Peygamberimizin Hanımları

   Bu konu Nebevî sîretin önemli bir parçasıdır. Hanımlarından söz etmek, bir bakıma Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) tan söz etmektir. Onun hanımları, Müslüman hanımlar için birer numûnedir. Bu açıdan bakıldığında o güzîde hanımların hayatları ve Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sel­lem) ile olan birliktelikleri ayrı bir önem kazanır.

   Bilindiği gibi aile, bir toplum içinde en önemli kurumu oluşturmaktadır. Bu açıdan Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ın aile hayatı, Müslümanların örnek almaları gere­ken ve şeriatın aile hayatına taalluk eden kısmına ışık tutacak en önemli hususlardan biridir. Allahu Teâlâ’nın Ahzâb sûresinde buyurduğu üzere Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bi­zim için en güzel örnek teşkil eden bir numûne­dir.[1] El­bet­teki aile hayatında da onun ve temiz eşlerinin yaşantısı bize ışık tutacak ve karşımıza çıkan ailevî meseleleri çözmemizde örnek olacaktır. İşte bu yüzden olsa gerek ki, Allahu Teâlâ Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ın eşle­rini ‘Mü’min­lerin Anneleri’ diye vasfetmiştir.[2]

   Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ın evlilikleri ve eş­leri hakkında Mübarekfûrî şöyle demektedir: “Nebi (Sallal­lahu Aleyhi ve Sellem) ye çeşitli amaçlar sebebiyle dörtten fazla evlenmesinin helal kılınması ümmetinden bir ayrıcalığı olduğu içindir. Allah Rasûlü’nün nikahladığı kadınla­rın sayısı on üçtür. Bu hanımların ikisi onun vefatın­dan önce, dokuzu da kendisinden sonra vefat etmiştir. Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) iki hanımı ile de zi­fafa girmemiştir. Kendisinden önce vefat eden iki hanımı Hatice ve Zeynep binti Huzeyme’dir.”

Rasûlullah’ın hanımları nikahlanma sırasıyla şunlardır:

1. Hatice binti Huveylid

2. Sevde binti Zem’a

3. Aişe binti Ebi Bekir

4. Hafsa binti Ömer bin el-Hattab

5. Zeynep binti Huzeyme

6. Ümmü Seleme Hind binti Ebi Ümeyye

7. Zeynep binti Cahş

8. Cüveyriye binti Haris

9. Ümmü Habibe Ramle binti Ebi Süfyan

10. Safiyye binti Huyey

11. Meymûne binti Haris

   Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ın evlenip ger­değe girdiği bu on bir hanımın derecesi hakkında çok şey söylenmiştir. Şeyhülislâm (Rahmetullahi Aleyh) ise bu ko­nu­da Buhârî şerhinde şöyle demektedir: “Benim şu anda tercih ettiğim, üstünlüğün çeşitli durumlara ve hâllere göre değer kazandığıdır. Aişe (Radıyallahu Anha) ilim itibariyle üstündür, Hatice (Radıyallahu Anha) Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) a görevlerinde yardım etmesi itibarıyla üstün­dür. ‘Üs­tünlük, durumlara ve güzel huyların çokluğuna göredir.’ demek yerinde olur.”

   Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu eşlerinin her birine bir gün tahsis edip nöbetleşe onları dolaşır, eşleri de nö­beti olanın evinde toplanırdı.[3]

   Şimdi sırasıyla onları tanıyalım:

 

Hatice binti Huveylid (Radıyallahu Anha)

   Nesebi Huveylid bin Esed bin Abdiluzza bin Kusayy’ dır. Ha­tice validemizin nesebi, Nebimizin nesebi ile Kusayy’da bir­leşir. Buna göre kadınlarının nesepçe kendisine en yakın olanı Hatice’dir. Cahiliye döneminde Tâhire (temiz) diye çağrılırdı. Annesi Fatıma binti Zâide’dir. Kendisi Rasûlullah (Sal­lallahu Aleyhi ve Sellem) ile evlenmeden önce dul bir kadın idi. İlk evliliğinde kocası vefat etmiş, müteakiben ikinci bir evlilik yapmış ve o evlilikten bir çocuğu olunca ikinci eşi de vefat etmiştir. Ahlâkı, güzelliği, zenginliği ve nesebinin şerefli oluşu sebebiyle Kureyş’in birçok ileri geleni kendisine evlenme teklifinde bulunmuş, ancak o tüm bunları reddet­mişti.

   Hatice (Radıyallahu Anha) Kureyş’in en soylu ve zengin ka­dınlarından birisiydi. Bir ticaret kervanı vardı. Malını tüccar­lara verir ve belli bir ücret karşılığı ticaretini onlara yaptırırdı. Muhammed’in doğruluğunu işitince, ona kendisi için ticaret yapmasını teklif etti. Başkasına vereceğinden daha iyi bir ücretle onu kendi hizmetçisi Meyser ile Şam’a gönderdi. Bu ticaret çok kârlı ve bereketli oldu. Hatice (Radıyallahu An­ha) onun güvenilirliğine ve bereketine bizzat şahit oldu. Mey­ser’den de sefer esnasındaki güzel hâl ve hareketlerini ve iki meleğin Nebi’yi sıcaktan koruyup gölge­lendirmesi gibi bazı harikulâdeliklerini işitti. Hatice (Radıyallahu Anha) bir arkadaşı vasıtasıyla Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ye evlenme teklifinde bulunmuş, o (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) da bu teklifi kabul etmişti. Bu esnada Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 25, Hatice (Radıyallahu Anha) ise kuvvetli görüşe göre 40 yaşında idi. Böylece kendisi Rasûlullah’ın ilk hanımı olma şerefini elde etmiştir. Bu evlilik Hatice (Radıyallahu An­ha) nin vefatına kadar yani 24 sene sürdü. Rasûlullah (Sal­lallahu Aleyhi ve Sellem), o vefat edinceye kadar başka bir kadınla evlen­medi.[4] Kıbtî Mâriye’den olan İbrahim dışında, Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ın tüm çocukları Hatice (Radıyallahu Anha) validemizdendir. Bu çocuklar Kasım, Zeynep, Rukayye, Ümmü Külsüm, Fatıma ve Abdullah’tır. Erkek çocuklar daha küçükken vefat etmiş, kızların tamamı ise nübüvvete yetişmiş, Müslüman olmuş ve hicret etmişlerdir. Fatıma (Radıyallahu Anha) dışında hepsi Rasûlullah’tan önce vefat etmiş, Fatıma ise babasından 6 ay sonra vefat etmiştir.

   Hatice (Radıyallahu Anha) eşi Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile nübüvvetten önce 15 yıl kadar mutlu bir ha­yat arkadaşlığı yapmış, üzerlerine sekinet inmiş ve örnek bir aile hayatı yaşamışlardı. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ye gönderilen nübüvvet alâmetlerine şahit olmuş, zor ve sıkıntılı o ilk dönemlerde eşinin teselli kaynağı olmuştur. Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) a Hira mağrasında Ceb­rail (Aleyhi’s-Selam) gelmiş, ona okumasını emretmişti. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): “Ben okuma bilmem.” deyince melek onu kuvvetlice sıkarak tekrar okumasını emret­miş ve aynı hâdise üç kere tekrar etmişti. Üçüncüden sonra melek ﴾ ٍاقْرَاْ ﴿ diye başlayan ilk beş ayeti[5] okudu. Mütea­kiben korkuyla yanına gelip olanları anlatan Nebi (Sal­lallahu Aleyhi ve Sellem) yi teskin eden Hatice (Radıyallahu Anha): “Allah’a yemin ederim ki, Allah hiçbir vakit seni utandırmaz. Çünkü sen akrabanı gözetirsin, işini görmekten aciz olanların yükünü yüklenirsin, fakire verir ve ona kimsenin ka­zandıramayacağını kazandırırsın, misafirini ağırlar ve hak yo­lunda zuhûr eden hâdiselerde (halka) yar­dım edersin.” dedi ve onu alıp amcası oğlu Varaka bin Nefvel’e götürdü. Bu zat, cahiliye döneminde Hıristiyan olmuş, İbranice bilen ve İncil’e vâkıf bir kimseydi. Hatice (Radıyallahu Anha) durumu ona izah edip, Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) da başından geçenleri anlatınca, Varaka o gelenin Musa (Aley­hi’s-Selam) ya gönderi­len melek olduğunu, bir davete başlayacağını ve kavminin onu beldelerinden çıkaracağını haber ver­miş ve kendisinin o davet günlerine ulaşması halinde Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ye yardım edeceğini bildirmiş ancak bundan kısa bir süre sonra vefat etmiştir.[6]

   Bu arada bir süre vahiy kesilmiş, bir müddet sonra da Müddessir sûresinin ilk ayetleri olan (Ey örtüye bürünen! Kalk da uyar. Rabbini yücelt. Giydiklerini temiz tut. Kötü şeyleri terket. Yaptığın iyiliği çok gösterip başa kakma. Ve Rabbin için sabret!) ile risalet görevi başlamış oluyordu. Nübüvvet ise, ilk inen vahiy ﴾ ٍاقْرَاْ ﴿ ile başlamıştı. Risaletin başlamasıyla Ra­sûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ın kav­mini Allah’a daveti başladı. Bu davet başladığında Allah’ın kendilerine saadet verdiği ve hayırda öne geçmeyi nasip ettiği bir gurup ilk iman edenlerden olma şerefine nail oldu. Rasûlullah (Sal­lallahu Aleyhi ve Sellem) a ilk iman eden kişi sevgili eşi Hatice (Radıyallahu Anha) olmuştur. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yi yakından tanıyor ve nübüvvet alâmetlerine bizzat şahit oluyordu. Varaka’nın sözlerinden sonra, onun bu ümmete gönderilmiş elçi olduğunda hiç şüphesi kalmamıştı. Bilindiği gibi ilk iman edenlerin diğerleri Ebu Bekir, Ali ve Zeyd bin Harise (Radıyallahu Anhum) dir. Davet neticesinde Mekke’li müşrikler Allah Rasûlü’nü yalanlı­yor ve inananlara da zulmediyorlardı. Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu hâdiselere üzülüyor, Hatice (Radıyallahu Anha) ise daima ona destek veriyordu. Allahu Teâlâ bu fedakarlıkları neticesinde Cebrail (Aleyhi’s-Selam) vasıtasıyla Hatice (Radıyallahu Anha) ye selam göndermiş ve kendisini cennette inciden ya­pılmış, içinde gürültü patırtı ve çalışıp çabalama olmayan bir sarayla müjdelemiştir.[7]

   Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onun hakkında: “(Zamanındaki) dünya kadınlarının hayırlısı İmran kızı Mer­yem’dir. Bu ümmet kadınlarının hayırlısı da Huveylid kızı Hatice’dir.”[8] buyurmuştur. Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ın en sevdiği eşi olan Aişe (Radıyallahu Anha) validemiz Hatice (Radıyallahu Anha) hakkında şöyle demektedir: “Ben Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) nin hanımlarından hiç birisi hakkında Hatice’ye karşı kıskançlığım derecesinde kıskanç olmadım. Halbuki ben onu (kumam) olarak görmemiştim. [O, Nebi’nin benimle evlenmesinden 3 yıl önce vefat etmişti. Ona olan kıskaçlığımın sebebi şunlardı: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), onun adını sık sık anardı ve andolsun ki, Aziz ve Celil olan Rabbi, Nebisi’ne, Hatice’yi cen­nette inciden yapılmış bir evle müjdelemesini emretmişti. Ve şu da muhakkak ki, Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bazen bir koyun keserdi de onun etlerini parçalar ve Hatice’nin sâdık kadın dostlarına gönderirdi.] Bazı kereler ben sabırsızlanarak Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) a hitaben: ‘Sanki yeryüzünde hiç kadın yok da sadece Hatice var!’ der, onu ta’riz ederdim. Rasûlullah da: ‘Hatice şöyle idi, Hatice böyle idi (diye iyiliklerini sayar ve) ondan benim çocuk­larım var.’ buyururdu.”[9]

   Hatice (Radıyallahu Anha) sıkıntılar sebebiyle oldukça yıpranmıştı. Özellikle, Kureyşlilerin Hâşim ve Muttalip oğullarının mü’min olsun kafir olsun bütün fertlerine (Ebu Leheb ve oğulları hariç) boykot uygulamaları ve onları ablukaya almaları validemizi iyice çökertmişti. Bu boykot şu şekilde idi: Onlarla kız alıp verilmeyecek, alışveriş yapılmayacak, oturu­lup kalkılmayacak, evlerine gidilmeyecek, konuşulmayacak ve Rasûlullah, öldürülmek üzere kendilerine teslim edilme­dikçe barış yapılmayacak ve onlara merhamet edilmeyecekti. Anlaştıkları bu hususları içeren bir metin hazırlayıp bu şart­lara uymaya dair birbirlerine söz verdiler. Daha sonra da yaz­dıkları bu metni, daha bağlayıcı olması için Kâ’be’nin duvarına astılar. Kureyşliler, tüccarları da onlara bir şey satmak­tan men ediyorlardı. Bu boykot üç sene sürdü.

   Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ın: “İnsanlar beni inkar ettiğinde o bana iman etti, insanlar beni yalanladı­ğında o tasdik etti, insanlar beni engellediğinde o beni malına ortak etti. Allah başkasının değil, sadece onun çocuğuyla beni rızıklandırmıştır.”[10] dediği Hatice validemiz, adı geçen boykotun kaldırılmasından 6 ay sonra, hicretten 3 sene evvel ve Ebu Talib’in vefatından 3 gün sonra, nübüvve­tin 10. yılı Ramazan ayında 65 yaşında ölmüş ve Hacûn’a defnedilmiştir. Elde ettiği onca hayrın yanı sıra Allah (Azze ve Celle), Ra­sûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ın temiz soyunun, Hatice validemizin kızı Fatıma (Radıyallahu Anha) nın çocuklarıyla devam etmesini bir nimet olarak ona bahşet­miştir. Yani Havva validemiz insanlığın annesi olduğu gibi, Hatice validemiz de Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ın neslinin annesidir.

Allah ondan ve temiz neslinden razı olsun.

2. Sevde binti Zem’a (Radıyallahu Anha)

   Mü’minlerin Annesi Sevde (Radıyallahu Anha) Kureyşli ve Âmiriyelidir. Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ın, Ha­tice’nin vefatından bir ay sonra Şevval ayında nikahladığı ilk hanımıdır ve Sevde (Radıyallahu Anha), Allah Rasûlü (Sal­lallahu Aleyhi ve Sellem) ile birlikte, Aişe (Radıyallahu Anha) ile zifafa girinceye kadar üç yıl veya biraz daha fazla bir süre tek kadın olarak yaşamıştır.

   Kendisi yüce soylu ve iri yapılı bir hanımefendi idi. İlk kez Süheyl bin Amr’ın kardeşi Sekran (Radıyallahu Anh) ile evlen­mişti. Her ikisi de ilk Müslüman olanlardandı. Mekkeli müş­riklerin zulümleri dayanılmaz hale gelince Habeşistan’a hic­ret ettiler. Orada Sekran (Radıyallahu Anh) ın hastalan­ması üzerine Mekke’ye geri döndüler. Bu hastalık netice­sin­de kocasının vefatıyla dul kalan Sevde (Radıyallahu Anha) ile Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) evlendi. Rasû­lullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu dönemde kendisi­­nin nübüvvet görevini ilk anlayıp doğrulayan, kalbine huzur ve sükûnet ver­mekten kaçınmayan, yaşadığı sürece onu zevce sevgisi ve anne şefkatiyle kuşatan çok sevdiği eşi Hatice (Radıyallahu Anha) nin vefatı sebebiyle sıkıntıdaydı. Yaşları küçük olması sebebiyle çocuklarına hem analık hem babalık yapmak durumundaydı. Ayrıca kendisini sürekli himaye eden amcası Ebu Talib’in vefatı da bu dönemde meydana gelmiş ve bu sebeple müşrikler zulümlerini arttırmış­lardı. Bu ve benzeri sebeplerle ortaya çıkan du­rumda Sevde (Radıyal­lahu Anha) ye düşen görev önemli olduğu kadar ağırdı da. Çünkü o da, bir kadın için oldukça sıkıntılı bazı aşamalardan geçmiş ve yıpranmıştı. Şöyle ki; memleketini terk ederek halkını, dilini, dinini, örf ve âdetle­rini bilmedikleri bir beldeye hicret etmek zorunda kalmış, bir süre sonra orada kurdukları düzeni terk ederek Mekke’ye zorunlu dönüş yapmış ve kısa süre sonra da hayatının önemli bir parçasını teşkil eden eşini kaybetmiş ve dul kal­mıştı. Bu dönemde kendisine gelen evlenme teklifi, her iki taraf için de sıkıntılarını azaltmak ve ihtiyaçlarını gidermek için bir fırsat olmuştu. Vel-hasıl öyle de oldu, birbirlerine des­tek oldular, acılarını unuttular.

   Sevde (Radıyallahu Anha) hiçbir zaman Hatice validemi­zin yerini tutma iddiasında değildi. O, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) nin evine gönlü alınmak ve aynı zamanda amca­oğlu olan kocası Sekran (Radıyallahu Anh) ın ölümü dolayı­sıy­la taziye edilmek için girmişti. Ama bu ona dokunmadı. Sevgili eşinin onu bu mevkiye yükseltmesi, dul ve yaşlı bir ka­­dın iken ‘Mü’minlerin Annesi’ yapması yeter de artardı bile. Rasûlullah’ın evinde bir yerinin olmasına, onun kızlarına ana­lık yapıp eşinin zaten ağır olan yükünü birazcık olsun hafifle­te­­bilmesine dünden razıydı.

Sevde (Radıyallahu Anha) çok ibadet eden, zâhide ve tak­vâlı bir kadındı. Aişe (Radıyallahu Anha) onun hakkında şöy­le demiştir: “Sevde binti Zem’a kadar bedenine sahip ol­mak istediğim başka bir kadın yoktur. Ancak kendisinde hiddet bulunan bir kadındı.”[11]

   Sevde binti Zem’a (Radıyallahu Anha) yaşlandığında Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) nin, diğer eşlerine göster­diği ilgi ve sevgiyi ona gösterememe korkusu sebebiyle kendi­sini boşamak istediğini anlayınca kendi nöbetini Aişe (Radıyal­lahu Anha) ye tahsis etmiş ve: “Ya Rasûlallah! Ben senden hakkım olan nöbet günümü Aişe’ye hibe ettim (beni boşama ve nikahında tut. Vallahi benim bir kocaya ihtiyacım ve hırsım yok. Ancak kıyamet gününde Allah’ın beni senin hanımın olarak diriltmesini istiyorum.)” demişti. Bunun üze­rine: (Eğer bir kadın kocasının geçimsizliğinden yahut kendisinden yüz çevirmesinden endişe ederse aralarında sulh yapmalarında onlara günah yoktur. Sulh daha hayırlı­dır.)[12] mealindeki ayet indirildi.[13]

   Sevde (Radıyallahu Anha), Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile beraber Veda Haccı’nda bulundu. Kendisi iri ya­­pılı, ağır hareket eden bir kadın olduğu için bayram günü sabahı insanların izdihamından önce kendisinin Müzdeli­fe’­den Mina’ya gitmesi için izin istedi ve Nebi (Sallallahu Aley­­hi ve Sellem) de ona izin verdi. Böylece bu durum zayıf kimselerin Mina’ya erken dönmelerine ruhsat oldu.[14] Sevde (Radıyallahu Anha) bu haccından sonra da, Rasûlullah (Sal­lal­la­hu Aleyhi ve Sellem) ın: “Artık bu, hasırla­rın ortaya çıkışı­nın sonudur.” [15] sözünü, ihtiyaç olmadıkça evinden dışarı çık­­maması gerektiği şeklinde değerlendirdi ve ortağı Zeynep binti Cahş (Radıyallahu Anha) ile birlikte hareket ederek bir daha haccetmedi.

   Sevde (Radıyallahu Anha) 5 hadis rivayet etmiştir.[16] Kendisinden de İbni Abbas ve Yahya bin Abdullah el-Ensarî hadis rivayet etmiştir. İbnu’l-Cevzî’nin bildirdiğine göre hicrî 54 senesinde, İbni Ebi Hayseme’ye göre de Ömer (Radıyal­lahu Anh) in hilafetinin son dönemlerinde vefat etmiştir.

   Sevgili annelerimizden Sevde binti Zem’a (Radıyallahu Anha) Allah’a olan samimi kulluğunun ve İslâm’a olan bağlılığının karşılığını, ömrünün yaşlı günlerinde, dünyada iken Ra­sûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ın nikahı altına gire­rek ve ‘Mü’minlerin Annesi’ sıfatını alarak mükafatlandırı­lan şerefli bir İslâm kadınıdır.

Allah ona rahmet etsin ve onu ahiret hayatında da mükafatlandırsın.

3. Aişe binti Ebi Bekir es-Sıddîk (Radıyallahu Anha)

   Annesi Ümmü Rûman binti Amir’dir. Rasûlullah (Sallal­lahu Aleyhi ve Sellem) ın temiz eşlerinden birisidir. Hicretten 3 sene kadar önce 6 yaşında iken Rasûlü Ekrem’le nikahlandı. Mekke’li müşrikler, bugünkülerin hilafına böyle bir evliliğe karşı çıkmamış ve hiçbir laf etmemişlerdir. Çünkü bu onların geleneklerine uygundu. Bu tip evlilikler halen Afrika’nın birçok yerinde olduğu gibi Doğu Asya’da, hatta İspan­ya ve Por­tekiz gibi Avrupa ülkelerinde normal karşılan­maktadır. Hicretten hemen sonra da kendisi 9 yaşında iken bulûğa erince zifaf gerçekleşti. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile 10 yıl beraber yaşadı.

   Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Aişe validemizi çok severdi: Amr bin As kendisine: “Ya Rasûlallah! İnsanların hangisi sana daha sevgilidir?” diye sorunca Rasûlullah (Sal­lallahu Aleyhi ve Sellem): “Aişe’dir.”demişti.[17] Bir başka hadiste İmran kızı Meryem ve Firavun’un hanımı Asiye’nin ke­mala erdiğini haber verdikten sonra Aişe’nin faziletine de değinmiş ve: “Kadınlara karşı Aişe’nin fazileti, tirit[18] yemeğinin diğer yemeklere karşı fazileti (üstünlüğü) gibidir.” buyurmuştur.[19] Sahâbîler, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ye takdim edecekleri hediyeleri Aişe validemize olan muhab­be­tini bildikleri için onun nöbeti gününde getirmeyi tercih ederlerdi ki bununla Rasûlullah’ın memnuniyetini talep ediyorlardı.[20] Bu durumdan şikayetlenen diğer validelerimiz önce Ra­sûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ın kızı Fatıma (Radı­yal­lahu Anha) yı babasına, kendileri hakkında şefaatçi olarak gönderdiler. Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): “Ey kız­cağızım! Benim sevdiğimi sen sevmez misin? Öyle ise Aişe’yi sev!” diye mukabelede bulunmuş ve Fatıma bu işten vazgeçmişti. Mütakiben Ümmü Seleme (Radıyallahu Anha) bu durumu Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) a söylemiş, ilk iki seferde bundan yüz çevirip susan Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) üçüncüsünde: “Ya Ümme Se­leme! Aişe hakkında beni üzme! Gerçek şu ki Aişe’den başka sizden hiç kimsenin yanında olduğum halde bana vahiy inmedi.” demiştir.[21] Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) vefatı ile neticelenen hastalığının ilk 5 gününde mu’tadı üzere hanımla­rının nöbetlerine riayet etmiş, hastalığı şiddetlenince Aişe’nin yanında kalmak istediğine işaret ederek Aişe’nin nöbetinin gecikmesinden dolayı: “Bugün kimin nöbetinde­yim? Yarın kimin nöbetinde olacağım?” der, Aişe’nin nöbeti gelince bu­nu demez, sükût ederdi.[22] Cebrail (Aleyhi’s-Selam) nikahtan evvel Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ye, üç gece rüyasında ipekli beyaz bir kumaş parçasında Aişe’nin resmini getirip: “Bu, senin dünyada ve ahirette hanımındır.” demişti.[23] Ra­sûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onun hücresinde ve başı onun kucağında olduğu halde vefat et­miş, onun hücresine defnedilmiştir.[24] Aişe validemiz iffetli, pak ve pakize bir hanımdı. Kendisine büyük bir iftira atıl­mış,[25] Allah (Azze ve Celle) Müslümanların dilinde ve mihrapla­rında kıyamete kadar tilavet olunacak bir vahiy ile ona isnat edilenin iftira olduğunu beyan etmiştir.[26] Cebrail (Aleyhi’s-Selam) Nebimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) aracılı­ğıyla ona selam vermiş, o da: “Ve Aleyhi’s-Selam Ve Rahmetullah Ve Bere­ka­tuh” diyerek mukabelede bulunmuş­tur.[27] Bir sefer esnasında Aişe (Radıyallahu Anha) nin gerdan­lığı kayboldu. Bazı sahâbîler onu aramaya yollandılar. Bulundukları bölgede su olmadığı için namazı abdestsiz ola­rak kıldılar ve bu durumu dönüşte Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) a arz ettiler. Bu vak’a üzerine teyemmüm ayeti[28] nazil oldu. Bu sebeple gerdanlığı aramaya gidenlerden Usayd bin Hudayr (Radıyal­lahu Anh) Aişe validemize hitaben: “Allah seni hayırla mükafatlandırsın. Vallahi senin başına hiçbir iş gelmez ki, Allah onda senin için de, Müslümanlar için de bir hayır bulundurmasın.” dedi.[29]

