ihvanlar.net EHLİ SÜNNET MÜDAFAA HATTI ismailağa İsmailağa cemaati

Dinimizislam.com sitesine Kazası olan sünnet ve nafile kılamaz konusunda cevap!

24 Eylül 2013 - 8:30 'de eklendi.

dinimizislam.com   Kaza namazı olanların nafile namazları kılmaması, vakit namazlarının sünnetlerinin kazaya niyet edilmemeleri hususunda birkaç yazı yayınlamıştık. Cübbeli Hocamız da bu konuda bir açıklama yapmış, Osman Ünlü’nün de ismini canlı yayında vermişti. Bunun üzerine dinimizislam.com adlı itibar edilen bir site cevap niteliğinde bir yazı yayınlamış. Cübbeli Hocamız’a “dolduruşa gelen hoca” diyen site bizim sitemizin de linkini vermiş.

   Osman Ünlü Hocaefendi’nin bu fetvayı dayanaksız vermediğini ispatlamaya çalışmışlar. Biz de bir münazara şeklinde bu yazıya cevap vereceğiz.

   Bu Linki başka bir pencerede açın ve kapatmayın. Önce yazıyı okuyun sonra buraya devam edin. BUYRUN YAZILANLARI BURADAN OKUYUN

PUZZLE YAPAR GİBİ FETVA ÇIKARMAK!
   Sitenin yayınladığı yazıda tam bir bilgi karmaşası hakim  Biz şimdi size bunu düzenleyerek bir sonuca varacağız.

   Sitede yayınlanan yazıya (delil sıralamasına) göre:

(A) NAMAZIN SÜNNETLERİ KAZA OLARAK KILINIR DİYENLER
1- (Nevâdir-i fıkhiyye fi mezheb-il-eimmet-il Hanefiyye s. 36)
3- (Necat-ül müminin s. 90)
4- (Birgivî Vasiyetnamesi) nin Niyazi haşiyesinde

(B) SÜNNET ve KAZA OLARAK NİYET EDİLİR DİYENLER
9- Trablus fetva emini Ramiz-ül-mülk FETVASI (Eşşihab mecmuası, 14 Zilkade 1388 sayısı)
11- (S. Ebediyye) KENDİ KİTAPLARI

(C) NAFİLELER KABUL OLMAZ DİYENLER
2- (Fütuh-ul-gayb m. 48) (Not: Abdülkadir Geylani Hz. Hanefi değildi)
5- Osmanlı ulemasından Hamza Efendi’nin Bey’ ve Şirâ risalesi
6- (Ruh-ul-beyân 3/127)
10- Hazret-i Ebu Bekir’den bir nasihat
12- [Dürret-ül fahire, Zahire-i Fıkh]

(D) NAFİLELERİN DEĞERİ
İmam-ı Rabbânî hazretleri [m. 29, 260]

Yazı bu 4 ana bölümden oluşuyor. Şimdi bu bölümlere bir bakalım…

SÜNNETİ KAZA NİYETİYLE KILMAK
   Öncelikle sitede yayınladıkları yazıya dikkat ettiyseniz Hanefi fıkhında baş ve otorite diyebileceğimiz, aynı doğrultuda olan iki görüş naklediliyor ve her nedense ikisi de tevil ediliyor ve yanlış anlaşıldığı söyleniyor. Nedir onlar?

   7 (nolu yazıda)-   Fevt olan [yani bir özürle kaçırılan] namazları kaza etmek, nâfile kılmaktan iyi ise de, beş vakit namazın sünnetlerini ve hadis-i şerifte övülen Duha, Tesbih, Tehıyyet-ül-mescid gibi belli namazları kılmak böyle değildir. Vaktin sünnetleri ile bu nâfileleri kılmak, kaza kılmaktan evladır. (Redd-ül-muhtar, Hindiyye)

   11 (nolu yazıda)-   Diğeri ise İmam-ı Muhammed’in sünneti “FARZ BİR NAMAZA” niyet ederek (ikisini bir) kılmanın mümkün olmadığı hükmüdür.

