başkanı Obama ve AB ülkeleri de Ruhban Okulu’nun açılması için baskı yapıyor. Batı, konu din, yani Hıristiyanlık olunca aralarındaki derin mezhep farklılıklarını, kavgaları bir kenara bırakıp tek vücut oluyorlar. Yine aynı batı konu İslam dini olunca bu defa da aynı ittifakı İslam’a karşı, Müslümanlara karşı oluşturuyorlar. Yani batı tek zihniyet oluyor, anında haçlı ittifakını oluşturup İslam’a ve Müslümanlara karşı ittifak oluşturup tek vücut olarak mücadele ediyorlar.

Bizim gazetemizin de manşetinde de böyle bir haber yer almıştı.

Şöyle: Bir yabancı üniversite Türkiye’de bir fakülte veya yüksekokul açar. Yabancı üniversiteler YÖK’e bağlı değil. Her yabancı ülke doğal olarak kendi mevzuatlarını uyguluyorlar. Kendi eğitim programlarını uyguluyorlar. Bu tasarıya göre (Eğer kanunlaşırsa) Yunanistan veya bir başka ülke Türkiye’de bir yüksekokul açabilir. Bu yüksekokulda istediği programı uygulayacağı için mesela şöyle bir bölüm açabilir: “Dinler Anabilim Dalı, Ortodoks bölümü.” Öğrencisini de, öğretmenini de dışarıdan getirebilir. Ortodoks bölümünün uzmanı ve öğretim üyeleri de Ortodoks Papazları olacak haliyle.  Alın size adı “Ortodoks Bölümü” adını veya başka bir ad almış Ruhban Okulu. Yani eskiden açılması için baskı yapılan ve yerli işbirlikçilerin açmak için can attıkları bir tane ruhban okulu vardı. Bu taslak kanunlaşırsa ve uygulamaya konulursa belki de bizim kendi üniversitelerimizden daha çok ruhban okulu açılabilecek. Bir tek ruhban okulunun ülkenin huzur ve güveni konusunda yaptığı olumsuz çalışmalar nedeniyle kapatılmıştı zaten. Böyle bir durumda bütün ruhban okullarının olumsuz çalışmaları ile nasıl başa çıkılacak bilemiyoruz.

Gerçekten de bu YÖK Kanun Taslağı’nın yasalaşması halinde ülkemizi büyük tehlikeler bekliyor. Biz Milli Görüşçüler olarak Bugüne kadar ki politikalar konusundaki endişelerimizden ve hükümetin uygulamaları hakkındaki endişelerimizden hep haklı çıktık. Bu endişemizden de haklı çıkacağımız muhakkaktır. Türkiye’yi tehlikeli günler bekliyor. Biz, bütün milletimizi uyarıyoruz. Bu taslağın kanunlaşmaması için ed ilgilileri, yetkilileri ve hükümeti uyarıyoruz. Bütün kamuoyu böyle bir taslağın yasalaşmaması için uyarıyoruz.

Niçin böyle dolambaçlı yollar aranıyor? Ruhban Okulunu doğrudan da açabilirler? Bunun arkasında başka emeller, amaçlar ve gizlenen şeyler mi var?

Elbette ki, doğrudan da açabilirler. Ancak bunun için öncelikle Anayasa’da değişiklikler yapmak gerekiyor. Hükümet’in Anayasa’yı, özellikle böyle kritik bir konuda değiştirmesi mümkün görünmüyor. Bırakın muhalefet partilerini, Ak Parti içinde bile bu hazmedilemeyecek bir konu. Yani ikinci Teskere vakasıdır bu. Böyle bir taslağı tek başına kanunlaştırmak kimsenin yapabileceği bir iş değildir.

YÖK Kanun Tasarısında başörtüsünün serbest olduğuna dair bir hüküm yok

Kanun tasarısında kılık-kıyafetle ilgili bir husus var mı? Yani başörtüsü serbest bırakılıyor mu bu tasarı ile üniversitelerde?

Kanun tasarısında kılık-kıyafete yönelik hiçbir açıklama yok. “Öğrencilerin disiplin işlerine ilişkin esas ve usuller, YÖK Kurulu tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir” diyor tasarı. Bildiğiniz gibi geçtiğimiz günlerde Milli Eğitim Bakanlığı yayınladığı yönetmelikte başörtüsünü bir kısım öğrencilere ve öğretmenlere sadece bazı derslerde serbest bırakırken diğer çok büyük bir kısmına başörtüsü yasağı getirmişti. YÖK Kanun Tasarısı Meclis’ten çıktıktan sonra muhtemelen YÖK’ün yayınlayacağı bir yönetmelikle başörtüsünü ya serbest bırakacak ya da yasaklayacak veya hiçbir hüküm getirmeden işi kendi haline, yani inisiyatife bırakacak. Bekleyip göreceğiz. Biz diyoruz ki herkes inancının gereği gibi giyinebilmeli. Kişinin başörtüsü veya kıyafeti ile uğraşmak, yasak koymak çağdışı uygulamalardır. Üniversiteler, yönetimler insanların saçı, sakalı ile giyimi ile uğraşacağına bütün enerjilerini ilme, öğrenime, eğitime, üretmeye vermelidirler. Bütün dünyada olduğu gibi bizim üniversitelerimiz de bilim üretmeli, ülke ve insanlarımızın faydalanacağı, insanlık için bilgi, bilim üretmeli, icatlar, buluşlar yapmalı. Biz Milli Görüş olarak, Saadet partisi olarak bütün eğitim sistemimizin yeniden yapılandırılmasını, milli ve manevi değerlerle teçhiz edilerek onlarca yıl ötesini öngörerek gerçekten bir milli eğitim haline getirilmelidir diyoruz.

 

Sayın Çetinkaya, yaptığınız açıklamalar ve verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederim.

Ben teşekkür ederim.