ALİ BİN HEYTÎ – SON NEFESTE İMDAD

ALİ BİN HEYTÎ;
   Irak evliyâsından. Doğum târihi belli değildir. Irak’ın Heyt beldesinde doğdu. Heyt, Fırat Nehrinin yukarı kıyısında Ehbâr’ın yakınlarında bir belde olup, Kadsiye’ye 50 km mesâfededir. Ali bin Heytî, Rezirân denilen yerde ikâmet ederdi. 1168 (H.564) senesinde yüz yaşından büyük olarak Rezirân’da vefât etti. Kabri buradadır ve ziyâret mahallidir.

Bu mübârek Velî’nin, bir hizmetçisi vardı,
Ehl-i hâl biri olup, hasta olmuş yatardı.

Git gide hastalığı, arttı ziyâdesiyle,
Artık öleceğini, anladı kalp gözüyle.

O, Ali bin Heytî’ye, dedi ki: “Ey üstâdım,
Tâze hurma yemeği, istiyor şimdi canım.”

Lâkin hurma mevsimi, henüz olmadığından,
Bu arzûyu yerine, getirmek zordu o an.

Ali bin Heytî ona, buyurdu ki: “Ey evlât!
Bu zaman tâze hurma, bulunmaz gerçi fakat,

Keffan’da bolca vardır, olma hiç müteessir,
Çünkü şimdi orası, tam hurma mevsimidir.”

“Abdüsselâm” adında bir zât vardı orada,
Altı aylık mesâfe, vardı fakat arada.

Ali bin Heytî ona, seslendi ki odadan;
“Ey Abdüsselâm, bize, hurma getir oradan.”

Hizmetçi alıyorken, en son nefeslerini,
O getirip bir anda, bir hurma sepetini.

Dedi: “Niçin dünyâya, böyle meylediyorsun?
Bak ömrün sona gelmiş, sen hurma istiyorsun.”

Hizmetçi çok üzülüp, dedi: “Bu, dünyâ değil
Asıl sen, çok yakında, edersin küfre meyil.

Hıristiyan olarak, tam verirken canını,
Yine üstâdımızın, görürsün imdâdını.”

Bu sözleri söyleyip, göç etti bu dünyâdan,
Döndü Abdüsselâm da, biraz sonra oradan.

Yolda bir kadın gördü, çok güzel, açık saçık,
Gözü ona takılıp, bir anda oldu âşık.

Evlenmek isteyince, dedi ki ona kadın:
“Hıristiyan olmazsan, yanıma gelme sakın!”

Nefsine aldanmıştı, kabûl etti mâlesef,
Bir kadının uğruna, dînini etti telef.

Âniden hasta oldu, bir müddet sonra dahî,
Ve Ali bin Heytî de, haber aldı bu hâli.

Birine buyurdu ki: “Su dolu bir testi al,
Ve git Abdüsselâm’a, ölmeden yetiş derhâl.

En son nefeslerini, almaktadır o hâlen,
O suyu üzerine, birden boşalt tamâmen.”

“Peki” deyip bir anda, vardı onun evine,
Götürdüğü o suyu, boşalttı üzerine.

O hasta vücûduna, su temas ettiği an,
“Allah Allah” diyerek, fırladı yatağından.

Kelime-i şehâdet, söyleyip tekrar yine,
Hidâyete kavuşup, girdi İslâm dînine.

Bu hâli görür görmez, hanımı, çocukları,
Hidâyete geldiler, hepsi de ayrı ayrı.

Buyurdu ki: “Bir kimse, hayâ etse Allah’tan,
Allah da hayâ eder, ona azâb yapmaktan.

O, Allah’a ne kadar, ederse çok itâat,
Ona da o nisbette, herkes eder iltifat.

O, ne kadar korkarsa, Allahü teâlâdan,
Herkes de o nisbette, çekinir, korkar ondan.

Kim azîz tutar ise, Rabbinin her emrini,
Allah da azîz tutar, mahşerde kendisini.

Kim hizmet eder ise, yaşlılara genç iken,
Yaşlanınca ona da, bulunur hizmet eden.”

www.ismailaga.info