   Aişe validemizin en belirgin özelliklerinden birisi de çok kıs­kanç oluşu ve bu özelliğini hep diri tutmasıydı: Nebi (Sal­lallahu Aleyhi ve Sellem) bir gece Aişe (Radıyallahu Anha) nin hücresindeyken dışarı çıktı. Bunu farkeden validemiz kıs­kançlık duydu. Sevgili eşi biraz sonra dönünce onun kıskan­makta olduğunu hissetti ve: “Neyin var ya Aişe? Kıskandın mı?” diye sordu. Aişe (Radıyallahu Anha) de: “Bana ne ol­muş ki? Benim gibisi senin gibisini kıskanmaz mı?”[30] diye karşılık vererek bunu ikrar etmiştir. Bazen kızdırıcı ve huzursuz­luk verici gibi görünen onun bu kıskançlığı, yeryü­zünde bir eşi daha olmayan erkeğine karşı duyduğu derin sevgisinin görüntüsünden, Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) a olan bağlılığının delilinden ve onu kendisine bağlama çabasından başka bir şey değildir. Bu da normaldir çünkü, onun eşini kendileriyle paylaştığı 8 ortağı vardı. Malum­dur ki, bu kıskançlık fıtrat gereği bütün hanımlarda vardır. Aişe validemizde diğerlerinden daha fazla olma sebebi de herhalde onun, Rasûlullah ile bâkire olarak evlenen tek hanım olmasıdır. Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) di­ğer hanımlarının ya ikinci ya da üçüncü eşleriydi, ancak Aişe’nin hayatına girmiş ilk ve tek erkekti. Değerlendirme yapılırken bunun göz­ardı edilmemesi gerektiği gibi ondaki bu kıskançlığın yok kabul edilmemesi de gerekir. Bu sebeple, Aişe gibi ümmetin en üstün simalarından birinin, Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) gibi yeryüzüne bir benzeri gelmemiş erkeğini kıskanmaması mümkün mü? İşte, fıtrî olan bu kıskançlık neticesinde Rasûlullah’ın hanım­ları iki guruba ayrılmışlardı: Bir fırkada Aişe’nin liderliğinde Hafsa, Safiyye ve Sevde, diğer fırkada da Ümmü Seleme’nin liderliğinde Rasûllullah’ın diğer eşleri bulunuyordu.[31] Allah hepsinden razı olsun.

   Rasûlullah’ın hanımları arasında onun kadar bilgili bir ha­nım daha yoktur. Bu hususta İmam Zührî: “Aişe’nin ilmi, Rasûlullah’ın diğer hanımlarının ilminden daha üstün ge­lir.”[32] demiştir. Bunun birkaç sebebi vardır:

1. Vahyin Medine’deki nüzûlü zamanlarında hemen hemen sürekli sevgili eşinin yanında bulunması. Biliyoruz ki şerî hükümlerin birçoğu Medine’de inmişti.

2. Arap edebiyatına, cahiliye devrini yaşamış Arap şairlerinin şiirlerinin çoğuna, Arapların tarihî durumlarına ve geçir­dikleri tehlike ve kazandıkları zaferlere vâkıf olması.

3. En mümtaz özelliği ise keskin zekası, ince anlayışlılığı, liderliğe uygun yapısı ve bunlar neticesinde olarak da ilmî kudretinin üstünlüğüdür.

   Bu özelliklerinin ürünü olarak Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) tan çok hadis ezberledi ve onları fıkhetti. Kendisinden 74 tanesi Buhârî ve Müslim’de ittifaken olmak üzere 2210 hadis rivayet edilmiştir.[33] Bu hadislerin çoğu­nun Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ın ev haline ve diğer sahâbîlerin kendisinin yanında olmadığı anlara taalluk ettiği düşünülürse Aişe validemizin dine olan katkısının bü­yüklüğü anlaşılır. Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ın vefatından sonra sahâbîlerin müşkül meseleleri kendisine arz edilirdi. Bu hususta Ebu Musa (Radıyallahu Anh) şöyle demektedir: “Biz Nebi’nin ashâbı hangi hadiste müşkül kal­mış ve Aişe’ye sormuşsak behemehal onda o hadise dair bir malumat bulmuşuzdur.”[34] Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ın irtihalini müteakip yarım asır yaşadığı ve bir fetva mercii durumunda olduğu için şerî hükümlerin dörtte birinin ondan alındığı söylenmiştir. Atâ bin Ebi Rabah: “Aişe kuvvetli bir fıkıhçı, üstün bir alim, Müslümanlar hakkında rey ve içtihadında en güzel isabet eden bir simadır.” der. Urve de: “He­lalharam, fıkıh, tıp, şiir ve eyyam-ı Arap (Arap tarihi) konularında Aişe’den daha bilgili bir kimse görmedim.”[35] demiştir. Aişe (Radıyallahu Anha) validemizin ilminden isti­fade edenlerin sayısı 211 civarındadır ki bunların içinde İbni Abbas (Ra­dıyallahu Anhuma) ın da olduğu sahâbeden bir cemaat, ta­biînden Mesruk, Said bin Müseyyeb, Urve, Kasım, Şa’bi, Atâ bin Ebi Rabah, İbni Ebi Müleyke, Mücahid, İkrime, İbni Ömer’in âzâtlısı Nâfi ve başka birçok kimse vardır. İmam Züh­rî: “Aişe (Radıyallahu Anha) insanların en alimi idi. Bü­yük sahâbîler bile ona ilmî konularda başvururlardı.”[36] demek­tedir.

   Aişe (Radıyallahu Anha) çok ibadet eder, yetim çocukları büyütür, okutur ve sonra da evlendirirdi. Çokça sadaka ver­meyi severdi. Eline geçeni biriktirir, bunları muhtaç ve yoksul­lara paylaştırırdı. Hişam bin Urve, Aişe (Radıyallahu Anha) nin yetmiş bin dirhemi birden tasadduk edip kendisine bir şey bırakmadığını anlatmıştır.[37] Halkın yardımına koşmayı, dertlilerin dertlerine derman olmayı ve insanlara faydalı olmayı büyük faziletlerden sayardı. Cemel Vak’ası’ ndaki hatası ise büyüktü. Bu olay hakkında şöyle demiştir: “Aslında benim yerimin, insanlar arasında bir perde (arabulucu) olması kastedilmişti. İnsanlar arasında bir savaş çıkacağını hesap edemedim. Bunu bilseydim o yerde asla durmazdım.”[38] Bu sebeple çok acı çekti ve olayın kahramanı olmaktan dolayı çok pişmanlık duydu. Hatta ‘(Ey Ne bi’nin hanımları!) Evlerinizde oturun…’[39] ayetini okuduğunda baş örtüsü ıslanıncaya kadar ağlardı.[40] Bu hatasını telâfi etmek maksadıyla çokça hayır yapmaya özen göstermiştir.

Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ın bâkire olarak evlendiği tek ve en sevgili eşi, Mü’minlerin Annesi Aişe (Ra­dıyallahu Anha) hicretin 57. veya 58. yılında Muaviye’nin hi­la­feti döneminde, Ramazan ayının 17. gecesi 65 yaşı civa­rında iken Medine’de vefat etmiş, cenaze namazını Ebu Hu­reyre (Radıyallahu Anh) kıldırmış ve Cennetü’l-Bâki kabris­tanına defnedilmiştir.

Allah ondan razı olsun.

4. Hafsa binti Ömer bin el-Hattab (Radıyallahu Anha)

   Mü’minlerin Emîri Ömer (Radıyallahu Anh) in kızı olan Hafsa (Radıyallahu Anha) Abdullah bin Ömer’in ana baba bir kardeşi olup ondan 5-6 yaş büyük olması sebebiyle ablasıydı. Hafsa’nın doğumunun nübüvetten yaklaşık 5 yıl önce olduğu rivayet edilmiştir. Önce, Müslüman olup Habeşistan’a, ora­dan da Medine’ye hicret eden Huneys bin Huzafe es-Seh­mî ile evlenmiş ve kocasıyla beraber her iki hicrette de bulunmuştu. Huneys (Radıyallahu Anh) in Bedir’de aldığı bir yara neticesinde vefat etmesiyle 18 yaşında iken dul kaldı. Hic­retten yaklaşık 30 ay kadar sonra da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) tarafından nikahlanarak bir kadın için olabilecek en büyük şerefe, Allah’ın en sevgili kulunun hanımı ve ‘Mü’minlerin Annesi’ olma şerefine erdi.

   Bu evlilik olayı şöyle olmuştu: Hafsa (Radıyallahu Anha) dul kalınca babası Ömer (Radıyallahu Anh) arkadaşı Os­man’a Hafsa’yı teklif etti. Osman (Radıyallahu Anh) düşün­mek için zaman istedi ve birkaç gün sonra ihtiyacı olmadı­ğı­nı belirterek reddetti. Bunun üzerine Ömer (Radıyallahu Anh), Hafsa’yı diğer arkadaşı Ebu Bekir (Radıyallahu Anh) e teklif etti. Ebu Bekir bu teklife susarak bir şey söylemedi. Ömer (Ra­dıyallahu Anh) bu sükûtundan dolayı, ona Os­man’dan da­­ha çok gücenmişti. Birkaç gün sonra Rasûlullah (Sal­lal­lahu Aleyhi ve Sellem) Hafsa’ya talip oldu, Ömer (Radı­yal­la­hu Anh) de kızını ona nikahladı. Bu nikahtan he­men sonra Ebu Bekir (Radıyallahu Anh) Ömer ile karşılaştı­ğında şunları söyledi: “Sanıyorum ki Hafsa’yı bana teklif ettiğinde sana ce­vap vermediğim için bana darıldın. Teklifini kabul etmeme mâ­ni olan tek şey, Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ın Hafsa’yı zikretmesini bilmemdi ve ben Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ın sırrını açıklayacak değildim. Şayet Rasû­lul­lah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Hafsa ile evlenmekten vaz­­geçseydi, ben teklifini kabul eder ve onunla evlenirdim.”[41] Bu hadiste birçok hüküm ve hik­met bulunmaktadır. Bunlardan birisi sırrı gizlemenin fazile­tine dairdir. Ebu Bekir (Radıyallahu Anh) Rasûlullah (Sal­lallahu Aleyhi ve Sellem) ın kendisine verdiği bir sırrı, arkadaşının kendisini kınamasını bile göze alarak açıklamamış ancak, o sır olmaktan çıkınca du­rumu izah edip özür beyan ederek arkadaşının gönlünü almıştır.