   Evet, Hanefi Fıkhının iki büyük imamı İmam-ı Muhammed ve Ebu Yusuf’a göre böyle bir niyet olamaz. Sünnet ve farza bir niyet edilemez. Kılınırsa bu farz olarak kabul edilir, sünnet niyeti geçersiz olur. Bu vaktin farzı da olsa böyledir, kaza da olsa böyledir. Büyük imamlardan bu konuda hiçbir rivayet yapamamaktadırlar. Çünkü yoktur.

   Diğer mesele de vakit namazlarına ziyade olarak kılınan sünnetlerin yerine kaza kılınmasıdır.

   Bu iki büyük imam ve Redd-ül Muhtar, Alemgir, el-fetava’i-hindiyye, Tahtavi isimli Hanefi Fıkhının bütün meselelerinin cem edildiği, ümmetin itibar ederek uyguladığı muteber kitaplar da bunu böyle beyan etmektedir.

   Geçmiş yani vaktinde kılınamamış farz namazların kazasıyla meşgul olmak, nafile namazlarla meşgul olmaktan daha evla ve daha önemlidir. Ancak farz namazlardan önce veya sonra kılınan malûm müekkede ve gayr-i müekkede sünnet namazları, kuşluk namazı, tesbih namazı ve hadis-i şeriflerde geçen diğer teheccüd, tehiyyetü’l-mescid gibi nafile namazlar müstesnadır. Bu namazlar, nafile niyetiyle; bunların dışındaki nafile namazlar ise kaza namazı niyetiyle kılınır.(Alemgir, el-fetava’1-hindiyye, 1/125; İbn-i Abidin, 1/688; Tahtavi, Haşiye ala merakı’l-felah, 363; Abdurrahman el-Ceziri, Kitabü’l-fıkh ale’l-mezahibi’l-erbea, 1/491-492)

   Görüldüğü gibi bu büyük fıkıh otoriteleri böyle beyan buyurmuşken bunu tevil yoluna gitmek çok yanlıştır.

VAKİT NAMAZLARININ SÜNNETLERİNİ KAZA OLARAK KILMAK
    Yukarıda bütün İslam âleminin itibar ettiği FIKIH kitaplarının ve Hanefi mezhebinin İki İmamının beyan ettiği hükmü yazdık. Bu yazılanları kendilerine göre tevil eden site, başlıca fıkıh kitabı olmayan eserlerden alıntı yaparak sonuca varmaya çalışmış. Amma ve Lakin bu kitapların fıkhi açıdan bir bağlayıcılığı olmaz. Neden?

   Çünkü bu kitaplar Hanefi fıkhına göre yazılmış olabilir ancak Hanefi fıkhında temel kitap değildirler. Bu kitaplarda âlimlerin kendi yorumlarıyla verdikleri fetvalara da rastlanmaktadır. Mesela sitenin 1. numaralı delil olarak sunduğu kitaba bakalım. Şöyle deniyor:

   “Büyük âlim İbni Nüceym’e soruldu ki, (Kaza namazı olan kimse, sünnetleri kılarken kazaya niyet ederek kılsa, sünnetleri terk etmiş olur mu?) Cevabında, (Sünnetleri terk etmiş olmaz, çünkü o vakit içinde farzdan başka, [nâfile olsun, kaza olsun] herhangi bir namaz kılınınca, sünnet de yerine getirilmiş olur) buyurdu”

   Ancak kitabın ekran görüntüsünde de görüleceği üzere İbni Nüceym fetvayı vermeden önce şöyle bir yorum yapıyor: “Sünnetleri terk etmiş olmaz. Çünkü sünnetlerden maksat, o vakit içinde farzdan başka bir namaz daha kılmaktır. Farzdan başka bir namaz daha kılarak şeytanın burnu sürtülmüş, yani insana namaz kıldırmak istemyen şeytan rezil edilmiş olur.”

   Görüldüğü üzere İbni Nüceym önce kendisine göre bir yorum yapıyor ve ardından fetva veriyor. O halde şöyle bir şey akla geliyor: Fetva, kişinin yorumuna göre değişir mi?

