Rabıta ibadet değil bir eğitim metodudur

   Hani kendi söylediği yalana inanlardan bahsedilir ya, bu gün tasavvuf ve tarikat düşmanlarının kendi uydurdukları yalana inandıklarını ve bu yalan üzerinden saldırdıklarını görüyoruz.
   Önüne Kur’an-ı Kerimi açmış, gayet ciddi bir eda ile kendince getireceği deliller ile rabıtayı çökertecek, tasavvufu yerle bir edecek…
   Zavallı davetçi ilk cümleyi şöyle kuruyor:
   “Rabıta madem dinimizde bu kadar önemli bir ibadet, neden Kur’an-ı Kerimde açıkça ifade edilmiyor?”
Yuh artık… Ne? Rabıta dinde çok önemli olan bir şey mi? Ne? Rabıta bir ibadet mi?
KURMUŞ, İNANMIŞ
   Bu adam aklında olayı şöyle kurmuş olmalı: “Rabıtaya önem verdiklerine göre bu onlara göre dinde çok önemli yeri olan bir ibadet”
   Kendince böyle bir yalan uydurmuş ve buna inanmış.
   Biz hiçbir tasavvuf ehlinin kitabında “rabıta dinde çok mühim bir vecibedir”dediğini ve rabıtaya “ibadet” vasfı yüklediğini görmedik.
   Bizim ve büyüklerin böyle bir iddiası, söylemi de yok.
   Eee ibadet meselesi nereden çıktı?
ŞİRKLE SUÇLAMAK İÇİN ŞART
   İşte can alıcı nokta burası. İçlerine vehhabi kaçmış İngiliz coşturması Necidlilerin suyundan içmiş bu şaklabanlar bir şeyi “şirk” olarak nitelemek, yapanları “müşrik” ilan edebilmek için önce o şeyi bir “ibadet” olarak kabul ediyorlar. Sonra da böyle bir ibadet dinde yok, bu bir bid’attir ve şirktir diye bas bas bağırıyorlar.
   Güler misin ağlar mısın cinsinden bir adam aynen şöyle diyor: “Mezhep imamları herşeyi en ince ayrıntısına kadar açıkladı da rabıtayı neden açıklamadı”
   Bunlar artık mizahlık oldular haberleri yok.
   İyi de biz buna ibadet demedik ki, bunu “ibadet” konumuna çıkaran sensin. İbadet olmayan bir şeye sen nasıl olur da Kur’an-ı Kerimden açık delil istersin? Mezhep imamı ibadet olmayan bir şeyi neden tartışsın ki?

RABITA BİR EĞİTİM METODUDUR

   Yazının sonunda söyleyeceğimiz şeyi burada da ifade etmek yerinde olur. Rabıta bir ibadet değildir ancak işari manalar ile delillendirilebilen, yasaklanmamış meşru bir eğitim metodudur.
   Tasavvuf, nefsi tezkiye ve kalbi tasfiye eden bir yoldur. Temelini: “andolsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir.” (Şems 9) gibi ayetlerden almıştır. Bu yol sahabe arasında zaten yaşanmaktaydı. Sahabeler zühd ve takvada önder, nefs ve şeytan mücadelesinde en güzel örnektirler. Ancak Asr-ı Saaddetten sonra Nur-u Muhammedi’den uzaklaşan insanların dünya meşgalesine dalıp ahireti unutması sebebiyle yine Allah’ın bir rahmeti olarak Kur’an-ı kerimdebelirtildiği üzere “nefsi emmareden” kurtulup razı olunan “mutmain” olmuş nefse ulaşabilmek, Allah’ı çokça zikretmek, Resule itaat etmek ve İslami indiği şekliyle yaşamak için bu yol sistemleştirilmiştir.
   Kur’an-ı Kerimde Rabbimiz buyuruyor ki: “Onlar, inananlar ve kalpleri Allah’ı anmakla huzura kavuşanlardır. Biliniz ki, kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.” (Rad 28)
   İşin erbabı olan zatlar bir insanın kalbi günlük olarak ne kadar zikre ihtiyacı vardır, huzur bulması nasıl zikretmelidir gibi meselelere getirdikleri çözümü sistemleştirmişlerdir.
   Buna göre mesela bir mürid ilk olarak günde 5 bin defa kalpten “Allah” der. Sonraki safhalarda zikir ve sayı değişecektir.