Hadisten çıkarılan diğer ve belki de en önemli hüküm de, kişinin kızını evlenmesi için hayırlı gördüğü salih insanlara teklif etmesinin caizliğidir.[42]

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Hafsa (Radıyallahu Anha) yı bir talakla boşamış, akabinde Cebrail (Aleyhi’s-Se­lam) in kendisine gelerek: “Hafsa’ya dön! Zira o çok oruç tutar, çok namaz kılar. Ve o muhakkak cennette de senin hanımındır.” demesi üzerine hanımına geri dönmüştür.[43]

   Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ın irtihalinden sonra kurrâ sahâbîlerin şehit olmaları sebebiyle Kur’an’ın muhafazası gayesiyle Ömer (Radıyallahu Anh) in teklifiyle Ebu Bekir (Radıyallahu Anh) tarafından Zeyd bin Sabit (Ra­dıyallahu Anh) e toplatılıp cem edilerek tek bir mushaf haline getirilen Kur’ an’ı Kerim’i muhafaza görevi Hafsa (Ra­dı­yallahu Anha) ya verilmişti. Osman (Radıyallahu Anh) döneminde İslâm’ın birçok beldeye yayılması neticesinde kıraat hususunda hata derecesinde ihtilaflar ortaya çıkınca Osman (Radıyallahu Anh) Kur’ an’ın bir nüshasının çıkartıl­ması için Zeyd bin Sabit, Abdullah bin Zübeyr, Said bin As ve Abdullah bin Haris bin Hişam’dan oluşan heyeti görevlen­dirdi. Bu arada Hafsa’ dan da ondaki nüshayı _geri iade et­mek üzere_istedi. Neticede mushaflar halinde ortaya koyma işi bitti ve Osman (Radıyallahu Anh) her beldeye bir mushaf göndererek bunun dışında kalan her sahife ve mushafın yakılmasını emretti.

   Mü’minlerin Annesi Hafsa (Radıyallahu Anha) dan 60 hadis rivayet edilmiştir.[44] Kendisinden de kardeşi İbni Ömer, Harise bin Vehb, Şüteyr bin Şekel, Muttalip bin Ebi Vedea, Abdullah bin Safvan el-Cühmî ve bir gurup Müslü­man hadis rivayet etmiştir.

Hafsa (Radıyallahu Anha) Cemel Vak’ası esnasında Aişe va­lidemizin tarafında olmayı isteyerek Basra’ya gitmeye niyet ettiyse de kardeşi İbni Ömer’in müdahalesiyle Medine’ de kalmıştır.

Mü’minlerin Annesi ve yeryüzündeki tek mushaf halinde bulunan Allah’ın Kelamı’nın muhafızı olan Hafsa binti Ömer (Radıyallahu Anha) Afrika’nın fethedildiği hicrî 41 yılında ve­fat etmiş ve Cennetü’l-Bâki’deki ortaklarının yanına defnedil­miştir.

Allah ondan razı olsun.

5. Zeynep binti Huzeyme (Radıyallahu Anha)

   Babası Huzeyme bin Haris el-Hilalî’dir. Kocasıyla beraber ilk Müslüman olanlardan idi. Müşriklerin işkencelerine ma­ruz kalıp Medine’ye hicret ettiler. Kocası, tercih edilen gö­rüşe göre Tufeyl bin Haris bin Abdülmuttalip’tir. Tufeyl (Ra­dı­­yallahu Anh), bir rivayete göre Bedir savaşında, diğer bir ri­vayete göre de Uhud savaşında şehit olunca Nebi (Sal­lallahu Aleyhi ve Sellem) ona evlenme teklifini iletti ve evlendiler. Bu olay Hafsa (Radıyallahu Anha) nın Rasûlullah (Sal­lallahu Aley­­hi ve Sellem) ın evine gelişinden kısa bir süre sonra hicretin otuz birinci ayında vukû buldu.

   Zeynep (Radıyallahu Anha), Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ın evinde çok az kalmıştı. Bu sebeple siyer yazar­ları ve tarihçiler onun hakkında doyurucu ve kesinlik taşıyan bilgiler verememekte, verdikleri bilgilerin birçoğu ihtilaflarla nakledilmektedir: Babası cihetinden soy bilgileri ittifakla nakle­dilmekte ancak, annesi cihetinden soy bilgilerinde, nasıl dul kaldığı, kocasının akıbeti ve eş olarak geldiği bu şerefli ev­de ne kadar kaldığı hususlarında ihtilaflar vardır.

   Zeynep validemiz hakkındaki tüm bu ihtilaflı bilgilerle bera­ber ittifakla gelen bir bilgi vardır ki, o da merhametli ve yuf­ka yürekli olduğundan fakirlerle ilgilenmesi, onlara iyilik ve ikramda bulunmasıdır. Bu sebeple ‘Ümmü’l-Mesâkîn (Yok­sulların Annesi)’ diye isimlendirilmişti.[45] Yoksullara yemek yedirir ve sadaka verirdi. Onun hücresi Hafsa’nınkine bi­tişikti. Ne var ki Zeynep (Radıyallahu Anha) bu hücrede an­cak birkaç ay kalabildi. Hicretten otuz dokuz ay sonra Re­bi­ulahir ayının sonunda otuz yaşındayken vefat etti. Ce­naze na­mazını Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kıldırdı ve onu Bâki mezarlığına defnetti. Böylece o, Rasûlullah hayatta iken Medine’de vefat eden ve Cennetü’l-Bâki mezarlı­ğına def­nedilen ilk validemiz olmuştur.

   Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ın eşlerinden Mey­mûne (Radıyallahu Anha) nin anne bir kız kardeşi olan Zeynep validemizin Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) nin evindeki hanımlık hayatı kısa sürmüştür ancak ortaklarıyla uğ­raşmaktan el çekip yoksulların dertleriyle dertlenerek Ra­sûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) a eş ve mü’minlere an­ne olma şerefini elde etmesi onun için yeterlidir.

Allah ondan razı olsun.

6. Ümmü Seleme (Radıyallahu Anha)

   Adı Hind binti Ebi Ümeyyetü’l-Mahzûmiyye’dir. Allah’ın kı­lıcı Halid bin Velid (Radıyallahu Anh) in amcakızıdır. Kadınla­rın en güzellerinden ve en soylularından olduğu ka­dar hicaplı ve pak bir hanımefendiydi. Babası ise Zâdu’r-Rakb (Yol azığı) lakaplı Sehl bin Mugîre’dir ki, Kureyş’in sayılı cömertlerindendir. Yolculuğa çıkarken yol arkadaşları için de fazlasıyla azık bulundurduğu için bu lakapla anılmaktaydı. İlk kocası, amcaoğlu ve Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ın süt kar­deşi olan[46] Ebu Seleme Abdullah bin Abdilesed el-Mah­zumî (Radıyallahu Anh) dir ki, Ebu Leheb’in ca­riyesi Süveybe hem Rasûlullah’ı, hem de Ebu Seleme’yi emzirmişti.

   Ümmü Seleme (Radıyallahu Anha) kocası ile beraber Habeşistan’a hicret eden ilk Müslümanlardandır. Ömer bin el-Hattab (Radıyallahu Anh) ın Müslüman oluşuyla Mekke’ deki Müslümanların dinlerini izhar etmeye ve Kâ’be’de açık­tan ibadet etmeye başladıklarını öğrenince Mekke’ye geri dön­düler. Ancak dönüşte müşriklerin düşmanlıklarını iyice artırmaları neticesinde Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sel­lem) ın izniyle, dinlerini kurtarabilmek için mallarını ve yurtlarını bir kere daha terk ederek ikinci kez Habeşistan’a hicret edip huzur ve güvene kavuştular. Bir müddet sonra Me­dine’deki Evs ve Hazrec kabilelerinin Akabe’de, kendi eş ve çocuklarını korudukları gibi Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yi koruyacaklarına dair yaptıkları biatı haber aldılar ve bir kısım Muhacir ile Ebu Seleme ve ailesi Mekke’ye tekrar döndüler. Ne yazık ki bu dönüşlerinde de aradıklarını bulamadılar. Çünkü müşriklerin baskı ve zulümleri had safhaya çıkmıştı. Müslümanlar için yeni bir hicret arayışından başka çı­kar yol olmadığı anlaşılınca Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) den izin istediler. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu sefer beklenenin aksine hicret yurdu olarak Habe­şistan’ı değil kom­şu belde Medine’yi gösterdi. Ebu Seleme (Radıyallahu Anh) hanımı tarafının engellemeleri sebebiyle eşi ve oğlu Se­leme’yi Mekke’ye bırakarak Me­dine’ye yalnız başına gitti ve oraya giden ilk muhacir oldu. Bir yıla yakın bir süre sonra da kavminin insafa gelmesiyle rahatlayan Ümmü Seleme (Radı­yal­lahu Anha), deveye binip oğlunu da yanına alarak Medine’ye doğru yola çıktı. Yolda kendisine rastlayıp durumunu öğ­renen Osman bin Talha’nın nezaretinde Kuba’ya kadar gel­di ve o da eşi gibi muhacire olarak Mekke’den Medine’ye gelen ilk deve yol­cusu oldu.[47] Onun ardından guruplar halinde diğer muhacir­ler geldi ve sonunda da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) nin hicreti gerçekleşti. Burada Bedir ve Uhud gazvele­rine katılan Ebu Seleme (Radıyallahu Anh) Uhud’da aldığı bir yaranın daha sonra tekrar açılmasıyla vefat etti. Eşinin vefatı üzerine Ümmü Seleme (Radıyallahu An­ha) Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) nin tavsiyesine uyarak ﴿إِناَّ ِللهِ وَ إِناَّ إِلَيهِ رَاجِعُونَ﴾ (Muhakkak ki biz Allah’ınız ve O’ na dönücüle­riz.)[48] ayetini okudu ve ( اللَّهُمَّ أُجُرْنِي فِي مُصِيبَتِي وَ أَخْلِفْ لِي خَيْرًا مِنْها ) (Al­lah’ım! Musibetimde beni ecirlendir ve bana bundan daha hayırlısını ver.) diye dua etti. Bir müddet sonra Allahu Teâlâ, duasına icabeten ona Rasûlullah (Sallallahu Aley­hi ve Sellem) ı eş olarak ihsan etti.[49] Bu olay hicretin 4. yılı Şevval ayında vukû buldu ve bu evlilik Rasûlullah (Sal­lallahu Aleyhi ve Sellem) ın vefatına kadar yedi yıl civarında sürdü.

   Ümmü Seleme (Radıyallahu Anha): “Erkekler savaşıyor da kadınlar savaşmıyor. Hem biz mirastan da yarım hisse alı­yoruz.” dediğinde Allahu Teâlâ:) Allah’ın sizi birbirinizden üs­tün kıldığı şeyleri temenni etmeyin. Erkeklerin de kazan­dık­la­rın­dan nasipleri vardır, kadınların da kazandıkla­rından nasipleri vardır. Allah’tan lütfunu iste­yin([50]ayetini indirdi.[51]

   Yine Ümmü Seleme (Radıyallahu Anha): “Ya Rasûlallah! Hicret hususunda Allah’ın kadınlardan bahsettiğini duymuyorum.” deyince Allah (Azze ve Celle): )Erkek olsun, kadın olsun çalışan hiç kimsenin yaptığını zayi etmem. Bazı­nız bazınız­dansınız. Onlar ki; hicret ettiler, yurtlarından çıkarıldılar, be­­nim yolumda eziyete uğradılar, çarpıştılar ve öldürüldüler. An­dolsun, ben de onların kötülüklerini örteceğim ve onları alt­larından ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Bu mükafat Al­lah katından­dır. Sevabın güzeli Allah katındadır. ([52] ayeti-ni indirdi.[53]

   Ümmü Seleme (Radıyallahu Anha) hicretin 6. yılında umre yapmak için Mekke’ye hareket eden Müslümanlarla beraber Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ın yanında bulunuyordu. Bu seferde müşrik Kureyşliler, onların Mekke’ye girmelerine izin vermediler ve sonunda Hudeybiye anlaş­ması yapıldı. Bu olayda Ümmü Seleme’nin İslam tarihi açısından çok önemli bir rolü olmuştur: Hudeybiye anlaşmasının şartları sahâbeye ağır gelmişti. Görünüşe göre bu bir zafer değil, müşriklere boyun eğiş idi. Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) anlaşmanın yazım ve imzasını bitirdi­ğinde sahâbesine: “Haydi artık kalkın, kurbanlarınızı kesip başlarınızı tıraş edin.” buyurdu. Sahâbeden bir kişi bile kalk­madı. Hatta Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu emrini üç kere tekrarladı. Buna rağmen kimse kalkmayınca Rasûlullah üzgün ve kızgın olarak zevcesi Ümmü Seleme (Radıyallahu Anha) nin yanına girdi ve sahâbîlerinden gör­düğü kayıtsızlığı ona anlattı. Ümmü Seleme: “Ey Allah’ın Nebisi! Sen bu emri yerine getirmek istiyorsan şimdi dışarı çık, kimseyle bir kelime konuşmadan kurbanlığını kes ve berberini çağırarak ba­şını tıraş ettir.” dedi. Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onun görüşüne uyarak çadırın­dan çıktı, kurbanını kesti ve tı­raş oldu. Sahâbîler de onu bu halde görünce hemen kalkarak kurbanlarını kesmeye ve tıraş olmaya başladılar.[54] Müslümanlar bir an hislerine mağ­lup olmuş ve Nebilerinin sözünü dinlememişler ancak gerçeği çabuk görerek hatalarından dönmüş ve Allah’a tevbe etmişlerdir. Nitekim Ömer (Radı­yal­lahu Anh) o olaylar esna­sındaki tepkisinden dolayı kefaret olarak birçok iyilikler yaptığını haber vermektedir.[55] Aslında Hu­deybiye’de yapı­lan bu anlaşma, Allah ve Rasûlü’nün haber verdiği gibi ön­ceki fetihlerin hepsinden daha büyük bir fe­tihtir.[56] Çünkü Hudeybiye’den sonra, Allah’ın dinine, daha önce girenler­den çok daha fazlası girmiştir.

