İstiharenin dindeki yeri ve nasıl yapıldığı

Soru: Dinî olsun dünyevi olsun bazı gündelik işlerimiz için istihare yapıyoruz. Evvela abdest alıp iki rekât namaz kılıyor ve sonrasında malum bir duayı okuyoruz. Akabinde uyuyor ve gördüğümüz rüyayı anlatıp kalkışacağımız işin hayırlı mı yoksa şerli mi olduğunu tespit ediyoruz. Böyle bir şey dinimizde var mıdır? Ben bunun aslının bu şekilde olmadığını duydum. Bilgilendirir misiniz?

Cevap: “Hayrı talep etmek” şeklinde manalandırılabilecek olan istihare dinimizde önemli bir mevkii haizdir. Bunun için Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) “Allah’tan istihareyi çok yapması, kendisi için takdir ettiğine razı gelmesi Âdemoğlunun saadetindendir. Allah’tan istihareyi terk etmesi ve kendisi için takdir buyurduğuna gazaplanması Âdemoğlunun şekavetindendir” [1] buyurmuştur. Cabir b. Abdillah’tan rivayette yer alan “ Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) bize Kur’an’dan bir süre öğretir gibi işleri(mizi)n tamamında istihareyi öğretti” [2] şeklindeki ifade de aynı şekilde istiharenin önemine atıf yapmaktadır. Ayrıca istiharenin sadece bu ümmete mahsus bir ameliye olması da ehemmiyetine payda katacak niteliktedir. [3]

Yukarıdaki Cabir hadisinin devamında da görüleceği gibi hadislerde ifade buyrulan istihare şekli şöyledir: Kişi bir işi yapmayı murat ettiğinde neticesinin hayırlı mı yoksa şerli mi olacağına yönelik bir işaret alabilmesi kabilinden öncelikle farz namazların dışında iki rekât nafile bir namaz kılar. Sonrasında Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem)’in öğrettiği şu duayı okur:

“Allahım! (Hakkımda hayırlısını) bilmen sebebiyleben sen’den hayırlısını (bana bildirmeni) isterim. Ve Sen’in kudretin sebebiyle senden kusret isterim. Ve sen’in büyük fazlından isterim. Çünkü Sen’in herşeye gücün yeter, benim ise gücüm yetmez. Zira sen bilirsin, bense bilemem. Sen bütün gaybleri ziyade bilen’sin! Yâ Allah! Şayet ilmin şu (kalkıştığım) işin benim için dînim, yaşamım ve işimin neticesi veya işimin dünyâsı ve âhireti hakkında hususunda hayırlı yönde ise onu benim için takdîr et! Eğer ilmin bu işin be¬nim için, benim dînim, yaşayışım ve işimin akıbeti hakkında veya işimin dünyâsı ve âhireti hususunda bir şer olduğu yönündeyse işi benden çevir, beni de bu işten çevir. Ve hayır nerede ise onu benim için takdîr et. Sonra beni bu (takdîr edilen) işe razı kıl!”

Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) ’in öğretisine göre bu duayı da yapan kişi hacetini belirtir ve tüm bunlardan sonra kalbine doğanla birlikte amel eder. İstiharenin aslî şekli budur. Buna göre istihare kalbe dayalı olan ve Rahman tarafından mülhem olan içgüdüye göre hareket etmenin adıdır. Bu da bize İslam’da kalbe doğan şeylerin de belli noktada belirleyiciliğinin olduğunu göstermektedir.