   Adam işinde gücünde, dünya ile pazarlığında, madde peşinde koşmakta iken tasavvuf yoluna girerek kur’an-ı kerimde “kurtuluşun” anahtarı olarak gösterilen nefis tezkiyesi ve en büyük ibadet olan Zikrullahı yapabilmektedir.
   Rabıta ise bu yolda bir eğitim metodudur.
   Rabıta düşünmekten ibarettir. Düşünmenin bir şirk olduğunu ancak cahil ahmaklar iddia edebilir.
Peki rabıta neden vardır?
1. sebebi Allah’ın zatını düşünmenin yasak oluşudur.
   Şimdi bir deneme yapalım. Elinize bir tesbih alın ve “Allah, Allah” diye zikretmeye başlayın. Gözlerinizi ne yapacaksınız? Şayet açık bırakırsanız sağla solla alakadar olacağından kalbinizde gözlerinize tabi olacak ve “Allah, Allah” zikrinden bir fayda hasıl olmayacak. O halde gözümüzü kapatmamız lazım.
   Gözümüzü kapattık diyelim. Ne düşüneceğiz? “Allah, Allah” derken Allah’ı düşüneyim deseniz hadis-i şeriflerde buyrulduğu üzere Allah’ın zatını düşünmek yasaktır. Gözünüzün önüne gelen ışık ve karaltının Allah (Celle Celaluhu) ile alakası yoktur. Ve şeytan sizi gözünüzün önüne gelen bu ışık oyunları veya gün içinde aklınıza takılan olaylar ile meşgul edecektir.
   Rabıta yapan kişi ise, kalbini (masivaullah) Allah’tan başka her şeyden temizlemiş, nefsini tezkiye etmiş, her an Allah’ın zikrinden gafil olmayan, ayette (“Ey mutmain olan nefis! Sen O’ndan razı, O da senden razı olarak Rabbine dön! Kullarımın arasına gir, Cennetime gir.” (Fecr 27,28,29,30) geçtiği üzere “kalbi Allah’ın zikriyle mutmain olmuş” bir Allah dostunu düşünür. Allah dostlarına dünya ve ahirette müjdeler verilmiş, korkulardan da emin kılınmışlardır:
   “Bilesiniz ki, Allah’ın dostlarına hiçbir korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir de.
Onlar iman etmiş ve Allah’a karşı gelmekten sakınmış olanlardır.
Dünya hayatında da, ahirette de onlar için müjde vardır. Allah’ın sözlerinde hiçbir değişme yoktur. İşte bu büyük başarıdır.” (Yunus suresi 62, 64)
   Nasıl ki güneşe tutulmuş bir aynaya bakan kişi güneşi görebiliyorsa, rabıta yapan kişi de Allah’ın zikriyle kalbi itminan olmuş Allah dostuna yönelerek gafletini en asgariye, dikkatini de azamiye çıkarmayı hedefler.
   İşte bu bir ibadet değil, metoddur. Meşrudur, ve yasaklanmamıştır. Namaz gibi ulvi bir ibadette, secde gibi bir rükunda bile düşünülen şey insanı şirke götürmüyorsa zikrederken, Allah’ı hatırlatan bir zatı düşünmek neden şirk olsun?
hadis-i şerifte buyrulduğu üzere: “Evliyaullah o kimselerdir ki, görüldükleri zaman Allah hatırlanır.” (Nesai, es- Sünenü’l Kübrai Tefsir:180, No:11235, 6/362; Taberi, Cami’ul Beyan, No: 17723, 24, 25, 26, 6/575; Hakim-i Tirmizi, Nevadir’ul-usül, sh: 140; Haysemi, Mecma’uz-zevahid,10/78)
   İnsana gaflet körükleyecek ağaç, taş ve benzeri şeyleri mi düşünmek yoksa görüldüğü zaman Allah’ı hatırlatan veliyi düşünmek mi daha iyidir?
Mutasavvıflar işte burada Kur’an-ı kerimde “evliyaullah” olarak bahsedilen zatların düşünülmesini uygun görmüşlerdir.
( -KUR’AN’DA ALLAH DOSTLARINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN)
2. Rabıta sevgiyi artırır
   Düşünen kişiye düşündüğü kişi için 2 şey vardır. O kişiye ya düşmanlığı, ya da muhabbeti artacaktır.