   Ümmü Seleme (Radıyallahu Anha) Hayber Seferi’nde, Mekke’nin fethinde, Tâif Muhasarası’nda, Hevâzin ve Sâkif ga­zalarında Rasûlü Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in ya­nındaydı. Hicretin 10. yılında da onunla beraber Veda Hac­cı’nda bulundu.

   Kadın sahâbîlerin fâkihlerinden olan Ümmü Seleme (Ra­dıyallahu Anha) nin parlak bir zekası ve isabetli görüşleri var­dı. Kendisinden 378 hadis rivayet edilmiş olup[57] bunlardan 13’ünü Buhârî ve Müslim ittifaken, 3’ünü Buhârî ve 13’ünü de Müslim münferiden rivayet etmişlerdir. Ravileri ise, çocukları Ömer ve Zeynep ile Said bin Müseyyeb, Şakik bin Mesleme, Esved bin Yezid, Şa’bi, Ebu Salih Semman, Mü­cahid, Nâfi bin Cübeyr bin Mut’im, kölesi Nâfi, İbni Ömer’in âzâtlısı Nâfi, Atâ bin Ebi Rabah, İbni Ebi Müleyke gibi meşhur şahsiyetlerdir.

   Ebu Seleme’den olma Seleme, Ömer, Dürre ve Zeynep isimli dört çocuğu da sahâbe olan Ümmü Seleme (Radı­yal­lahu Anha) en yüksek şereflerden bir kısmını elde etmiş olarak hicrî 62 senesinde doksan yaşındayken Medine’de vefat etmiş ve Cennetü’l-Bâki’ye defnedilmiştir. Rasûlü Ek­rem (Sal­lallahu Aleyhi ve Sellem) in eşlerinden ilk vefat edeni Ha­ti­­ce (Radıyallahu Anha) olduğu gibi son vefat edeni de Üm­mü Seleme (Radıyallahu Anha) dir.[58]

Allah hepsinden razı olsun.

7. Zeynep binti Cahş (Radıyallahu Anha)

   Babası Cahş bin Riâb el-Esedî, annesi ise Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ın halası olan Ümeyye binti Abdulmuttalip’tir. Müstehâze olması sebebiyle istihâze[59] ile ilgili birçok hükmün hakkında nas olarak geldiği Hamne bin­ti Cahş (Radıyallahu Anha) ın kız kardeşidir. İlk muhacirler­dendir. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onu âzâtlısı Zeyd bin Harise (Radıyallahu Anh) ile evlendirmişti. Bilindiği gibi Zeyd, Hatice validemizin kölesi iken onu Rasûlullah (Sallal­lahu Aleyhi ve Sellem) a hediye etmişti. Zeyd’in babası Ra­sûlullah’tan oğlunu fidye karşılığı serbest bırakıp kendileriyle göndermesini isteyince Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Zeyd’i âzât etmiş ve dilerse babasıyla gidebile­ceği, dilerse de kendisiyle beraber kalabileceği husu­sunda serbest bırakmıştı. Zeyd (Radıyallahu Anh) Nebi ile kalmayı tercih edip babasına: “Ben bu zâttan öyle şeyler gördüm ki, ondan ayrılmam müm­­kün değildir.” demişti. Bunun üzerine Rasûlü Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onun elini tutarak Ku­reyş­li­ler­den bir topluluğun yanında Zeyd’in miras alıcı ve verici olarak evlatlığı olduğunu ilan etti. Bundan sonra Zeyd (Radıyal­lahu Anh) ‘Zeyd bin Muhammed (Muhammed’in oğlu Zeyd)’ diye çağrılmaya başlamıştı ki, (Onları babalarının adları ile çağırın. Bu, Allah katında daha adildir…)[60] mealindeki ayet indi.[61]

   Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ın ısrarıyla ger­çekleşen bu evlilik her iki tarafı da pek mutlu etmedi. Zey­nep (Radıyallahu Anha), kendisi Arapların en üstün kavimlerin­den birinden olması sebebiyle bir âzâtlı ile evliliğini içine sindiremiyor ve kocasına sıkıntı veriyordu. Bundan dolayı Zeyd (Radı­yal­lahu Anh) birkaç kez hanımını Rasûlullah’a şikayet etmiş ve boşanma isteğini bildirmişse de Rasûlulah (Sallal­la­hu Aleyhi ve Sellem) her seferinde: “Allah’tan kork ve hanımını elinde tut.” buyurmuştu.[62] Neti­cede Zeyd, Zeynep’i bo­şa­yınca Allahu Teâlâ şu ayeti indirdi: (Hani Allah’ın nimet verdiği ve senin de kendisine iyilik ettiğin kimseye ‘Eşini yanında tut, Allah’tan kork!’ diyor­dun. Allah’ın açığa vuracağı şe­yi insanlardan çekinerek gizliyordun. Oysa asıl korkmana layık olan Allah’tır. Zeyd, o kadından ilişiğini kesince biz onu sana nikahladık ki, evlatlıkları karılarıyla ilişkilerini kestiklerinde (onlarla evlilik hususunda) mü’minlere bir güçlük olmasın. Al­lah’ın emri (böylece) yerine getirilmiştir.[63])[64] Bu ayette geçen Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) nin gizlediği şey, Allah’ın kendisine, Zeynep (Radıyallahu Anha) i nikahlaya­cağını haber vermesidir. Gizleme sebebi ise, insanların: ‘Oğlunun ha­nımıyla evlendi.’ demeleri endişesidir. Allahu Teâlâ bu olayla, evlat ile evlatlığın aynı konumda olamayaca­ğını en beliğ bir şekilde ifade etmiş ve evlatlığın boşadığı hanımla evliliğe ruhsat vermiştir. Aişe (Radıyallahu Anha) bu ayet hakkında şöyle söylerdi: “Eğer Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Allah’ın Kitabı’ndan bir şey gizleseydi bu ayeti gizlerdi.”[65] Bu ayetin inişini müteakiben Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Zeynep’e bir haberci göndere­rek durumdan haberdar etmek istedi. Haberi alan validemi­zin ilk işi Rabbi ile istihâre yapmak olmuştur.[66] Ancak Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Kur’anî hüküm gereği izin al­maya lüzum görmeksizin Zeynep validemizin yanına girmiş­tir.[67] O, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ye şöyle derdi: “ Ben sana üç şeyle işve ve naz ediyorum ki diğer hanımların­dan hiçbirisi sana bunlarla naz edemez: Bir kere benim dedem ve senin de­den aynıdır. İkinci olarak beni sana Allah nikahladı. Son olarak da (buna) aracı Cibrîl (Aleyhi’s-Selam) dir.”[68]Enes (Radıyallahu Anh) in bildirdiğine göre Zeynep binti Cahş (Radıyallahu Anha), Nebi’nin diğer hanımlarına karşı da övünür ve şöyle derdi: “Sizleri velileriniz evlendirdi. Halbuki beni yedi kat semanın üstünden Allahu Teâlâ evlendirdi.”[69] Nebi’ nin Zeynep ile evliliği hicrî 5. yılın Zilkade ayında gerçekleşmiştir. Yine, davet edilmedikçe Nebi’nin evine girilmemesini, yemek yendikten sonra lafı uzatıp gereksiz yere kalmamayı, hanımlarından bir şey istendi­ğinde perde arkasından istemeyi ve Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ın vefatından sonra hanımla­rıyla evlenmenin yasaklığını içeren ayet [70] de Nebi (Sallallahu Aley­hi ve Sellem) nin Zeynep validemizle zifafa girmesi dönemlerinde indirilmiştir.[71] Böylece bu günden itibaren Ra­sû­lullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ın hanımla­rına da, bütün mü’min kadınlara da şerefi korumanın remzi, azizliğin işareti ve düşüklükten kurtulmanın teminatı olan hicap (tesettür) farz kılındı.

   Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) İslâm’a uygun olma­yan veya çirkin olan isimleri değiştirirdi. Nitekim Zeynep validemizin ismi Berre iken onun ismini Zeynep olarak değiştirmiştir.[72]

   Zeynep validemiz saliha bir kadındı. Çok oruç tutar, çok namaz kılardı: Birgün Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) mes­­­cide girince mescidin iki sütununa bağlanmış bir ip gördü de: “Bu nedir?” diye sordu. “Bu Zeynep’in ipidir. Na­maz kı­lar, yorulduğunda veya gevşeklik hissettiğinde ona tutunur.” dediler. Bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sel­lem): “O ipi çözün. Sizden biriniz zinde olduğunda (nafile) namaz kılsın, yorulduğu veya gevşeklik hissettiğinde otur­sun.” buyurdu.[73] Aişe onun hakkında: “Dininde, Allah’a takvâ­­da, doğru sözlülükte, sılai rahimde, çok sadaka ver­mede ve Allah’a yaklaşmaya vesile olan her türlü hayır işle­rinde nefsini alçaltmada Zeynep derecesinde şiddetli bir ka­dın görmedim.”[74] demektedir.

   Zeynep (Radıyallahu Anha) cömertlik ve iyilik hususunda da kadınların önderlerindendi: Kendisi el sanatkarıydı, deriyi ta­baklar, diker ve Allah yolunda sadaka olarak verirdi.[75] Bir defasında Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hanımlarına hitaben: “Sizin bana en çabuk kavuşacak olanınız, eli en uzun olanınızdır.” buyurdu. Aişe (Radıyallahu Anha) dedi ki: “Bunun üzerine biz kadınlar hangimizin eli daha uzun­dur di­ye kollarımızı ölçerdik. (Sevde eli en uzun olanımızdı.) Nebi’nin hanımı Zeynep binti Cahş vefat edinceye kadar böyle yapıp durduk. İşte o zaman Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) nin el uzunluğundan sadaka vermeyi kasdettiğini anladık.”[76] Nitekim Heysemî’nin bildirdiğine göre, Heysem bin Adiyy (Radıyallahu Anh) den Taberânî’nin rivayet ettiği bir hadiste şöyle rivayet edilmiştir: “Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) nin hanımlarından (kendisinden sonra) ilk vefat eden Ömer (Radıyallahu Anh) in halifeliğinde ölen Zeynep binti Cahş (Radıyallahu Anha) tır. En son vefat eden ise hicrî 62 yılında Yezid bin Muaviye’nin döneminde ölen Ümmü Seleme (Ra­dıyallahu Anha) dir.[77]

   Zeynep binti Cahş (Radıyallahu Anha), Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile Veda Haccı’nda bulunmuş ve onun eş­lerine hitaben söylediği: “Artık bu, hasırların ortaya çıkışı­nın sonudur.”[78] sözünden hareketle Sevde (Radıyallahu Anha) ile beraber hareket ederek bir daha haccetmemiştir.