   İbni Nüceym belki de şu hadis-i şeriften yola çıksaydı fetvası değişecekti: “Kıyamet gününde kulun hesaba çekileceği ilk ameli onun namazıdır. Eğer namazı düzgün olursa, işi iyi gider ve kazançlı çıkar. Namazı düzgün olmazsa, kaybeder ve zararlı çıkar. Şayet farzlarından bir şey noksan çıkarsa, Azîz ve Celîl olan Rabb’i: “Kulumun nâfile namazları var mı, bakınız? der. Farzların eksiği nafilelerle tamamlanır. Sonra diğer amellerinden de bu şekilde hesaba çekilir.” (Tirmizî, Salât, 188)

   Şuan Türkiye’de ve İslam coğrafyasında bile Hanefi fıkhı adına yazılmış, içine bir çok yorumlar katılarak kişisel fetvalar verilmiş yüzlerce ilmihal bulabilirsiniz. Şimdi bir kişi kendine delil bulabilmek için hepsini karıştırıp, işine gelen yeri alması bağlayıcı olur mu? Olmaz…

   Çünkü temel eserler bellidir, ana cadde ortadadır. Yan yollardan dolanarak bir iddiaya temel atmaya çalışmak çok da ilimsel bir yaklaşım değildir.

   Site şunu diyebilirdi: Böyle böyle yazan, fetva veren alimlerimiz de vardır… Kişi bunlarla da amel edebilir… Ya da böyle bir fetva veren alimler de olmuştur… diyebilir. Ama kesin bir iddiayla ortaya atılarak, Fıkıhta temel eser olmayan 4 kitaptan (4 kitaptan Saadeti Ebediye kendi yazdıkları kitaptır) delil göstermek suretiyle vakit namazlarına ait sünnetlerin terk edilmesini, kaza olarak kılınmasını ispatlamaya çalışmak yakışıksız bir durumdur. Zaten büyük eserlerin hiçbirinde bunun konusu bile yapılmamaktadır.

BÜTÜN SÜNNETLERİ AYNI KEFEYE KOYMAK
   Site, Hazreti Ali’den bir nakil ile nafilelerin kabul olmayacağını, İmam-ı Rabbani Hazretlerin’den de farzın nafile yanındaki değerini naklediyor. Nafile namazın kabul olmayacağı yönündeki rivayetler ağır bastığı için hemen bir başka kitaptan ifade alarak “Sünnetlerin de nâfile namaz olduğu fıkıh kitaplarında yazılıdır. (Cevhere)” diyor. Ve bütün namaz sünnetlerini de diğer nafile namazlarla bir tutuyor. Evet, sünnetler nafile kategorisindedir ancak mesela işrak namazı nafile bir namazdır, öğlen namazının ilk sünneti ise müekked kuvvetli bir sünnettir. Öğlen namazında Sünneti kılmadan farzı kılan kişinin sünneti tekrar kılması gerekmektedir. Hâlbuki işrak namazında böyle bir şeyi söz konusu olamaz. İşte sünnetler arasında böyle derece farkları vardır. Namaz sünnetlerinden de kuvvetli sünnetler vardır. Sabah namazının sünneti, öğlen namazının ilk sünneti, akşam namazının sünneti, yatsı namazının son sünneti gibi… Yani bütün sünnetlere nafile deyip, hepsini derece olarak aynı kefeye koyamazsınız.

ABDÜLKADİR GEYLANİ ve İMAM-I RABBANİ HAZRETLERİ
   Yayınlanan yazıda “Fütuh-ul-gayb” eserinden Abdülkadir Geylani hazretleri’nin sözünü de nakletmişler. Hâlbuki Abdülkadir Geylani Hazretleri Önceden Şâfi’î mezhebinde idi. Hanbeli mezhebi unutulmak üzere olduğundan, Hanbeli mezhebine geçti. Hanefi değildi… Zaten nakil yapılan eser de bir fıkıh kitabı değil, tasavvuf eseridir. Böylelikle makalenin sonunda yazılan: “Görüldüğü gibi, bildirdiğimiz delillerin hepsi, Hanefî mezhebine göredir.” cümlesi çelişkili olmuştur. Zaten yukarıda da izah ettiğimiz gibi delil olarak alınan o bazı kitaplar Hanefi’ye göre yazılmış olsa bile kaynak kitap değildir. İçinde yazarın kendi yorumlarıyla verdiği fetvalar bulunmaktadır.

