ALİ BİN MUHAMMED BİN BEŞŞÂR

   Büyük velî ve Hanbelî mezhebi fıkıh âlimi. Künyesi Ebü’l-Hasan’dır. 925 (H.313) senesinde vefât etti. Necma’ya yakın bir yer olan Akabe’de bulunan kabri ziyâret mahallidir. Ebû Bekr el-Mervezî, Ahmed bin Hanbel hazretlerinin oğlu Sâlih, Abdullah ve daha başka büyük âlimlerin derslerinde bulundu. Kendisinden, Ali bin Muhammed bin Câfer el-Beclî, Ebû en-Necâd ve başka âlimler ders aldılar.

   İbn-i Uleyk ez-Zeyyât bir ara büyük bir maddî sıkıntıya düşmüştü. Odasında gamlı ve düşünceli bir hâlde oturuyordu. Tam bu esnâda İbn-i Beşşâr;
“Ey Abdullah!” diye seslendi. Halbuki onun bulunduğu oda ile İbn-i Uleyk’in arasından bir yol geçiyordu. Aralarındaki mesâfe de oldukça uzak idi. Ona, buyurun bir emriniz mi vardı? deyince;
“Buraya gel!”dedi. Yanına gitti.
“Niçin dünyâ için bu kadar çok üzülüyorsun? Maddî sıkıntın var, yanında da hiç bir şeyin yok herhâlde!” dedi. O da;
“Evet yok!” dedi.
“Hiçbir şeyim yok diye, bu kadar üzülmeye ne gerek var. Rızkın seni buluncaya kadar falanca nehrin kıyısında yürü. Rızkınla karşılaşınca onu al ve Allahü teâlâyı zikret, O’nu an ve hatırla.”

   O anda, İbn-i Beşşâr’ın sözü üzerinde düşünmeye başladı. Fakat ona karşı çıkması mümkün değildi. Sonra yanından ayrıldı. Kendisine târif edilen nehre kadar, Allahü teâlâyı zikrederek gitti. Köprünün üst tarafına varınca, bir zât ona;
“Ey Abdullah!” diye seslendi. O da;
“Buyrun, bir emriniz mi vardı?” dedi. Yanına gittiğinde ona kırk dirhem verdi ve;
“Benim için bir kitap yaz!” dedi. Bir müddet sonra oradan ayrılarak evine gitti. İbn-i Beşşâr tekrar;
“Ey Abdullah!” diye seslendi. O da;
“Buyrun efendim!” dedi.
“Karşılaştığın zât sana kırk dirhem verip, kendisi için bir kitap yazmanı söyledi mi?” dedi.
“Evet” cevâbını verince;
“Eğer sen sabredip acele etmeseydin, rızkın kapına gelecekti. Acele ettin, rızkını almak için tâ oralara kadar gittin.” buyurdu.

SÖZLERİNDEN
   “Günahlardan sakınan kimseler, nefsleri üzerinden, terbiye kamçısını kaldırmazlar. Allahü teâlanın râzı olduğu işler için nefslerini zorlarlar. Onlar, mal ve mülkü Allahü teâlânın rızâsı için vermekten çekinmezler.”

   “Yemek yiyeceğin ve uyuyacağın zaman, fazla yeme ve fazla uyuma.”

   “Allahü teâlâya isyânkâr olup, günahlara dalan kimsenin, Allahü teâlânın verdiği cezâları çok görmesi münâsip değildir.”

   “Şu dört haslet kişinin kemâline alâmettir: Kalbi dünyâ sevgisinden kurtarıp, Allahü teâlânın beğendiği şeyleri yapmak. Sonunda, hesâba çekilmeyi gerektirecek şeyleri terketmek, hâli hafîf ve yumuşak olmak. Dünyâlık biriktirmeyi azaltmak.” Ona, Allahü teâlânın rızâsına nasıl kavuşulur? diye sordular.

   “Gizli günah işlediğin gibi, gizli tâatte (Allahü teâlânın beğendiği şeyler) bulunursun. Nihâyet kalbin, ibadet ve tâatlere doğru meyleder. Bu hâl, Allahü teâlânın rızâsını kazanmaya doğru gittiğinin alâmetidir.” buyurdu. Bir zât, Ali bin Beşşâr’ın yanına gitmişti. Üzerinde yünden bir cübbe vardı. Ali bin Beşşâr kendisine, “Kalbini mi güzelleştirdin, yoksa bedenini mi?” diye sordu. Sonra; “En önemli olan, kalbin güzelleştirilmesi ve temizliğidir.” diye buyurdu.

   “Sırf makam sâhibi olmak ve biliyor desinler için bir kaç mesele öğrenip, insanlara fetvâ vermeye kalkışmak, ne kadar ayıptır.”

www.ismailaga.info