   Zeynep validemizden rivayet olunan 11 hadis vardır.[79] Bunlardan 2’sini Buhârî ve Müslim ittifaken rivayet etmişlerdir. Kendisinden de Muhammed bin Abdullah, Ümmü Habibe ve Zeynep binti Ebi Seleme rivayet etmiştir

   Allahu Teâlâ’nın en sevgili kulu Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) a, Kitabı’nın nassıyla yedi kat semanın üze­rinden veli izni ve şahit olmaksızın nikahladığı Zeynep binti Cahş (Radıyallahu Anha) hicretin 20. yılında Ömer (Radı­yal­lahu Anh) in hilafeti esnasında vefat etmiş, cenaze namazını Ömer (Radıyallahu Anh) kıldırmış ve Cennetü’l-Bâki’ye defnedilmiştir.[80]

Allah ondan razı olsun.

8. Cüveyriye binti Haris (Radıyallahu Anha)

   Cahiliye döneminde adı Berre idi. Babası Haris bin Ebi Dırar el-Mustalikî olup kavminin reisiydi. Mustalikoğulları bü­yük Huzaa kabilesinin bir koluydu. Bu kavim genelde Ra­sû­lullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) a yakınlık ve sempati duyuyordu, ancak Müslümanlara karşı bir savaş hazırlığı içinde oldukları haberi geldi. Yapılan tahkîkât duyumların doğru olduğunu ortaya koyunca Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yedi yüz kişilik bir orduyla harekete geçti ve hicrî 6. yılın Şaban ayının ikinci gecesi ani bir baskınla sahil boyundaki Fedid bölgesinde Müreysi denilen bir suyun et­rafında toplanmış olan Mustalikoğulları kabilesinin bir kıs­mını öldürdü, kalan kısmını da esir olarak ele geçirdi. Esirler arasında kabilenin reisi Haris’in kızı Berre de vardı. Bundan sonrasını Aişe validemizden dinleyelim: “Haris’in kızı, Sabit bin Kays (Ra­dıyallahu Anh) ın veya onun amcaoğlunun hissesine düş­müş ve onunla arasında mükâtebe (ücret karşılığı âzât edilme anlaşması) yapmıştı. Kendisi göz alacak kadar güzel bir kadındı. Rasûlullah’tan mükâtebe akti için gerekli bedeli is­temeye geldi. Kapıda dikilince onu gördüm ve durumundan hoşlanmadım. Çünkü Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ın benim o kadında gördüğümü (güzellik ve çekiciliğini) göreceğini anladım. Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) a kendini tanıtarak durumunu anlattı ve mükâtebe be­deli için yardım istedi. Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sel­lem): “Sana ondan daha hayırlısını söyleyeyim mi? Senin borcunu ödeyeyim ve seni nikahlayayım.” buyu­run­ca o da kabul etti. Ra­sûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sel­lem), onu [âzât etti ve Müslüman olduktan sonra] kendine ni­kahladı. Bu ha­ber Müslümanlar arasında duyulunca ellerin­deki Mustalik­oğul­larından ne kadar esir varsa ‘Bunlar Rasû­lul­lah (Sallal­lahu Aleyhi ve Sellem) ın akrabalarıdır.’ diyerek âzât ettiler. Kavmine Ber­re’den daha bereketli bir kadın görmedik. Çünkü onun sebebiyle Mustalikoğullarından 100 aile hürriyetine kavuştu.”[81]

   Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Berre’nin ismini Cüveyriye olarak değiştirdi. Çünkü, ‘Rasûlullah (itaat ve ibadet manasına gelen) Berre’nin yanından çıktı.’ denilmesini ke­rih görüyordu.[82] İmam Zehebî’nin Siyer’inde ve Hafız İbni Hacer’in el-İsâbe’sinde belirttiklerine göre Cüveyriye’ nin ba­bası Haris de bu evlilikten bir müddet sonra Müslüman olmuştur.

Cüveyriye (Radıyallahu Anha) ibadete düşkün bir valide­mizdi: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir sabah, hanımı Cüveyriye henüz namaz kıldığı yerde bulunuyorken yanın­dan dışarı çıktı. Sonra kuşluk vakti olunca geriye döndü ki, hanımı hâlâ namaz kıldığı yerde (bıraktığı gibi) oturuyordu. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona şöyle buyurdu: “Val­lahi ben senden sonra şu dört kelimeyi üç kere söyledim ki, eğer bu kelimeler senin güne başladığından beri söylediklerinle tartılsaydı benim söylediklerim, senin söylediklerini tar­tardı. Onlar şunlardır: سُبْحَانَ اللهِ وَ بِحَمْدِهِ عَدَدَ خَلْقِهِ وَ رِضَا نَفْسِهِ و زِنَةَ عَرْشِهِ وَ مِدَادَ كَلِمَاتِهِ (Allah’ı hamdiyle yarattıklarının sayısı, nefsinin [zâtı­nın] rızası, Arş’ının ağırlığı ve kelimelerinin çokluğu kadar tesbih ederim.)”[83] Yine Nebi (Sallal­lahu Aleyhi ve Sellem) bir Cuma günü Cüveyriye (Radıyalla­hu Anha) nin yanına girdi­ğinde onun oruçlu olduğunu öğrendi ve: “Dün oruç tuttun mu?” diye sordu. Cüveyriye (Radıyallahu Anha): “Hayır!” dedi. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): “Yarın oruç tutmayı istiyor musun?” diye tekrar sordu. Validemiz gene: “Hayır!” deyince Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): “Öyleyse orucunu boz!” diye emretti [84] ve: “Biriniz Cuma’dan bir gün evvel yahut bir gün sonra oruç tutmadıkça sakın yalnız Cuma günü oruç tutmasın.” buyurarak sırf Cuma günü orucundan nehyetti.[85]

    Cüveyriye (Radıyallahu Anha) den 7 hadis rivayet edilmiş olup[86] kendisinden de İbni Abbas, Ubeyd bin Sebbâk, Ku­reyb, Mücahid, Ebu Eyyub, Yahya bin Malik elEzdî ve başkaları hadis rivayet etmiştir.

   Yaklaşık dört yıl Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ye eş­lik yapma şerefine ulaşan Mü’minlerin Annesi Cüveyriye (Ra­dıyallahu Anha) hicretin 50. yılında 65 yaşında vefat et­miş, cenaze namazını Mervan bin Hakem kıldırmış ve Cennetü’l-Bâki’ye defnedilmiştir.

Allah ondan razı olsun.

9. Ümmü Habibe (Radıyallahu Anha)

   Arap örf ve âdetlerine göre ilk çocuğu olan Habibe ile künyelenen bu pak validemiz daha çok künyesiyle tanınmakta olup adı Ramle’dir. Nesebi, binti Ebu Süfyan Sahr bin Harb bin Ümeyye bin Abdişşems el-Kureşî’dir. Annesi Sa­fiyye binti Ebi’l-As’dır. İlk evliliğini Mü’minlerin Annesi Zeynep (Radıyallahu Anha) in kardeşi Ubeydullah bin Cahş ile yapmış ve babası Ebu Süfyan’ın İslâm düşmanlığına rağ­men kocasıyla birlikte ilk Müslümanlardan olma şerefine ermiştir. Bu sebeple kocasıyla müşriklerin ezâ ve baskılarına maruz ka­lanların başında geliyorlardı. Ubeydullah bu sıkıntı­dan kur­tulmak için hanımıyla birlikte ikinci kafileyle Habeş diyarına hicret etti. Ne var ki, dini uğruna memleketini terk edecek ka­dar inanç ve değerlerine bağlı olan Ubeydullah bin Cahş bu Hıristiyan beldesinde irtidat ederek eski dini olan Hıristiyanlığa girdi. Bununla kalmayıp eşi Ümmü Habibe’ye de di­nini değiştirmesi için baskı yaptı. Bu durum karşısında Üm­mü Habibe (Radıyallahu Anha) şu üç şey arasında seçim yapmak zorunda kalmıştı:

1. Hıristiyan olması için ısrar eden kocasının isteğini ka­bul ederek uğruna çok şeyini terk ettiği İslâm’ı terk edecekti ki, bu dünya belası ve ahiret azabının ta kendisiydi.

2. Mekke’deki babasının evine dönecekti ki, orası şirkin kalesi ve babası da o kalenin komutanıydı. Bu durumda dinini yaşaması mümkün değildi.

3. Tek başına, ailesiz ve yardımcısız olarak Allah kendisine bir çıkış yolu yaratana kadar bu gurbet diyarı olan Habeşistan’da dini üzere yaşamaya gayret edecekti.

   Takdir edilir ki, bu üçüncü durum, kucağında çocukla yal­­nız bir kadın için en sıkıntılı ama uhrevî azık olarak en fay­dalısıydı. O da kendisine yakışanı tercih ederek Allah’ı ve dinini seçti. Zaten Ubeydullah da kısa bir süre sonra içkili bir halde Hıristiyan olarak ölmüştü. Ümmü Habibe (Radıyallahu Anha) nin beklemesi uzun sürmedi. Dinini yaşa­maya çalışan samimi kullarının yâr ve yardımcısı olan Allahu Teâlâ kuluna çıkış yolunu çabuk gösterdi. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sel­lem) Necâşî aracılığıyla ona evlenme teklifinde bulundu.[87] Ümmü Habibe (Radıyallahu Anha) bu teklifi kabul etti ve Ne­câşî onu gıyâben Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) a nikahladı, çeyizi kendisi dizdi ve Rasûlullah (Sallal­lahu Aleyhi ve Sellem) ın yerine 4000 dir­hem mehir verdi. Rasûlullah (Sal­lallahu Aleyhi ve Sellem) ın diğer hanımlarına verdiği me­hir ise 500 dirhem idi.[88] Necâşî tüm bunlarla kalmayıp Üm­mü Habibe’yi Şurahbil bin Hasene ile Medine’ye eşinin yanına, Habeşistan’daki Müslü­manları da iki gemiye bindirerek bel­delerine gönderdi.[89] Allah ona yaptıklarının karşılığını ha­yırla versin.

   Bu olay hicretin 7. yılında Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Hayber seferindeyken meydana geldi. Onların Me­dine’ye ulaşmasından az sonra da Hayber’in fethedildiği ve Yahudilere karşı zafer kazanıldığı haberi ilan edilmişti ki, böylece sanki iki bayram birden yaşanıyordu. Medine halkı muzaffer orduyu karşılamak için şehrin dışına çıktı. Rasû­lullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), o kalabalığın arasında, işkence ve sıkıntı günlerinde Mekke’den Habeşistan’a hicret eden ashâbını görünce sevincine sevinç katıldı. Bineğinden inerek amcaoğlu Cafer bin Ebi Talib’i kucakladı. Bir yandan da: “Hangisine sevineceğimi bilemiyorum: Hayber’in fethine mi, yoksa Cafer’in gelişine mi?” diyordu. Ardından diğer mu­ha­cir sahâbesi ile ilgilenerek onlarla hasret giderdi.[90] Bu olay Rasûlullah ile nikahlı eşinin kavuşmasıydı aynı zamanda. Bütün bunlar Ümmü Habibe (Radıyallahu Anha) nin samimiyeti­nin, sabrının ve çektiği sıkıntıların bir nevî mükafa­tıydı. Bu evlilik Ebu Süfyan’a bildirildiğinde kızının kendisine danışmadan düşmanıyla evlenmesine kızması beklenirken aksine onun bir bakıma memnuniyetini ifade ettiği ve Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) için: “O, reddedilmeyecek biri­dir.” diyerek bu evliliği tasvip ettiği görülür ki, bu evlilikten sonra Ebu Süfyan’ın Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ye olan düşmanlığı azalmış ve Müslümanlara karşı yumuşamaya başlamıştır.[91]

   Bu evliliğin fıkhî bakımdan da ayrı bir önemi vardır. Zira Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile Ümmü Habibe’ nin ni­ka­hı ‘gıyâbî nikah’ şeklinde vukû bulmuştur. Bu, Rasû­lul­lah’ın bu sahada da ümmetine örnek olduğunun bir göstergesidir.

   Ümmü Habibe (Radıyallahu Anha) nin eşine olan sevgisi onun minderine müşrik olan babasını oturtmayacak kadar sağlam ve samimiydi: Hudeybiye anlaşmasını bozan Kureyş kavmi Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ın tepkisinden çe­kinerek anlaşmayı yenilemek ve süreyi uzatmak üzere Ebu Süfyan’ı elçi olarak gönderdiler. Medine’ye gelen Ebu Süfyan, Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ın hanımı olan kızı­nın yanına vardı. Mindere oturmak üzere olan babasının altından döşeği çekip alan Ümmü Habibe (Radıyallahu Anha): “O Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ın döşeği­dir, ona bir müşrik oturamaz.” demişti.[92] Bilindiği gibi Ebu Süfyan, Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ın ordusu Mekke se­fe­rindeyken Müslüman olmuş ve Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) da onu taltif ederek: “Kim Ebu Süfyan’ın evine gi­rerse emniyettedir, kim evine kapanırsa emniyettedir ve kim Kâ’be’ye sığınırsa emniyettedir.”[93] buyur­muştur.