   Başka bir deyişle insan başka birini ya düşmanlığından dolayı, kini olduğu için çok düşünür. Ya da çok sevdiği için düşünür.
   Sevilen şeyin çok düşünülmesi o şeye karşı muhabbetin ziyadeleşmesine ve irtibatın kuvvetlenmesine sebep olur.
   Kişi bir Allah dostunu veya Peygamberimizi düşünmekle O’na olan muhabbeti artacağı gibi irtibatı da kuvvetlenecektir. Kuvvetlenen irtibat kişiyi ibadet, amel, zikir gibi hayra sevke der, günahlardan da uzaklaşmasını sağlar.
   Yine Allah’ın sevdiği şeylerle kuvvetlenen irtibat, sevmediği şeylere karşı meyli azaltır. Meşru olmayan şeyleri düşünmekten ve onlara yönelmekten alıkoyar.
   İşte böylece kişi Allah’a ve sevdiği şeylere yakınlaşır, Allah’ın sevmediği şeylerden uzaklaşır…
   Bunun tam aksi olan Allah’tan başka şeyleri düşünmek ve muhabbet beslemek de Allah’tan (Celle Celaluhu) uzaklaştırır.
3. Rabıta bağdır
   Her insan iç güdüsel olarak kendisine idol yani örnek alabileceği bir şahıs arar. Kişinin gönlü bir kişiye aktığı zaman en çok onu izler, onu dinler, onu takip eder. Bir zaman sonra sözleri, halleri, tavırlarıyla ona benzemeye başlar. Bunu gençlikte görmüyor muyuz?
   Çok sevdiği bir şarkıcıyı dinliyor, taklit ediyor, onu izliyor, takip ediyor, resimlerini taşıyor ve hatta giyinişiyle onu taklit etmeye çalışıyor. Bu nedir? Kişi ile şarkıcı arasında kurulan bağın eseridir. Batıl bir bağdır ama kişiyi o şarkıcı gibi olmaya yöneltir.
   İşte insan Allah dostuna rabıta yapmakla kurulan bu bağ sayesinde Peygamberimizin yaşayan örneğine benzemeye, onun gibi olmaya çalışır. O’nu örnek alır.
   Önemli olan noktalardan birisi budur.
   Çünkü o Allah dostunun yürümesi, oturması kalkması, yatması, konuşması, her anı Peygamberimiz gibidir ve Allah içindir. Boş konuşmaz, yalan söylemez, her zaman iyiliği emreder, kötülükten nehyeder, nefsi için kızmaz, affedicidir, kul hakkına ve haram lokmaya titizlikle dikkat eder… vs…
   Rabıta ile kurulan bağın kişiyi o Allah dostuna yöneltmesi ve onu örnek almasını sağlaması kişinin kurtuluşuna vesile olacaktır.
   Dolayısıyla rabıta ahlaki bir yapılanma için de gereklidir.
    Hatta günümüzde insanların kendine naylon kahramanları karakter olarak seçtiğini ve kendisini ona benzetmeye çalıştığını görünce Allah dostlarına bağlanmanın ve onlar gibi olmanın lüzumu daha çok anlaşılmaktadır.
SONUÇ
   İşte bütün bunlar rabıtayı “ruhsal eğitim”de bir metod kılmaktadır. Rabıta bir ibadet değil, bir vecibe değil eğitim metodudur. Rabıta ruhsal iletişimdir. 
Dolayısıyla rabıtaya bid’at da denilemez. Çünkü bu gün bir çok İslami eğitim usulleri ve metodları vardır. Şayet rabıtaya bid’at diyecekseniz kendi okuduğunuz sistemi de bid’at olarak kabul etmelisiniz. Çünkü ne usul-u fıkıh, ne de tefsir usulü Peygamberimiz zamanında yoktu. Sonradan alimler tarafından sistematik bir şekilde geliştirildi ve Müslümanların ufkunu açtı.
   Rabıta da aynı şekilde bir eğitim metodudur.
   Kim rabıtaya “ibadet” vasfı yüklüyor ve “şirk” ile nitelendiriyorsa bilin ki o ya cahildir ya da Müslümanları şirkle suçlayarak bölmek için fitne çıkarmakla görevli bir adamdır. Müslümanların Allah dostlarına benzemesini istemeyen, Allah dostlarını Müslümanlar arasında itibarsızlaştırmaya çalışan Yahudi tohumlarına bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde hizmet ediyordur.
   www.ihvanlar.net