   İmam-ı Rabbani Hazretleri’nin de şu cümlesini naklediyorlar: “Farzın yanında nâfilelerin hiç kıymeti yoktur. Sünnetlerin farzlar yanındaki kıymeti de, deniz yanında bir damla su gibi bile değildir.” [m. 29, 260]

   İmam-ı Rabbani Hazretleri burada farz ile nafilenin kıyaslanamayacağını söylüyor. Namazın sünnetleri yerine kaza kılın demiyor ki. Aksine İmam-ı Rabbani Hazretlerinin Mektubat eseri baştan aşağı sünnet ve nafile ibadetleri övmek ve tavsiye etmekle doludur ve büyük bir özenle üzerinde durulur. Mesela 260. mektupta şöyle buyuruyor: “Nâfile ibâdetleri yapmak, insanı zıllere kavuşturur. Farzları yapmak ise, asla ulaştırır. Ancak, farzları temâmlıyan nâfileler “meselâ, farz namazlardan önce ve sonra kılınan sünnetler”, asla kavuşturmaya yardım ederler. Farzlardan sayılırlar. İşte, farzları yapmak, Âlem-i halka uygun oldu ki, asla götürür. Bütün farzlar asla yaklaştırırlar ise de, farzların en üstünü, en yükseği namazdır”

“NAFİLELER KABUL OLMAZ” MI?
   Kazası olanın nafile namazlarının kabul olmama meselesi müctehidler tarafından da tartışılmıştır. Bunun sebebi ise kazâ namazını, sünnet kılacak kadar bir zaman daha tehir etmenin caiz olup olmadığıdır. Yani kişinin namazı kazaya bırakması öyle bir günahtır ki, telafi edebilmek için, sünnet kılacak kadar dahi beklenmemesi gerektiği tartışılmıştır. Hazreti Ali’nin rivayet ettiği hadis-i şerif de bu minvalde değerlendirilmektedir. İşte bu Şafilere ait bir değerlendirme yoludur. (İleride gelecek)

   Hâlbuki insanlar kaza kılmak isteseler vakit problemi yoktur ve bırakın bir sünnet kılacak kadar vakit geçirmeyi, saatleri heba etmektedirler.

   Eğer sitenin takip ettiği yoldan giderek sünnet yerine kaza kılınması “yani bir sünnet kadar bile vakit geçirilmeden kazanın yerine getirilmesi” fetvasını benimseyecek olursa bir kişi, bütün vakitlerini kaza namazına hasretmesi gerekir. Çünkü zaten sünnetleri kılmamasındaki gayesi o kadar zaman bile “kazayı ertelememektir”

   Dolayısıyla bu görüşe göre kişi yemeden, içmeden ve çalışmadan arta kalan bütün vakitlerini kazaya ayırmalıdır. Çünkü sünnetin terk edilmesinin amacı budur.

   Hâlbuki İslam âleminin hiçbir yerinde ve kitabında Hanefi fıkhına dair böyle bir fetvaya ve uygulamaya rastlanmamıştır.

ALIN SİZE ŞAFİ BİR HOCADAN ANALİZ
   İtikad konusunda nasıldır tam olarak bilemiyoruz ama Şafi ilmihalinde gayet derin bir ilme sahip olan, bir çok hoca yetiştiren ve çok itibar edilen Halil Günenç Hoca bakın ne diyor.

Soru: Kazası olan kimse sünnet kılabilir mi?

Cevap: Şafi Mezhebine göre: kazası olan kimsenin sünnet ve cenaze namazı gibi farz-ı kifaye olan namazları kılması haram olduğu gibi, farz olmayan Ka’be tavafını eda etmesi de haramdır. Çünkü yemeki uyku, ticaret ve iş zamanı müstesna (yukarıda dediğimiz gibi) bütün zamanını kaza kılmaya vermek mecburiyetindedir. (ianetül el-Talibin c. 1, s. 23)

   Hanefi Mezhebinde ise; beş vakit namazın sünneti, duha – kuşluk – tesbih ve teravih gibi, hakkında hadis varid olan sünnet, kaza olsa da kılınacaktır. Fakat diğer nafile namazı kılmaktansa kaza ile meşgul olmak daha efdaldir. (İbni Abidin c. 1, s. 493)

