Mahmud Efendi Hazretlerinin Hocası Tesbihcizade Hacı Ahmet Efendi

15. asrın müceddidi Mahmud Efendi Hazretleri’nin (Kuddise Sirrahu) sarf ve nahiv hocası…

Kayseri ulemasından olan Tesbihcizade Hacı Ahmet Efendi 1885 tarihinde Kayseri’de doğmuş ve 6 Nisan 1946 tarihinde Kayseri’de vaefat etmiş ve Seyyid Burhaneddin Hazretlerinin türbesi önünde 50 metre ilerdeki kabristanına defnedilmiştir.

Mahdumları Hacı Nazım Burci’nin beyanına göre: Merhum Hoca Efendi sabaveti (çocukluğu) zamanında mahalle mektebine devam etmiş ve Kur’an-ı Azimüş-şanı hıfzederek hafızlık icazeti almış ve Vidinli hafızlarından talim okumuştur.
Bu devreyi geçirdikten sonra melik Gazi Medresesine girmiş ve orada zemin katta ufak bir odada Emin Efendi, Osman Efendi ve Damat Halil Efendi ve diğer havace efendilerden 25 sene ders okumuş ve imtihanlarda muvaffak olduğundan askerlik vazifesinden de muaf tutulmuştur.

O zamanki örf ve âdete göre, okutan ve okuyan bilumum havace ve talebe Ramazan-ı Şerife kadar tahsillerine devam edermiş. Tahsil zamanının orta kısmında, bir sene merhum Hoca Efendi’nin harçlığı daralmış, Ramazan-ı Şerife de kırk gün kalmış. Ot Pazar’ındaki Mahmut Usta’dan beş paralık ekmek akşam ve beş paralık ekmek de sabahleyin alırmış. Mahmut Usta, Ramazan-ı Şerif’ten sonra ödemek üzere veresiye ekmek verir mi diye düşünmüş fakat söylemeye çekinmiş. O tarihten tahminen iki ay evvel Edirne Müftüsü Hacı Mehmet Fevzi Efendi Kayseri’ye Kadı olarak gelmiş, bu zat Cami-i Kebir civarındaki mahkeme hanında vazifesini ifa eden ve o zamanın bütün memleket uleması tarafından takdir edilen alim, fazıl bir zatmış.

Merhumun adeti geceleri kitap telif eder, Cami-i Kebirin müezzini seher vakti salatı selama başladı mı kalemi bırakır, azan vaktine kadar uyur, Ezan-ı Muhammedi başlayınca da abdest alır namaza gidermiş. Günlerden bir gün yatsı namazına gelmiş, kitap yazmak için oturmuş, bir gaflet basmış, kalem yürümüyor ve aklına bir şey gelmiyormuş. Gece yarısına kadar uğraşmışsa da bir imkan bulamamış.
Sonra “Ben buraya geleli iki ay oldu, melik Gazi Hazretlerini ziyaret etmedim, bu gaflet bana bundan geldi.” Diye düşünüp feneri yakmış ve Melik Gazi Medesesine gitmiş. Cümle kapısından bakmış, herkesin çırası sönük ancak Tesbihcizade Efendi merhumun odasında perçere ve bezir çırası yanar vziyette görmüş. Türbeye giderken de pencerenin önünden geçerek kulak verip dinlemiş ve Hoca merhumu “Telhis”in metnini ezberlerken rastlamış, sonra türbeyi ziyaret edip makamına dönmüş.