   Gerçek bir sabır taşı olan Ümmü Habibe (Radıyallahu Anha) babasının Şam’dan ölüm haberi gelişinin üçüncü günü za’feranlı bir koku ile kokulanarak: “Şüphesiz ki ben böyle süslenmekten müstağni bir kadınım. Lakin ben Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ı şöyle buyururken işittim: ‘Al­lah’a ve ahiret gününe iman eden bir kadının eşinden başka bir ölü için üç günden fazla yas tutması helal olmaz. Kadın eşi için ise dört ay on gün yas tutar.’ (İşte ben bu sebeple süslendim.)” demiştir.[94]

   Ümmü Habibe (Radıyallahu Anha) Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ın vefatından sonra zâhidâne bir hayat yaşadı. Onun bu hayatı 34 yıl sürdü. O (Radıyallahu Anha) Nebi’nin diğer hanımları gibi herkes tarafından sayılırdı. Bu sebeple kardeşi Muaviye’ye ‘Mü’minlerin dayısı’ diye hitap ediliyordu.[95] Ayrıca Ümmü Habibe (Radıyallahu Anha) nin ortaya çıkan fitne olaylarından uzak kaldığı ve siyasî olaylara ka­rışmadığı da bilinmektedir.

   65 hadis rivayet ettiği[96] bildirilen Ümmü Habibe (Ra­dı­yallahu Anha) den kardeşi Muaviye, yeğeni Abdullah bin Ut­be, Urve bin Zübeyr, Ebu Salih Semmân, Safiyye binti Şeybe, Zeynep binti Ebi Seleme, Şuteyr bin Şekel, Amir el-Huzelî ve daha başkaları hadis rivayet etmişlerdir.

   Ümmü Habibe (Radıyallahu Anha) ahiret âlemine göçeceğini hissedince kuması Aişe (Radıyallahu Anha) yi yanına çağırarak: “Aramızda ister istemez kumalar arasında kaçınılmaz olan bazı şeyler geçti. Allah bu olanlardan dolayı beni de, seni de affetsin. Bana hakkını helal et!” dedi. Aişe de ona hakkını helal etti ve onun için mağfiret dileğinde bulundu. Bunun üzerine Ümmü Habibe’nin solgun yüzü hoşnut­lukla parladı ve zayıf bir sesle: “Beni sevindirdin, Allah da seni se­vindirsin!” diye dua etti. Aynı şeyi diğer ortağı Ümmü Seleme için de tekrarladı.[97]

   Mü’minlerin Annesi Ümmü Habibe (Radıyallahu Anha) kar­deşi Muaviye’nin hilafeti devrinde 70 yaşındayken hicretin 44. senesinde vefat etti[98] ve Bâki kabristanına defnedildi.

Allah ondan razı olsun ve dünyada onu mükafatlandırdığı gibi ahirette de mükafatlandırsın.

10. Safiyye binti Huyey (Radıyallahu Anha)

   Beni Nadir Yahudilerinin lideri Huyey bin Ahtab’ın kızı olan Safiyye (Radıyallahu Anha) Musa (Aleyhi’s-Selam) nın kar­deşi Harun (Aleyhi’s-Selam) un neslindendir. Bu kavim hicrî 4. yılda Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) a komp­lo hazırladı. Yedi kat semanın üzerinden Allah (Azze ve Celle) bu planlarını Rasûlü’ne bildirince İslâm ordusu bu Yahudi kavminin üzerine yürüdü ve kısa süren bir kuşatma­dan sonra Medine’den çıkmayı kabul ederek teslim oldular. Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onlara, silah hariç yanlarına diledikleri kadar mal ve eşya almalarına izin verdi. Buradan çıkarılan Yahudilerin büyük kısmı Hayber’e, bir kısmı da Şam tarafına gitmişlerdir.

   Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Hudeybiye’den döndükten sonra hicretin 7. yılının başında Hayber’e yürüdü. Uzun ve sıkıntılı bir kuşatmadan sonra Allah (Azze ve Celle) Hayber’in fethini nasip ettiğinde Yahudilerin lideri olan Hu­yey bin Ahtab da dahil olmak üzere savaşçılar öldürüldü ve kadınlarla çocuklar esir alındı. Cebrail (Aleyhi’s-Selam) in ço­ğunlukla kılığına girerek vahiy getirdiği büyük sahabî Dih­yetü’l-Kelbî (Radıyallahu Anh)[99] bu esirlerin içinden bir cariye istedi, Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ın müsa­ade etmesiyle bazı kaynaklarda ismi Zeynep diye geçen Huyey’ in kızını kendisine cariye olarak seçti. Bunun üzerine birisi Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) a gelerek “Ey Allah’ın Nebisi! Dihye’ye Nadiroğulları ve Kureyzaoğullarının liderinin kızını verdin. O ancak sana layıktır.” deyince Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Dihye (Radıyallahu Anh) ile cari­yeyi çağırdı ve Dihye’den onu yedi kişi karşılığında satın aldı. Akabinde onu âzât ederek kendine nikahladı ve hürriyetine kavuşturmasını da onun mehri yaptı. Hayber’den dönüşte Seddu’s-Sahba mevkisine ulaştıklarında Safiyye orada hayız­dan temizlendi ve zifaf gerçekleşti. Rasûlullah (Sallal­la­hu Aleyhi ve Sellem) onun düğün yemeği olan velîmesini yoğurt ku­rusu, hurma ve yağdan yapılan hays yemeği ile o bölgede verdi. Sonra Medine’ye döndüler.[100]

Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ın, savaşta hazır bulunsa da, bulunmasa da elde edilen köle ve mallardan bir hissesi vardı ki, buna ‘safiy sehmi’ denirdi. Rasûlullah (Sal-lallahu Aleyhi ve Sellem) bu hissesini ister köle veya cariye ve isterse at vb. olsun ganimetin 1/5’i olan humusdan önce alırdı. Huyey’in kızı Safiyye de bu safiy hissesinden idi.[101]

Safiyye (Radıyallahu Anha) önce Sellam bin Mişkem’in nikahındaydı. Daha sonra ondan ayrılıp Kinane bin Ebi’l-Hu­kayk ile evlenmişti ve bu kocası da Hayber’de öldürülenler arasındaydı. Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ın yanına zifaf için girdirildiğinde gözlerinde bir morluk gördü. Ra­sûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) nedenini sordu­ğunda Safiyye (Radıyallahu Anha) şöyle cevapladı: “Kocama ‘Ben ayın kucağıma düştüğünü gördüm.’ diye rüyamı anlattı­ğımda yüzüme sert bir tokat indirdi ve ‘Sen Medine’ nin kralını (Rasûlullah’ı) mı arzuluyorsun?’ dedi. (Safiyye sö­züne de­vamla) Babamı ve kocamı öldüren Allah Rasûlü’nden daha çok buğzettiğim kimse yoktu. Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) durmadan bana özür beyan ederek: ‘Ya Safiy­ye! Baban Arap kabilelerini bana karşı kışkırttı, şöyle şöyle yaptı, böyle böyle yaptı.’ diye sürekli söyledi. Müteakiben içimde duyduğum bu duygu yok olup gitti.”[102]

Safiyye (Radıyallahu Anha) yumuşak huylu ve akıllı bir ka­dındı: Bir gün Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yanına gir­diğinde o ağlıyordu. Ağlama nedenini soran Nebi (Sal­lallahu Aleyhi ve Sellem) ye: “Hafsa bana ‘Yahudi kızı’ di­ye ta’rizde bulundu.” diye cevaplayınca Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): “Muhakkak ki sen Nebi (Harun’un) kızısın, amcan (Musa) da Nebi idi ve sen (şimdi) bir Nebi’nin nikahı al­tın­dasın. O hangi hususta sana karşı övünüyor?” buyurarak onun gönlünü aldı.[103] Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) nin bu tesellisi, Safiyye validemizin yüreğindeki ateşi serinlettiği gi­bi sevgili eşinin kendisi için yegane sığınak olduğunu da iyice idrak etmesini sağlamıştır.

Asiler, Mü’minlerin Emîri Osman bin Affan (Radıyallahu Anh) ın evini kuşatınca Mü’minlerin Annesi Safiyye (Radı­yallahu Anha) kendi evinden Osman’ın evine bir kalas uzattı ve kuşatma süresince evinden ona yemek ve su taşındı.[104]

İbni Kesir (Rahmetullahi Aleyh) in bildirdiğine göre Safiy­ye (Radıyallahu Anha) ibadet, takvâ, zühd, iyilik ve sa­daka verme bakımından kadınların lideri ve hanımefendi­siydi.[105] Cariyelerinden birisi Mü’minlerin Emîri Ömer (Radı­yallahu Anh) e gelerek: “Safiyye cumartesi gününü sevi­yor ve Yahudilerle ilişkisini devam ettiriyor.” diye şikayet etti. Ömer bunun sebebini öğrenmek isteyince validemiz: “Cumar­tesi gününü soruyorsun; Allah bana onun yerine cuma gününü ver­diğinden beri o günü sevmiyorum. Yahudi­lerle ilişkime gelince; onların arasında akrabalarım var, onlarla (İslâm’ın emri gereği) sıla-i rahim yapıyorum.” demiştir.[106]

Safiyye binti Huyey (Radıyallahu Anha) den 10 hadis rivayet edilmiş olup[107] bunlardan birini Buhârî ve Müslim ittifakla sahihlerine almışlardır. Kendisinden de Ali bin Hüseyin, İshak bin Abdullah bin Haris, kölesi Kinane ve başkaları rivayet etmişlerdir.

Bu, güzel olduğu kadar zekî ve şerefli validemiz Muaviye döneminde hicrî 50 yılında vefat etmiş ve Cennetü’l-Bâki’ye, Ra­sûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ın diğer hanımlarının yanına defnedilmiştir.

Allah ondan razı olsun.

º

11.

Meymûne binti Haris

(Radıyallahu Anha)

Babası Haris bin Hazen el-Hilalî’dir. Rasûlullah (Sallal­lahu Aleyhi ve Sellem) ın amcalarından Abbas (Radıyallahu Anh) ın hanımı Ümmü’lFadl Lübabetü’l-Kübra binti Haris’in ana baba bir; Cafer (Radıyallahu Anh) in hanımı Esma binti Umeys, Hamza (Radıyallahu Anh) nın hanımı Selma binti Umeys ve Mü’minlerin Annesi Ümmü’l-Mesâkîn Zeynep binti Huzeyme ile ana bir kız kardeştirler.[108] Cahiliyede ismi Berre idi, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) daha sonra ona Mey­mûne adını verdi.[109] İslâm gelmezden az önce Mes’ud bin Amr es-Sakafî ile evlendi ve bir müddet sonra kocası ondan ay­rıldı. Sonra Ebu Ruhm bin Abdiluzza ile evlendi ve bu kocası da öldü.