ŞAFİLERE DE UYARI: Günenç Hoca devamında da şöyle diyor: “Şafi mezhebinde olan kardeşlerimizin bir kısmı zimmetinde kaza bulunduğu gerekçesiyle haklı olarak sünnet kılmaz. Amma bunun yanında kazasını da eda etmez. Halbuki hazır olan namazı kazaya bırakmak haram olduğu gibi, kazaya kalmaış namazı, fırsat bulunduğunda kazası için gayret gösterilmemesi de haramdır. (Halil Günenç, G. Meselelerine Fetvalar, c. 1, s. 151)

   Görüldüğü üzere şafii ilmihali yazmış bir hoca, sitenin ve Osman Ünlü’nün iddiasının “Şafiye” göre olduğunu beyan etmektedir. (Site, yazının en sonunda “dolduruşa gelinmişse” diyor. Bu hoca da mı dolduruşa gelmiş acaba!!!)

ÖZETLE
   İmam-ı Muhammed, İmam-ı Ebu Yusuf gibi Hanefi mezhebinin iki büyük imamı “sünnet ve farz olan namaza aynı anda niyet edilemez” demektedirler. (Hem geçmiş bir namazın kazası, hem de vaktin sünneti niyetiyle kılınan bir namaz, İmam Muhammed’e göre, ne farz, ne sünnet, ne de nafile olarak sahih olur. İmam Ebû Yusuf’a göre ise sadece farz olarak caiz olur; ayrıca sünnet veya nafile sevabı söz konusu olmaz),

    Ayrıca Alemgir, el-fetava’ı-hindiyye; İbn-i Abidin; Tahtavi, Haşiye ala merakı’l-felah; Abdurrahman el-Ceziri, Kitabü’l-fıkh ale’l-mezahibi’l-erbea) gibi henfi mezhebinde kaynak olan kitapların delillere dayanarak beyan ettiği görüş “kazası olanın nafile kılabilir” olduğu yönündeyken Hanefi mezhebine ait yazılmış diyerek her önümüze gelen kitaptan fetva çıkarmaya çalışmak yanlıştır. Bu temel kaynak kitaplarda geçen hüküm şöyledir:

   “Kazaya kalmış namazları kılmak, nafile namaz kılmaktan çok daha ehemmiyetli ve çok daha uygundur. Fakat beş vakit namazın sünnetleri, kuşluk, tesbih, tahiyyetü’l-mescid ve evvabin namazı bundan müstesnadır. Yani bu sünnet ve nafileler kaza namazları için terk edilmezler.”

SONUÇ
    Biz bütün bu delillere dayanarak şunu söylüyoruz: Her şeyden evvel, namazlardan önce ve sonra kılınan sünnetler bir yerde farz namazların tamamlayıcısı hükmündedir ve Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in şefaatine vesiledir. Bunun için namazını kazaya bırakan kimse bir yandan namazlarını kaza etmekle borçtan kurtulurken, diğer taraftan da sünnetleri kılarak Peygamberimize olan bağlılığını göstermiş olur. Vaad edilen savaba ve mükafata nail olacağı gibi farzların eksiklerini de tamamlayıcı ibadetleri yerine getirmiş olur.

   Kaza namazları fazla olan Hanefîlerin, sünnetleri terk ederek kaza namazı kılmalarında bir mesuliyet olduğu söylenemez. Gerek vakit namazlarının, gerekse diğer nafilelerin yerine kaza namazının kılınmasının uygun veya evlâ olmaması demek, “Sünnet yerine kaza kılmak caiz değildir” manasına gelmez. Bunu zaten kabul ediyoruz.

   Caizdir ancak Hanefi olan kişi “sünnet yerine kaza kıl” veya “sünnet ile kazaya bir niyet et” diye de zorlanamaz… Kazası olanın nafile ve sünnetlerinin kabul olmayacağı, boşa kürek çekildiği iddiası Hanefiler için geçerli sayılamaz. Biz bunu söylüyoruz… Bu hüküm (kazası olanın sünnet ve nafile namazları kabul olmaz görüşü) şafiler için geçerlidir, Hanefileri bağlamaz…

NE YAPMALI?
   Kaza namazları fazla olmayan kimseler her farzdan sonra bir vakit kaza namazı kılmayı alışkanlık haline getirirlerse güzel bir âdeti devam ettirmiş olurlar. Ayrıca Cenab-ı Hakkın mahşer günü eksik gelen farz namazları sünnetlerle tamamlayacağı hususunda rivayetler bulunduğunu da hatırdan çıkarmamak gerekir.