Sabahleyin hizmetçisine: “Melikgazi Medresesine git, türbeye giden odada oturan talebeyi bana al getir “ demiş. Hoca merhum da sabah namazını mütakiben Cami-i Kebir’de ders okur , oradan odasına dönermiş. Döndüğünde kapıda bir adam görünce: “buyur amca” demiş. O da:“Seni kadı Efendi çağırıyor.” Demiş. Hoca Efendi: “Benim kadı ile bir işim olmaz.” Deyince adam: “burada senden başka okuyan var mı?” demiş. “Hayır” cevabını alınca “Öyle ise seni istiyor, buyur gidelim.” Demiş. Oraya varınca içeri girip edeple o büyük zatın elini öpmüş, bunun üzerine Kadı Efendi “Sen okuyorsun, peki dersin nerede, kimden okuyorsun? Durumun ve geçimin nedir? Hakikati bana söyle, sıkılma” demiş.
Vaziyeti anlayınca o alim ve fazıl zatın gözleri yaşla dolmuş ve “Bu gece bana gaflet gelmesinin sebep olan sensin (seni bulayım diye Allah beni senin ayağına getirdi)” demiş ve çıkarmış iki beyaz mecidiye vermiş.
“Bundan sonra katıksız ekmek yiyeceksin. Tahin, zeytin, pastırma ve helva yiyeceksin. Her gün akşam yemeğini degelip benimle beraber yiyeceksin.” Buyurmuş. Akşam olunca Tesbihcizade Hacı Ahmet Efendi ihtiyat edip gitmeyince Kadı Efendi yine hizmetçisini göndermiş, yanına getirildiğinde:”el-Emru fevka’l edeb” buyurmuş ve “sen inşallah büyük alim olacaksın” diye dua buyurmuş.

Tesbihcizade Hacı Ahmet Efendi bu medrede tahsilini bitirdikten sonra evlenmiş, bu esnada Maarif Müdürlüğü tarafından da iki yüz elli kuruş maaşla Argıncık’a muallim tayin ediliş ve orada vazife yaparken Argıncık Cami-i şerifinin imam hatipliği münhal (boş) olduğundan imtihana konmuş.

Merhum Müftü Remzi Efendi zamanında 18 hace efendiyle beraber imtihana girmiş ve muvaffak olmuş, böylece bu vazifeyi deruhte eylemiş ve bir sene yatsı namazını Argıncık’da kıldırmış. Deliklitaş mahallesindeki evinde ikamet edip sabah namazını yine Argıncık’da kılmak üzere gitmiş, gelmiş.

Hoca Efendi iki sene orad vezifeli bulunduktan sonra istifa etmiş ve Kayseri Müftülüğü tarafından medaris-i ilmiyenin yedinci sınıfına tefsir okutmak üzere muallim tayin dilmiş ve medaris-i ilmiye hükümet tarafında lağvedilinceye kadar burada ders okutmuş ve o sırada Deliklitaş Cami-i Şerifi imam ve hitabet vazifesini on beş lira maaşla resmen üzerine yapmış ve hatimle teravih namazı kıldırmış.

1946 yılınca hac farizasını ifa etmek üzere Hicaz’a gitmiş. Bu vazifeyi ifa ettiği esnada Araplarla Arapça tekellüm edince “Sen aslen Arapsın, Türkiye’de iskan etmişsin yoksa Türk ulemasında böyle Arapça tekellüm eden nadir bulunur” demişler. Kayserili komşuları da: “Bu bizim mahallemizde doğdu ve orada büyüdü, aslen Türk” diye kendisinin Türk olduğunu isbat etmişler. Bu vazifeyi de ifa ettikten sonra salimen memleketlerine avdet etmişler.

“Evveli sa’y, sonu mevhibedir,

kuluna canibi Haktan hibedir.”

Çocukluk çağlarında ilim tahsili için Kayseri’ye gidip orada bir sene kadar ikamet eden Üstadımız Hacı Mahmud Efendi (Kuddise Sirrahu) hazretleri de Tesbihcizade Hacı Ahmet Efendi’nin evinde ikamet ederek kendisinden sarf-nahiv ve Farsça ilimleri tahsil etmiştir.

Efendi hazretlerimizde hocasında çok övgü ile bahseder. “Kayserili hocamdan işitmiştim; hocalar okur okur, cahillikten kurtulur ama ahmaklıktan kurtulamaz” dediğini çok kereler duymuşuzdur.

Allah’u Teala şefaatine nail eylesin. Kayseriye gidenlere de kabrini ziyaret etmek nasib eylesin…

www.ismailaga.info