Nitekim Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem)’in birr/iyilik denen şeyin kalbin yatkınlaşıp mutmain olduğu şeyden ibaret olduğunu ifade eden hadisleri de[4] bu söylediğimize delil teşkil etmektedir. Meselâ Hanefi mezhebinde fer’i delillerden birisi de şehâdet-i vicdandır. [5] Onun için Mollla Hüsrev “fevkinde bir delil bulunmadığında kalp deliliyle amel etmek gereklidir” demiştir. [6]

Ne var ki insan bedeninde kalp bütün gözelerin ve nehirlerin kendisinde son bulduğu uçsuz bucaksız bir deryaya benzer. Nehirler nur akıtırsa nur olarak dolacak olan bu derya kir akıtan gözelerden dolayı da kir birikintisi olabilir. Nur-i nübüvvetten uzaklaşan insanların kalpleri de körelmeye yüz tutunca, kör bir aynada ışıltının parıldamayacağı gerçeğinden hareketle daha sonra bu iş rüyaya çevrilmiştir. Zira Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) sadık rüyanın Allah’tan olduğunu, [7] nübüvvetin yetmiş altı cüzünden bir cüz olduğunu[8] ifade buyurmaktadır.

Mevzuyu tasavvufî açıdan da ele alacak olursak değişen bir şey olmayacaktır. Zira İmam-ı Rabbânî (Kuddise Sirruhu) Mektubat’ın da şöyle söylemektedir bu konuyla ilgili:

“Ey Evlat! Her işte istihare yapmak sünnet ve mübarektir. Ancak, bir işin yapılması veya yapılmamasına yönelik bir şeyin rüyada, vakıada ve yakaza halinde görülmesine gerek yoktur. Bilakis istiharede dönüp kalbe bakmak gerekir. Şayet kalp istenen işin yapılmasına eskisinden daha ziyade meyilli ve taraftar ise bu o işin yapılmasına delalet eder. Şayet her hangi bir artma ve eksilme olmaksızın eskisi gibi ise bu durumda da bir men’/ engelleme yok demektir. Bu surette kalbin neye yöneldiği anlaşılana dek istihare tekrar edilir. İstiharenin nihai tekrar sayısı da yedi keredir.

İstihare yapıldıktan sonra kalbin kastında bir noksanlık anlaşıldığında bu o işin yapılmaması gerektiğine delalet eder. Bu durumda da istiharenin tekrar yapılmasında bir beis yoktur. Bilakis her halükarda istiharenin tekrar edilmesi evla ve daha münasip aynı zamanda o işe atılıp atılınmaması konusunda da daha ihtiyatlıdır.” [9]

ÖMER FARUK KORKMAZ
———————————
[1] Ahmed b. Hanbel, Müsned, No: 1444, Tirmizi, Kader, No: 2151, Beyhaki, Şu’abu’l-Îmân, No: 203
[2]Buhari, Ebvâbu’t-Tatavvu’, No: 1109, Ebu Davud, Vitir, No:1540, Tirmizi, Ebvabu’l-Vitir, No:480, Nesâî, Nikâh, No:3253, İbn Mâce, İkametu’s-Salât, No:1383
[3]Muhammed b. Alevî el-Malikî, Hasâisu’l-Ümmeti’l-Muhammediye, , el-Mektebetu’l-Asriyye, Beyrut, 2010, s. 131
[4]Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV/228, No: 18030, Ebu Ya’la, Müsned, No: 1586, Darimî, Sünen, Kitabu’l-büyû’, No: 2533
[5]İsmail Hakkı İzmirli, İlm-i Hilâf, Hukuk matbaası, 1330
[6]Molla Hüsrev, Muhammed bin Feramuz, Mir’âtu’l-usûl fî şerh-i mirkâti’l-vusûl, Dersaadet, 1321, s. 53
[7]Buhari, “Kitabu’t-ta’bîr”, No:6583
[8]Taberânî, el-Mu’cemu’l-kebîr, No: 10540
[9]İmam-ı Rabbânî, Ahmed Faruk es-Serhendî, el-Mektûbât, Siraç Kitabevi, İstanbul, I/219

BUNU BİLİYOR MUSUNUZ?

Dikkatinizi Çekebilir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ihvanlar.net EHLİ SÜNNET MÜDAFAA HATTI © 2018 YASAL UYARI: Sitemizde bulunan www.ihvanlar.net imzalı yazılardan alıntı yapılması halinde sitemiz kaynak belirtilmelidir.