Bilindiği gibi hicretin 6. yılında Müslümanlarla müşrikler arasında Hudeybiye anlaşması yapılmıştı. Bu anlaşmaya gö­re, umre için yola çıkan Müslümanlar umre yapmadan geri dönecekler, ancak gelecek yıl Mekke’ye girebilecekler ve sa­dece üç gün kalabileceklerdi. Ertesi yıl Zilkade ayında Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Müslümanlarla beraber kazâ umresini eda etmek için yola çıktı. Umre tavafını, Safa ile Mer­ve arasındaki sa’yını tamamlayıp başını tıraş edince ihramından çıktı ve müteakiben Meymûne’ye evlenme teklifini iletti. Meymûne (Radıyallahu Anha) bu teklif üzerine Abbas (Radıyallahu Anh) ı kendisine vekil tayin etti ve nikah gerçekleşti. Bu hâlde zifaf gerçekleşmeksizin Mekke’de üç gün kaldılar. Huveytib bin Abdiluzza bir gurup adamıyla üçüncü gün Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) nin yanına gelerek: “Vaktin doldu, aramızdan çık, git!” dedi. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sel­lem): “Beni rahat bıraksanız da aranızda güvey olsam ve düğün yemeği tertip etsem de siz de katılsanız.” buyurunca “Yemeğine ihtiyacımız yok, bir an önce çık!” ceva­bıyla karşılaştı. Bunun üzerine hazırlıklarını yapıp ertesi gün Medine’ye doğru yola çıktılar. Mekke’nin 9 mil kadar uzağındaki Serif mevkiine geldiklerinde mola verdiler. Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) için bir çadır kuruldu ve bu bölgede gelin güvey oldular.[110] Görüldüğü gibi Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ın nikahı, bazı kaynak­larda geçtiği gibi ihramlıyken değil, ihramsız olduğu halde gerçekleşmiştir. Nitekim Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir mübarek hadisinde ih­ramlının nikahlanmasını yasaklaya­rak şöyle buyurmuştur: “İh­ramlı kişi nikah yapamaz, başkası tarafından nikahı kıyılamaz ve (hatta) evlenme teklifinde (bile) bulunamaz.”[111]

Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ın son nikahla­dığı kadın olma şerefine eren Meymûne (Radıyallahu Anha), hanımefendi kadınlardandı. Aişe validemiz (Radıyallahu Anha) onun hakkında: “Meymûne, Allah’tan en çok korkanı­mız ve akrabalık ilişkilerini en çok gözetenimizdi.” demekte­dir.[112]

Meymûne (Radıyallahu Anha) den 76 hadis rivayet edil­miş olup[113] bunlardan 7 adedi Buhârî ve Müslim tarafından sa­hihlerine alınmıştır. Kendisinden de yeğenleri İbni Abbas ve Abdullah bin Şeddad bin Had başta olmak üzere Ubeyd bin Sebbâk, Abdurrahman bin Saib el-Hilalî, Yezid bin Esamm, İbni Abbas’ın kölesi Kureyb, kendi kölesi Süleyman bin Yesar ve Atâ bin Yesar ile başkaları rivayette bulun­muş­lardır.

Mü’minlerin Annesi Meymûne (Radıyallahu Anha) hicrî 51. yılda Mekke’de hastalandı. Hastalığı ağırlaştığında: “Beni Mekke’den çıkarın. Çünkü Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) benim Mekke’de ölmeyeceğimi (Mekke dışında ölece­ğimi) haber vermişti.” dedi. Onu Mekke’nin dışına taşı­dı­lar. Allah’ın takdirine bakın ki, Serif mevkiinde Rasûlullah (Sal­lallahu Aleyhi ve Sellem) ile zifafa girdikleri ağacın altına geldiklerinde orada vefat etti[114] ve aynı yere defnedildi. Onun ce­naze merasimi esnasında yeğeni olan İbni Abbas (Radıyal­lahu Anhuma) şöyle demişti: “Bu, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) nin zevcesidir. Naaşını kaldırdığı­nızda onu sallama­yın ve sarsmayın, yavaş yavaş rıfk ile yürüyüp götü­rün.”[115]

Meymûne (Radıyallahu Anha) Rasûlullah (Sallallahu Aley­hi ve Sellem) ın kendisine tahsis ettiği odasının Abdullah bin Abbas (Radıyallahu Anhuma) a verilmesini vasiyet et­mişti. Tercü-manu’l-Kur’an İbni Abbas (Radıyallahu Anhuma) o oda­yı insanlar arasında ilmi yaymak için bir okul haline getirmiştir.

Allah (Azze ve Celle) her ikisinden de razı olsun.

Mü’minlerin Anneleri olan Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ın temiz eşlerine selam olsun…

Allah hepsinden razı olsun…

KAYNAKÇA
[1] Ahzâb 21
[2] Ahzâb 6
[3] Müslim 1462/46
[4] Müslim 2436/77
[5] Alâk 1-5
[6] Buhârî 146, Müslim 160 / 252
[7] Buhârî 3578, Müslim 2432/71
[8] Buhârî 3575, Müslim 2430/69
[9] Buhârî 3576, Müslim 2435/74
[10] Ahmed 6/118, İbni Abdilberr (el-İstîâb) 4/1824
[11] Müslim 1463/47
[12] Nisâ 128
[13] Tirmizî 3230, Müslim 1463/47, el-İsâbe 8/117
[14] Buhârî 1600, Müslim 1290/293
[15] Ebu Dâvud 1722, Münzirî (et-Terğib ve’t-Terhib) 3/49
[16] Cevâmîu’s-Sîre s.269
[17] Tirmizî 4134
[18] Tirit: Bir çeşit et yemeği.
[19] Buhârî 3538
[20] Müslim 2441/82
[21] Buhârî 3541,Tirmizî 4128
[22] Buhârî 3541
[23] Müslim 2438/79, Tirmizî 4129
[24] Müslim 2444/85, Buhârî 1312
[25] Buhârî 2452, 387
[26] Nûr 11-12
[27] Buhârî 3538, Müslim 2447/30
[28] Mâide 6
[29] Buhârî 3540
[30] Müslim 2815/70
[31] Buhârî 2377
[32] El-İsâbe 8/140, el-İstîâb 4/1883
[33] Cevâmîu’s-Sîre s.257
[34] Tirmizî 4132, el-İsâbe 8/140
[35] El-İsâbe 8/140
[36] Tabakât 2/125
[37] Tabakât 8/45
[38] Meğâzi’z-Zührî 154
[39] Ahzâb 33
[40] Siyeru A’lâmi’n-Nübelâ 2/177, Tabakât 8/56
[41] Buhârî 5213
[42] Böyle bir şey her ne kadar içinde yaşadığımız bu dönemde bize yanlışmış gibi gelse de böylesi bir konuda utanma, sıkılma ve benzeri duyguların yeri yoktur. Çünkü Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) mübarek bir hadisinde şöyle buyur­maktadır: “Dinini ve ahlâkını beğendiğiniz bir kimse sizden bir kadına talip olursa onu evlendirin. Yoksa yeryüzünde fitneler ve çok büyük fesat ola­caktır.” (Tirmizî 1090, İbni Mace 1967) Günümüzde, insanların dini ve ahlâkından önce, maddî imkanı ile toplumdaki mevkii ve konumunun araştırılıp ehemmi­yet verilmesi sebebiyle evliliklerin büyük çoğunluğu ya boşanmalarla neticelenmekte ya da huzursuzluklarla devam etmektedir. Bu durum bir yolunu bulup evlenebilenlerin hali. İşi olmadığı veya istenen eşyaları alamadığı için evlene­meyen nice gençlerimiz ise dinen yasaklanmış haramların hemen her çeşi­dini işleyerek eşya düzmeye gayret etmektedir. Ellerimizle ektiğimizin karşılığı­nın bundan daha farklı olması beklenemez. Bu fitnelerle yüz yüze gel­mek istemiyorsak maddiyatı ön planda tutmadan evlatlarımızı dindar olan, kendile­rine denk kişilerle evlendirmemiz gerekir. Çünkü Allahu Teâlâ yeryüzün­deki tüm canlıların rızkını sadece kendi üzerine almıştır (Hud 6). Geriye, onların sebeplere yapışıp takvâya sarılmaları ve kanaatkar olmaları kalır. Nitekim Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu hususta şöyle buyurmuştur: “Kadın dört şey için nikahlanır: Malı, soyu, güzelliği ve dini için. Sen dindar olanı seç de, bırak elin fakir olsun.” (Buhârî 5183, Müslim 1466/53), “Allah herhangi bir kimseyi saliha bir eş ile rızıklandırmışsa şüphesiz ki dininin yarısını yaşamak üzere ona yardım etmiştir. Diğer yarısı için de Allah’tan korksun, tak­vâya sarılsın.” ( Taberânî Mu’cemu’l-Evsat 976, Hâkim 2/161)
[43] Ebu Dâvud 2283, Heysemî 9/244
[44] Cevâmîu’s-Sîre s.260
[45] Sîretu İbni Hişâm 4/400
[46] Buhârî 5214
[47] Tirmizî 3210
[48] Bakara 156
[49] Müslim 918/3
[50] Nisâ 32
[51] Tirmizî 3210
[52] Âl-i İmrân 195
[53] Tirmizî 3211
[54] Buhârî 2570
[55] Buhârî 2569
[56] Fetih 1, Buhârî 2973, Müslim 1785/94
[57] Cevâmîu’s-Sîre s.258
[58] Heysemî 9/247
[59] İstihâze: Kadının mu’tad hayız günlerinden sonra da kanının gelmeye devam etmesi durumudur. Bu rahatsızlığa dûçar olanlara da müstehâze denir. Bu hu­susta geniş bilgi için bak: Müslim 333/62-66, Ebu Dâvud 274-296
[60] Ahzâb 5
[61] Tirmizî 3424
[62] Tirmizî 3429
[63] Ahzâb 37
[64] Buhârî 4669, Tirmizî 3429
[65] Tirmizî 3423
[66] İstihâre: Müslümanın bir karar almadan veya bir işe girişmeden önce Rabbin­den kendisi hakkında hayırlısını istemesidir. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) nin bize öğrettiğine göre bu, bazılarının neye dayanarak yaptıklarını kendilerinin de bilmediği uykuya yatarak ve rüyada çeşitli renkler görerek yorum yapmak şeklinde olmayıp iki rek’at nafile namaz kılınarak ve bunun neticesinde kalbin herhangi bir karara meyletmesi şekinde yapılır. Bu namazın şekli ve yapılacak dua için hadis kitaplarının ilgili yerlerine başvurulabilir. (Bak: Buhârî 1109, Ebu Dâvud 1538, Nesâî 3239, İbni Mace 1383)
[67] Müslim 1428/89, Nesâî 3237
[68] Hadislerle Kur’an-ı Kerim Tefsiri 12/6546
[69] Buhârî 7290, Tirmizî 3427
[70] Ahzâb 53
[71] Tirmizî 3434, Buhârî 7291, Nesâî 3238
[72] Müslim 2142/18
[73] Buhârî 1101, Müslim 784/219
[74] Müslim 2442/83
[75] Hâkim 4/25
[76] Müslim 2452/101, Buhârî 1345, Hâkim 4/25
[77] Heysemî 9/247
[78] Ebu Dâvud 1722, et-Terğib ve’t-Terhib 3/49
[79] Cevâmîu’s-Sîre s.264
[80] Heysemî 2/248
[81] Ebu Dâvud 3931, Ahmed 6/277
[82] Müslim 2140/16
[83] Müslim 2726/79
[84] Buhârî 1851
[85] Buhârî 1850
[86] Cevâmîu’s-Sîre s.267
[87] Necâşî: Habeş krallarının ünvanıdır. İman edenlerine Ashame denilmekte olup Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile sohbet ve arkadaşlık yapmadığı için sahâbe sayılmazlar ancak, Muhadram diye isimlendirilirler.
[88] Müslim 1426 / 78
[89] Ebu Dâvud 2107, Nesâî 3335, el-İstîâb 4/422, el-İsâbe 4/299
[90] Sîretu İbni Hişâm 4/5
[91] Tabakât 8/99, el-İstîâb 4/298
[92] Sîretu İbni Hişâm 4/7
[93] Sîretu İbni Hişâm 4/62, Müslim 1780/84, Ebu Davud 3022
[94] Buhârî 1207
[95] Siyeru A’lâmi’n-Nübelâ 2/222
[96] Cevâmîu’s-Sîre s.259
[97] El-İsâbe 4/306
[98] Tabakât 8/100, el-İstîâb 4/299
[99] Buhârî 3401
[100] Buhârî 909, 2717, Müslim 1365/84-88, Ebu Dâvud 2995-2998
[101] Ebu Dâvud 2991-2994
[102] Heysemî 9/251
[103] Tirmizî 4146
[104] Tabakât 8/128
[105] İbni Kesir (Büyük İslâm Tarihi) 8/83
[106] El-İstîâb 4/1872
[107] Cevâmîu’s-Sîre s.265
[108] Mu’cemu’l-Kebir 11/415, Heysemî 2/360
[109] Hâkim 4/30
[110] Hâkim 4/31, Mu’cemu’l-Kebir 23/234, Heysemî 9/249
[111] Müslim 1409/41
[112] Hâkim 4/32
[113] Cevâmîu’s-Sîre s.259
[114] Heysemî 9/249
[115] Buhârî 5162, Müslim 1465/51