   “İnsanların kıyamet gününde amelleri arasında ilk hesaba çekilecekleri amel namazdır. Bu hesap güzel olursa kurtuluşa erdi demektir. Bu hesap bozuk olursa, hüsrana düştü demektir. Eğer farzında eksiklik çıkarsa Aziz ve Celil olan Rabbimiz bildiği halde meleklerine şöyle buyurur: Kulumun farz namazına bakınız. Onu tam mı yoksa eksik mi kılmış? Eğer o kimsenin farz namazı tam ise, onun için namaz sevabı tam olarak yazılır. Eğer farz namazından biraz eksik olursa, ALLAH Teâlâ şöyle emreder: Bu kulum için nafile namaz var mı? Bir bakınız. Şayet o kimse için nafile namaz var ise şöyle buyurur: Kulumun eksik olan farzını nafilesinden tamamlayınız. Sonra farz olan diğer ameller de bu şekilde ele alınır.” (Ebû Dâvud, Salat: 144; Tirimizi, Salat:91; Muvatta, Sefer: 89; Ahmed b. Hanbel, 2/290, 425, 4/65, 103 5/72,377; Nesâî, Salat: 9, No:1232)

   Kaza namazları çok büyük bir yekûn tutan (10, 25 yıl gibi) kardeşlerimiz her vaktin ardına kaza kılıp, günün sonunda bir günlük daha kaza kılabilirler. Bunun dışında günün belli vakitlerinde de kaza namazı kılabilir ve 1 günde üç günlük kaza kılmış olurlar. Böyle devam etmeleri halinde 3 yılda 9 yıllık kaza bitmiş olur.

   30, 40, 50 yıllık bir kaza hesaplıyorsanız ve gönlünüz çok darlanıyor ise vakitlerinizi boşa harcamamak kaydıyla namazın sünnetlerini de kazaya ayırabilirsiniz. Ancak “namazın sünnetlerini kaza olarak kılıp” diğer vakitler hep israf ediliyorsa bu da çok doğru değildir. Böyle durumdaki bir kardeşimiz, kendisini kaza kılmaya vakfetmeli, gece gündüz demeden borcunu ödemelidir. Bu durumda namazın sünnetlerini de kaza kılarak günde 4 – 5 günlük kaza kılabilir. Bir yılda 5 yılı devirebilir. 8 yılda 40 yılı tamamlar.

NE ZAMANA KADAR DEVAM EDİLİR?
   Sayısı bilinmeyen kaza namazlarında kaba taslak bir hesap yapılır. Mesela 25 yaşındayım, 12 yaşında akil baliğ olsam 13 yıllık bir kaza var. Bu hesaba göre kişi kazasını kılar. Senesini doldurunca artık gönlü mutmain oluncaya kadar devam eder.

Konu inşaAllah anlaşılmıştır… Dolduruşu gelen yoktur ama, içi doldurulmaya çalışılan bir iddia vardır…

DİNİMİZİSLAM.COM SİTESİ HAKKINDA

   Bu sitenin böyle bazı vukuatları mevcuttur. Mesela çarşafın İran’dan geldiğini iddia ederler. Biz buna da cevap vermiştik BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ

   Sarık sakal gibi sünnetleri zevaid deyip, yapılmamasını da çok basite indirgerler… Biz bu konuyu da işlemiş, sarığın İslam nişanı olduğunu yazmıştık. BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ

 www.ihvanlar.net

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

SON DAKİKA

Son 5 Yorum

  • gercek
    Bir de akp hükümetininin ve baskan erdogan'in »
  • Hoca İdris Zâde
    https://youtu.be/i7d_sAejyC4 Bâlâdaki linkde »
  • Ethem emre
    Bazen iyi niyetle yapılan çalışmalar tam ters »
  • Yazıcızade
    Ak Parti kabinesi Mevlüt Çavuşoğlu, Hulusi ak »
  • Yazıcızade
    İlim yok, politika yeteneği var. İlim yok, ke »
  • İLGİLİ HABERLER